Allah’ın Rızası Ne Demek ve Neden Önemli?

Abdullah Berâ  – Allah’ın rızası ne demek ve bu rızayı kazanmak neden önemli?

Bizi var etmiş, bize nimet vermiş (ve ilişkili açıklamalar) pek tatmin edici görünmüyor. Nimetleri düşünerek ve nimetler karşılığında rıza arayışı biraz çıkarcı bir yaklaşım gibi.

Bu konuyu biraz daha açacak bir şeyler söyleyebilecek olan var mı? Şöyle meselenin “özünü” ifade edecek…

Ali – Bu soruyu ben de çok sordum. A. Berâ kardeşimizin beklediği meselenin “özünü” ifade edecek bir cevabım yok, fakat uzun süre rıza-yı İlahi’nin bahsi geçtikçe ben de “özünü” anlamak istemiştim, ama nafile!

Arkadaşlar, gelin bu meselenin biraz üzerine gidelim, “tefekkür-ü duaiye” yapalım. Cemaatin bereketine mazhar oluruz, inşaAllah.

Hep “Allah rızası” diye bahsedip duruyoruz. Samimiyetle de kullanıyoruz bu ifadeyi, Ama gerçekten ne kastettiğimizi sorguladığımızda çok farklı cevaplarla karşılaşabiliyoruz.

Genellikle bu cümleciği kullanmaktan maksadımız, “Ben yaptığım bu işi bir karşılık beklemeksizin yapıyorum” demek istiyoruz. İnsanlardan bir karşılık beklemiyoruz ama belki de “Allah’tan” veya “ahirette” bir karşılık bekliyor olabiliriz. Acaba “rıza-yı İlahi” dediğimizde böyle bir kasıt doğru mudur veya yeterli midir?

“Allah’tan karşılık” beklemek ne demektir? “Livechillah”, “lieclillah” , “rızaen lillah” ifadeleri bunları mı kastediyor?

Kur’an’daki bir ayet tefekkürümüze “Rehber” olsun: “Razıyallahü anhüm ve razu anhü” kelime kelime anlamı: “Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan,” (98: 8). Allah’ın bizden razı olması hangi şartlara bağlıdır? Aynı surenin bir önceki ayeti şöyle: “İman edenler ve ‘amel-i salih’te bulunanlar, mahlûkatın en hayırlılarıdırlar.” (98: 7). İşte bu kimseler için “Allah onlardan razıdır” deniliyor. Ayrıca, bu kimseler için önemli bir ifade kullanılıyor: “onlar da Allah’tan razıdırlar.”

Peki, “Allah’tan razı olmak” ne demektir? Eğer bunun cevabını bulursak, denklemin diğer tarafının da (Allah’ın bizden razı olması) ne demek olduğunu kavramamızda yardımcı olur diye düşünüyorum.

Kısaca Kur’ani ifadede,  “Allah’tan razı olmak”, “iman etmek” ve “amel-i salih”te bulunmak anlamına denk geliyor. Yani, hem kendi yaratılışımızı (insanı duygularımızın tümünü) ve hem de diğer bütün mahlûkatı (o mahlûkatta devamlı yenilenerek tecelli eden tüm özellikleri) O’nun yaratıcılığına teslim etmek ve bu teslimiyet ile “amel” etmektir. Bu takdirde, bir “amel”in “salih” olması için, (a) yaptığımız tercihin, yani bizdeki algılama özelliklerimizin ve hem de (b) yaptığımız tercih (fiili duamız) neticesinde yaratılan sonucun doğrudan doğruya Yaratıcıya teslim edilmesi şuuruyla yapılması demektir.

Bu meseleyi “modern” bir örnek ile anlatmaya çalışırsak: Bir bilgisayar programcısının kendisinin dizayn ettiği programı bize öğretecek bir kurs verdiğini düşünelim. Kurşun sonunda (Kalu bela’yı hatırlayalım – hepimiz bu kursu aldık, hem de en mükemmel şekilde aldık – “ahsen-i takvim”de yaratıldık) biz bu programı kullanmaya başladığımızda iki boyutlu iki durum ortaya çıkar:

1a- Programı yapanı takdir ederek programı kullanırız. Yani, programı, onu Yapan Mühendis adına kullanırız, hep Onu anarız, “Ne güzel, ne hikmetli vs yapmış” der, her mükemmelliği gördükçe takdir ederiz, “Ondan razı” oluruz.

1b- Bizdeki programı kullanma kabiliyetini de bize Onun öğrettiğinin bilinciyle davranırız. Yani, her işlem yapışımızda, Onun adına kabiliyetlerimizi kullanır, Kendisinden memnun olarak (razı olarak) programdan faydalanırız. Programı kullanırken ne kadar güzel öğrenmiş isek o kadar güzel kullanırız. Bizim programı kullanma kabiliyetimizi geliştirdiğimiz oranda programı kullanmayı bize öğretenden memnun oluruz; memnuniyetimiz oranında da bu “amel”imiz “salih” olur.

2a- Programı Yapan Mühendis, bizim kendisinden razı olmamızdan memnun olacağını insani duygularımızı kullanarak anlıyoruz. Bizim Ondan razı olduğumuz oranda -programın detaylarına muttali olduğumuz oranında- Onun da bizden razı olacağını anlıyoruz.

2b- Programı ne kadar güzel kullanırsak, o kadar programın yapılış maksadını gerçekleştirmiş olacağımızdan, Programı Yapan Mühendis’in maksadının gerçekleşmesinden memnun olacağını (razı olacağını) yine insanı duygularımızı kullanarak anlayabiliriz.

Şimdi kâinata ve Kur’an’a yaklaşım usullerimizi hatırlayarak konuyu anlamaya çalışalım:

Benim esas görevim benim Ondan razı olmamdır. Onun benden razı olacağını, Kendisinin bana “emanet” olarak verdiği insani duygularla ve Elçileri vasıtasıyla gönderdiği Mesajla anlıyorum. Fakat ben Onun benden razı olmasının “mahiyetini” anlamaya kalkmam, benim “yaratılmışlık” gerçeğimi aşmam ve dolayısıyla spekülasyona girmem demektir. Özetle, “Vazifeni yap, vazife-i İlahiyeye karışma.”

Benim Ondan razı olmamın iki aşaması var: 1- yaratılandan razı olmak, 2- bizim yaratılanlarla olan ilişkilerimizi kurmaya vesile olan insani duygu, kabiliyetlerden razı olmak.

Gerek ilişki kurduğum dış dünyada yaratılan (afak) ne varsa ve gerekse bana emanet edilmiş duygularımdan neler varsa (enfüsi) bunların hepsini Onun bana verdiği bilinciyle, vermesini takdir ederek Onun adına kullanmam, Ondan razı olmam demektir.

Eğer ben Ondan razı olursam, Onun da benden razı olacağını hem duygularımla ve hem de Kur’an’la vadediyor, ben de ümit ediyorum.

Demek ki, “Allah rızasını kazanmanın” “Bir karşılık beklememek” ile bir ilişkisi yokmuş diye anladım. Zaten ne bana aittir ki onu kullandığım zaman ondan bir karşılık bekleyeceğim?

“Allah’ın rızasını kazanmak” kendi başına değil de, benim Ondan razı olmam için önemli. Ben Ondan razı olacak şekilde yaşarsam, ancak o takdirde yaratılış maksadıma uygun hareket etmiş olduğumdan, varlığım ile bir çelişki yaşamayacağım demektir. İnsani duygularımı yaratılış maksadına uygun olarak kullanmış olacağımdan hayatımda bir “çelişki”, “sürtüşme”, “gerilim” söz konusu olmayacak ve dolayısıyla “huzur”u yaşayacağım, ki buna “Selam” “Peace” veya “İslam” “Living in peace” denir.

Yukarıdaki açıklamaları iki temel kabul üzerine kurulduğunu fark ettim: a- Kendisinin yaratılmışlığını kabul eden bir kişinin tahlili yapıldı. b- İnsan iradesini kullanmada serbest bırakıldığı, Peygamber ve/veya Kur’an ile gönderilen mesajın bizim için “Rehber” olduğu, irademizi sınırlayıcı olmadığı kabul edildi. Yani, bu konular tartışmaya açılmadan kabul edildi.

İnşaAllah sizlerin de tefekkürlerini paylaşmanızı bekler, “Rıza” dairesinde bir hayat yaşamamızı Rabbimizden temenni ederim.

M. Ali – “Allah’ın rızası ne demek ve bu rızayı kazanmak neden önemli?” meselesini ben hep şöyle anlamışımdır: “İnsanın, kendi default (kodlanmış) değerlerine göre hayatını devam ettirmesi…”

Yeterince “öz” oldu mu, A. Berâ? :)))

Biraz daha açarsak:

Yaratılışımızda konulmuş özellikler var bizim ve onları nasıl kullanacağımız da fıtratımıza kodlanmış (his, vicdan gibi araçlarla).

Verileni, verilme amacına göre kullanınca Allah “razı” oluyor.

Biz de, “Ne güzel! Her şey yerli yerinde… Ne harika bir sistemmiş bu” demekle Ondan razı oluyoruz.

Sulh içinde yaşamak demek bu demek diye anlıyorum ben… Kendinle barışık ol diyorlar ya hani bazıları…

Alan memnun, veren memnun… Oh, ne ala memleket…

Yoksa mesela birinin kalbini kırdığımızda, ona pasta börek alıp, kusura bakma diye gönlünü alma çalışması gibi değil Allah’ı razı etmek. Yani kafası bozuldu bize de onu düzeltmeye çalışıyoruz değil.

Ammaaaa, elimize free will (serbest cüzi irade) verilince iş rayından çıkıyor… Eğer free will olmasaydı, her şey tıkırında gidecekti–aynen melekler gibi… Ancak meleklerden üstün olabilme potansiyelini kaybedecektik o zaman… Bir free will uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor… gibi görünse de nihayetinde bu işte kazanan free will’i olan insanlar.

Kendi kafamıza buyruk yaşamaya başladığımızda, çarklarda problem çıkıyor. Dişlilerin içine bir parça düşünce gıcırtı çıkıyor… Bu hale, “razı olmama hali” deniyor; ne O benden, ne de ben Ondan… İla ahir…

Söylemesi kolay da….???? :)))

Ali – Allah razı olsun, gayet güzel bir özet. Bir ilave de ben yapıyım istedim, free will’im ile:

Belki de şöyle demek gerekiyor;

“Bir free will sayesinde ya Rab ne güneşler doğuyor!”

Doğacak İnşaAllah. Ama Mehmet Ali hocanın dediği gibi, söylemesi kolay, kanaatimce, yapması da kolay :))) Hani bir yapılabileceğine güvenip talip olsak Rabbimiz verecek de, talebimiz yok. Nefse güven değil, Rabbimizin vereceğine güvenimiz yok. Şeytan, “Sen kim, Rabbiyle huzur içinde, barış içinde yaşamak kim?!!” Bir de, “Sen çok mütevazisin, şimdi ‘Allah dostu’ (Veli) mi olmaya kalkacaksın canım,” diyor. “Onlar başkaydı!” Sen onlar gibi hiç olamazsın, otur olduğun yerde, sürün. Rabbinden sakin ola ki öyle bir marifetullah falan isteme, namazını kıl, yeter!”

Herhalde buna derler “YE’S” diye.

Allah Şeytanın vesvesesinden ve tuzaklarından bizi muhafaza etsin.

Erkan – Allah güneşin davranışından razıdır. Güneş Allah’ın rızasına uygun davranıyor. Her an emri yerine getiren sadık salih bir kul gibi yaratılışı yaşıyor. “Artık doğmam, yoruldum, usandım veya şuradan ışınlarımı esirgeyeceğim” demiyor (diyemiyor). Bunun gibi yaratılış fiilinin her anına mükemmel derecede uyum sağlayan her varlık, Allah rızasına uygun davranıyor. Bu uyumun sağlanması suhuletle gerçekleşiyor. Asla emre itaatte isteksizlik göremiyoruz. Artık ses dalgalarını iletmek istemeyen hava zerreciklerinin olmaması ve olamaması gibi… Her şey nihayetsiz Kudret Sahibinin Elinde yoğruluyor, var oluyor.

Bu süreçte insan farklı bir konuma sahip… Yaratılış halini seçme hakkına sahip olarak yaratılmış. İnsan iradesini sonsuz ahenge uygun biçimde kullanırsa Allah rızasına ulaşmış oluyor. Örneğin Allah her insanın cennete girmesini ister. İnsan bunu kolay kolay isteyemez. Haset, çekememezlik gibi nefsani tuzaklara düşebilir. Allah’ı tanımaya başladığında bu hatanın farkına varır. Herkes Rabbin sonsuz nimetine vasıl olsun ister. Bu Allah rızasına uygun düşen bir davranış olur. Allah’ın sıfatlarını varlığında yansıtan bir ayna olarak insan, diğer aynaların (insanlar ve diğer mahlûkat) da sonsuz kudret ve hikmeti yansıtmasına vesile olacak her davranışı Allah’ın rızasına uygun olur.

Fatmanur – Yazılanlardan şunu anladım kısaca:

Allah rızası için (bu iyiliği) yaptım:  yani O’ ndan razı olmak için; yani onun Rahimiyetinin (yaptığınız iş hangi ismin tecellisini anlamanıza vesile oluyorsa onun) dünyamda yeniden gündeme gelmesi ve kalbimde onun Rahimiyyetine karşı şüpheler varsa onların izale olması ve bu hakikati aklen olduğu gibi kalben de tasdik edebilme yolunda bir adım atmak niyetiyle yaptım. (O’nu ne kadar iyi tanırsam o kadar kolay razı olurum O’ndan.)

“Allah razı olsun” şu demek olmalı: inşallah bu yaptığınız hareket sizin dünyanızda Rabbinizin bir isminin tecellisine vesile olarak sizin O’ndan razı olmanız yolunda bir adım olmuştur.

İman ve amel-i salih benim Allah tan razı olmam için gerekli ruha kavuşmamı sağlıyor. Tersinden düşünürsek eğer kendimi Allah’tan razı hissetmiyorsam, kâinatla ve hadiselerle alakalı problemlerim varsa, “hakiki bir imana sahip miyim ve amellerim gerçekten salih mi” bunlara bakmam lazım çünkü hakiki imanın ve amel-i salih in beni O’ndan razı olacak bir ruha kavuşturacağını vaat ediyor Kuran.

Risale-i Nur’daki ilk sözler Hâlık’tan razı olan insan portreleri sanki.

Katılanlar: Abdullah Berâ, Ali Mermer, Mehmet Ali Akgün, Erkan Göktaş, Fatmanur Köksal.

 

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Müzakereler

Yazar Hakkında:

Çeşitli imani konular üzerine yapılan e-posta yazışmaları Müzakereler kullanıcı ismiyle yayınlanmaktadır. Diğer yazıları için tıklayın.

4 Yorum - "Allah’ın Rızası Ne Demek ve Neden Önemli?"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

  1. rıza dedi ki:

    kader dediğimiz bize verilenler anlamı taşıyor benim için.zeka seviyesi, vücut elbisesi , kalp derinliği gibi.bunların hiç biri benim seçimim değil.ama bu dünyaya getirilmişim işte.fakat görüyorum ki bu dünyaya bizi bir getiren ve misafir eden var ve her misafir gibi ev sahibine uygun gelip uygun gitmemiz; edepsizliğe girmememiz gerekiyor.işte benim tercihim bu noktada sadece edeple alakalı olduğunu düşünüyorum.ev sahibi şurada yat dediği zaman “hadi oradan” deme edepsizliğinden korkuyorum.yada beni aç bıraktığı zaman “nasıl ev sahibisin” demekten çekiniyorum.yada düştükçe, düşünce “ne tedbirsizmişsin ,yıktın beni” deme ukalalığından.ama nefsime ağır geliyor ” o senden razı sen ondan razı ” nasıl olunur diye düşünüyorum ? düşünmeye halen devam ediyorum!kendimde sadece edeplenme konusunda bir ihtiyar-irade hissediyorum.”bahtına düştüm bana yardım et” demeyi istiyorum.çünkü kendi varlığım sonsuzluklar perdesini yırtıp sahneye çıkıyor.tek perdeyi aşamasam biliyorum sahneye de çıkamayacağım, seyirciye de ulaşamayacağım.hatta seyirciyi geçtim kendime bile ulaşamayacağım. o kadar yokluk perdelerinin sarmalından çıkartılıp sahneye çıkmaya muhtaçken sahnede alacağım rolün ne önemi olacak?Shakespeare sahnelenirken ve oyuncu olarak benim  o sahnede anlamımı  bulacakken aldığım rolün büyük yada küçük olmasının ne önemi var,İŞTE SAHNEDE VAR OLACAĞIM.üstelik Shakespeare diyor ki “sana verdiğim bu rolü iyi oynarsan sana daha sonrakinde çok daha büyük ve çok daha güzelini vereceğim”şimdi bu rolü nasıl iyi oynamaya çalışmam?benden söylememi istediği zikirleri nasıl harfi harfine, söyleniş tonlamasına bile dikkat etmeden söylemem???sadece burada tüm yaptığım; tüm iyi oyuncular gibi rolümü yorumlamam.yani rolümü güzel yorumlamam.başkada zaten elden ne gelir ki?Allah kaderimizi mutlak güzel yazmıştır.fakat biz edepsizliğe vurmazsak tabi !hayırlı yorumlamalar kardeşlerim.çok şükür rolümüz var !batırmazsak mutluluğu sonsuza kadar !

  2. İBRAHİM MERMER dedi ki:

    (Kursun sonunda (Kalu bela’yı hatırlayalım – hepimiz bu kursu aldık, hem de en mükemmel şekilde aldık.) diye yazmışsınız. Kalu bela ile ahsen-i takvim arasında ne ilişki var? Vakıa şu ki: Kalu bela’yı da bilmiyoruz.

    • Mehmet Ali Akgün Mehmet Ali Akgün dedi ki:

      Kalu bela, insanlar dediler ki evet sen bizim Rabbimizsin. Ne zaman? Simdi. Kendi fitratiniza donup bakin, bunu tasdik eden bir yaratilisin oldugunu goreceksiniz.

  3. Can itiraf dedi ki:

    Benim anladigim, Allahın belirledigi olculerde şeklen ve batın olarak , ne insanların ne de heva i nefsin payı olmadan … Bu isi gerceklestirmissinizdir demek (Allah razı olsun) ..Allahtan razi olmak ise ; Kanaat miktari yasamak ve O na yaklastirmayan malayani islerden hevai nefsin durtulerinden siyrilmak Mukarreblige soyunmak cemalini musahadeyi amaclamak yani riza makami muttakiligin bi ustu benim anladigim bu ,,,, Cok guzel bi site gercekten her okudugumda kurdugum cumle bu

Fikrinizi Paylaşın