Ahiret ve Daru’l-Ahiret

Son yazışmalarda geçen bir kavram olan ”ahiret”in ayrı bir başlık altında çalışılması gerekir diye hissettim.

Kur’an’ın insanlara takdim ettiği  esas kavramlarının biricisi Tevhid ve ikincisi ahiret, yani öldükten sonra diriltilme haberidir.

Konuya özet olarak girmek istiyorum:

Ahiret, Sebep-sonuç ilişkisi (düzen, nizam) içerisinde var edilen bir olay karşısında, bilinçli bir insanın ulaştığı sonuç, yani o olayı değerlendirmesinin ahiri, sonucu.

Dar’ül-ahirah (Ahiret Yurdu) ise: Bu sonuçların buluştuğu, toplandığı yer.

Bu tanımlar, eğer doğru ise, hem bizim yaşadığımız halin şimdiki sonuçlarını ve hem de bu yaratılış biçimindeki (dünyadaki) hayatımızın sonuçlarını içerirler.

Mesela, bir öğrencinin, eğitim kurumundaki aldığı eğitimin sonucu, hem o andaki o öğrencinin öğrendiklerini ve hem de bunların toplamının eğitim süreci sonunda kendisinin ulaştığı (insan açısından, ulaşacağı) mertebeyi gösterir.

Risale-i Nurlardan Mesnevi-i Nuriye adlı eserdeki şu cümle konunun anlaşılmasında faydalı oldu, benim için:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil nefis, âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünya ile bağlı bir menzil zannediyor.” Link

Demek ki, “ahiret” dediğimizde, eğer hatırımıza ve duygularımıza, şu andaki takındığımız tavırın sonucundan (ahiretinden) hariç, ondan bağımsız, bir başka alem gelir, ve anlayışımızın bizim üzerimizdeki bıraktığı izi, daha sonra yaratılacak bir varlık gibi hissedersek, bu anlayış “gafil nefsin” takındığı bir anlayıştır.

Örneğimize dönelim. Öğrenci, eğitim sırasında girdiği imtihanların her birinin sonucunu, eğitim sonunda alacağı diplomadan bağımsız olarak değerlendirir ve “Dinlediğim ders ayrı, diplomam ayrı, sınavdan aldığım notlar ayrı, diplomamın notları ayrı,” derse, kendisini kandırıyor, demektir.

Katıldığı dersten öğrendikleri veya öğrenmedikleri, o dersin sonucu (ahireti) olarak, o öğrenicinin seviyesini doğrudan, o anda etkilemekte olduğunu bilmesi gerekir.

“Dar’ül-ahiret” de, diplomayı aldıktan sonraki hayatı gibidir. Hangi derecede diploma almaya hak kazanmışsa veya almamaya hak kazanmışsa ona göre varlığının devam ettiği yer, gibidir.

Her bir anımızda “ahiretimizi” yaşadığımızın bilincinde olmak, “ahiret yurdu” için, “ayrıca yaratılacak,” diye görmeyip, her bir olayda “ahiretimizi” inşa eden bir tavır takınıyoruz diye bilmek, “ahiret”e imanın esasıdır.

Bu kainatın varlık alemine gelişinden anlıyoruz ki, Yaratıcı’nın sonsuz denilecek sayıda yaratma usulü var. Zaten her bir olay, “ayrı bir yaratılıştır.” Doğum bir yaratılış, ölüm bir yaratılış, gençlik bir yaratılış, ihtiyarlık bir yaratılış, sıhhat bir yaratılış, hastalık bir yaratılış, bu dünya bir yaratılış, başka tür dünyalar da başka tür yaratılışlardır. Biz bunların hepsinin yaratılıyor olduğunu burada gözlemliyoruz.

Ölümün bizim için yaratılışından sonra bir başka varlık düzeyinde yaratılıyor oluşumuz akıldan uzak değildir. Bu alem, böyle yaratılışların sayısız örnekleriyle doludur. Konumuz, bizim “ahiret” anlayışımızı hangi esaslar üzerine oturtacağımız hakkında olduğu için, burada şimdi ahiret’in varlığının delillerini konuşmak maksadımız değildir. Ancak, “...âhireti dünyanın bitişiğinde ve dünya ile bağlı bir menzil...” diye telakki etmek yanlıştır, derken, “Ahiret Yurdu” diye bir tür yaratılış yoktur, denmek istenmediğini de bilmemiz gerekir.

Şu anda yaşarken, takındığım tavrın benim doğrudan “ahiret yurdumu” oluşturduğunu, ve dolayısıyla, şu anda yaratılanlar karşısında takındığım tavrın benim “ahiret”im olduğunu bilerek yaşamak gerekir.

Özetle, ahiretim, şu anımın sonucudur.

“Ahiret” ile ilgili ayet ve hadisleri, bu anlayışa göre okursak, dünyamızın değiştiğini göreceğiz. Hatta “din” anlayışımızın da. “Din,” bize şu anda sunulan bu mükemmel dünyanın bize taşığı mesaja karşı olan “borcumuzu” ödemektir. Ama şu anda ödemektir. İleride bir ayrıca mükafat beklemeksizin. Zaten borçluyuz. Ayrıca bir mükafat mı beklenir? Şu anda bize zaten her şeyi mükafat olarak Veren’in mükafatı Sonsuzdur. Fakat benim görevim, şu anda verilene karşı borcumu şu anda ödemektir.

Şu anda yaratılan dünya nimetlerine karşı teşekkürümü ifade etmek istediğim, yani o nimetleri tanımak ve takdir etmek için mukabelede bulunduğum bir namazımın ayrıca, huzur-u İlahide bulunmanın mükafatından başka, ne gibi bir karşı ödemede bulunması için bu nimetleri bana Veren ile, ”Ben Sana ibadet ettim, Sen de bana ileride ödeme yapacaksın,” dercesine bir ilişkide bulunabilirim ki? O zaten hep Verendir, ikram edendir, tekrar tekrar vereceğinden emin olmak ayrı bir iman konusudur. O, İkramı Mutlak, Sonsuz olandır, dün verdi, bugün veriyor, yarın da vermesine engel bir neden görünmüyor. Onun mutlaka yine vereceğinden emin olmak, benim ibadetimin karşılığı değil, Onun Kereminin Sonsuzluğunu idrak etmektir.

فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

” … [Ey] Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.” Yusuf (12):101

Bu dünyada “velimiz” kim ise, şu dünya hayatının her bir anının sonunda, yani ahirinde de “velimiz” o olacak.

Her bir yaratılışın “ahiret”ini, “hüsn-ü hatime” (güzel bir hayat sonucu) ile buluşturmak ümidiyle.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Usûle Dair
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın