Aranması Gereken Meçhuller

Leyletu’l-Kadr gibi hep “aranması” gereken meçhuller, bilinemezler (veli kişiler, Cuma günü dua kabul vakti, deccal, mehdi, ecelimiz, kıyamet vs) tarif gereği bilinemezler. Yani onların bilenemez oluşudur, onları kıymetli yapan. Bilindiği zaman onların kıymeti kalmaz! O gece Kadir Gecesi olmaz! Aranmayan bir gece Kadir Gecesi olabilir mi? Tarif gereği kendini inkar eder.

Şu noktaya dikkat etmemiz lazım:

83. İnsanlarda velî, Cumada dakika-i icabe, Ramazan’da Leyle-i Kadir, Esmâ‑i Hüsnâda İsm-i Âzam, ömürde ecel meçhul kaldıkça, sair efrad dahi kıymettar kalır, ehemmiyet verilir. Yirmi sene müphem bir ömür, nihayeti muayyen bin sene ömre müreccahtır.” Mektubat, Hakikat Çekirdekleri.

Yani onların meçhuliyeti sayesindedir ki, biz her bir insanı veli olma ihtimaliyle karşılarız, her bir gece Kadir Gecesi olma ihtimali ile kıymet kazanır, her an ölüm anımız olabilir diye çok dikkatli oluruz. Her yanlış ve zararlı fikir üreten kaynak Deccal olabilir diye uyanık oluruz vs.

Ancak Kadir Gecesi’nin bilinemezliği sayesinde bütün gecelerin Kadir Gecesi olma ihtimali vardır ve ona göre kıymet kazanır ve muamele edilmelidir. Türkçede “her geleni Hızır bil” derler ya. Hızır bilinemez de ondan. Eğer ben Hızır’ı bilsem, diğer hiç kimseye Hızır olma ihtimaliyle muamele etmem ve böylece Hızır’ın kim olduğunun bilinemezliğinin değeri kalmaz ve diğer insanların da değeri böylece kaybolur.

Bilinse, o Kadir Gecesi olmaz. Çünkü Kadir Gecesinin kıymeti “bilinemezliğinden” kaynaklanıyor. Kadir Gecesini bulduğunu söyleyen “aramayı” keser. Aranmayan Kadir Gecesi değildir. Onun kıymeti aranmakta idi. Sormayı bırakan cevap alamaz. İstemeyene verilmez. Buldum diyene, “Haydi git senin olsun” öyleyse denir. Muhtacım diyene Rahmet gelir vs.

Bulduğumuzdan emin olamaz mıyız?

Bulduğumuzdan emin olsak kul olmazdık. Sahabenin kendilerinin imanından emin olamamalarının esprisi burada. İman”ın hakkaniyetinden emin olmak başkadır, benim o imanı elde ettiğimden emin olmam başkadır. Dikkat etmek lazım. Bunlar “bilgi” değil, prensiplerdir, düsturlardır. Hiçbir zaman ihmal edilmemesi gereken düsturlardır. Eğer bir düşünce biçiminde bu düsturlardan birisine aykırı bir cümle veya hüküm varsa o düşünce şekli tamamen yanlıştır. Düsturda yanlışlık ayrıdır, “bilgi”de yanlışlık ayrıdır. Bilgideki yanlışlık düzeltilmese de olur, ama düsturdaki yanlışlık düzeltilmedikçe her şey yanlış gider. İman eğitimi bunun için vardır.

Pusulayı düşünün, pusula yanlış gösterdiği zaman, yol almak için bütün harcadığımız emekler boşunadır, belki de aleyhimizedir. Yanlış istikamette yol almak, hedeften uzaklaşmaktır. Onun için, eski yanlış bildiklerimizin düzeltilmesi gerekir, onlar düzeltilmeden (buna İngilizcede “unlearning” denir ve zor bir iş olduğu söylenir) yeni yol almak mümkün değildir.

Düşünün bir kere, İstanbul’dasınız ve Mekke’ye gitmek istiyorsunuz. Düsturunuz, yani pusulanız yanlış gösteriyor. Ne kadar hızlı yol alırsanız, o kadar Mekke’den uzaklaşır ve kendinizi ya Moskova’da veya Atina’da bulursunuz. Şimdilerde böyle işler çok oluyor. Önce koşmayı durdur, bir dur, pusulan doğru çalışıyor mu diye bir düşün, araştır, ondan sonra istersen yavaş yavaş yürü, korkma, yolun sonu Mekke’ye çıkacak. Ulaşamazsan da yolunda ölür, şehid olursun. Diğer türlü elinde Mushaf kendini Atina’da bulursun. (Atina akılcılığın, hakikati ben bulacağım demenin, felsefenin, sembolüdür.)

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın