Evlilik Öncesi ve Sonrası

Ali – “Bir kişiyi tanıyor musunuz?” diyene karşı verilecek, atasözü haline gelmiş cevapta: “Kardeşim, nereden bileyim, birlikte seyahat etmedik, beraber oturup bir yemek bile yemedik ki” denir.

Bir kişinin kendisini bir din ile tanımlaması, o kişinin o dine inancını göstermez, yalnızca toplumdaki din kimliğini gösterir. Yani, bir tür siyasal kimliktir. Yaratıcısı ile olan ilişkisinin gerçeğini yansıtmaz. Bu gerçeği ancak yaratıklara karşı takındığı tavır yansıtır.

Evlilik öncesi vaatler, “cicim ayı” davranışları veya toplumdaki hâkim olan dininin ritüellerine uyup uymamak, bir kişinin gerçek kimliğini temsil etmez. Günlük hayatındaki çevresi ile ilişkisidir bir kişinin gerçek kişiliği.

Geçimsizliklerin oranı, kâinatı, Yaratıcısının adına kullanmayanların oranına tekabül eder. Yaratıcının tanımı ve kişilerin kendilerini Yaratıcıları ile ilişkilendirmeleri çok değişik şekillerde gerçekleşir. Her “Allah’a inanıyorum” diyen, diğer yaratıklarla ilişkisini Allah adına kurmadığı gibi, her “inanmıyorum” diyen de, neye inanmadığını tam tespit etmiş olmayabilir. İnanmadığını dile getirenlerin çoğunluğu, kendilerine takdim edilen “din” anlayışını makul bulmadıkları için, tamamen “din”in hakikatini reddettiklerini zannederler. Hâlbuki vicdanlarının hatırlattığı yaratılmışlıklarını kabul edip, sanki kendi dünyalarında kurdukları bir “inanç” ile yaşıyor olabilirler. Böylesi kişilerin hem din ile ilgisi olmayıp, hem de kâinat ile olan ilişkisinde “bencil” davranmamaları bizi şaşırtabilir. Kişilerle olan ilişkilerinde de, gayet saygılı, hak ve hukuka riayet ediyor olduğunu görmek mümkündür.

Evlilik öncesi dikkat edilecek hususlar

Şu âlemin kendi payına düşen parçacıklarını, kendi nefsanî arzuları doğrultusunda kullanan bir kişi, kâinatın bir parçası olan seni de kendi arzuları adına kullanacaktır.

Yediği yemeğin bizzat kendisini düşünen, o yemeği ikram edeni düşünmeyen, seninle olan ilişkisinde de, senin ikramını görüp takdir etmeyecektir. Yemeğin tabağını sofrada bırakıp kaldırmadan giden, seninle olan ilişkisindeki menfaati bitince, seni olduğun yerde bırakıp gidecektir.

Beraber olduğunuz bir kişi sizden ayrıldıktan sonra, o kişi hakkında dedikodu yapan birisi, sen ayrıldıktan sonra da senin dedikodunu yapacaktır.

Kiraladığı evde veya kaldığı lojmanda eğer, mesela, su veya elektrik kiraya dâhil ise veya lojmanı veren kurum tarafından karşılanıyorsa, suyu veya elektriği horca kullanan kimse, seni de, eğer bizzat kendi menfaatini ilgilendirmiyorsa horca kullanacaktır.

Güzelliği bizzat güzel olduğu için değil de, kendisini güzel gösterdiği için seven bir kişi (mesela evinin düzenini kendisinin düzenli olduğunu gösterme aracı olarak değerlendiren bir kişi) seni de, kendi itibarına katkıda bulunduğun kadar sevecektir. Bizzat senin değerini takdir ettiğinden değil.

Bu örneklerin sayısını artırmak mümkün.

Bu özellikler eğer sizde de varsa, siz de eşinize böyle davranacaksınız demektir. Lafla peynir gemisi yürümez. “Ben söz veriyorum, eşime güzel davranacağım” demek ile kendinizin değişeceğini zannetmeyiniz. Kâinat ile olan ilişkiniz değişmedikçe eşinizle olan ilişkiniz de değişmeyecektir.

Evlilik sonrası dikkat edilecek hususlar

Çoğu evlilikler, güzel güzel geçinip gidiyor olmaktan dolayı devam etmez. İmkânsızlıktan, alternatifsizlikten, “Daha iyisini mi bulacağım?” çaresizliğinden dolayı “beraberlik” veya “aynı evde kalma” hali devam eder. Buna evliliğin devamı değil, çaresizliğin devamı, menfaat birliğinin devamı denir. “Bu çocuklarla ne yapacağım ben?” veya “Bu yaştan sonra boşanalım mı, yani?” gerekçelerinden dolayı bir çatı altında kalma denir.

– Evlenmeye karar vermeden önce tanı müstakbel eşini. Değilse, çok geç olmuştur. Şimdi artık görev sende. Kendine dikkat et.

– Hiç kimse mükemmel olamaz. Eksikliklerini, zafiyetlerini bilerek ölç tart ve ondan sonra karar ver. Bir kere karar verdikten sonra sorumluluk artık sendedir.

– Allah adına beraberliğinizi karar altına aldıktan sonra (nikâhtan sonra, evlilik merasiminden değil) o eksiklikleri, zafiyetleri kabul et ve bir daha o eksikliklere dikkat etme, öylece kabul et ve kesinlikle düzeltmeye kalkma ve düzelecek beklentisi içerisinde olma. Düzelirse “elhamdülillah, nurun ala nur” düzelmezse üzerinde düşünüp durma. Hatırla ki, وَلَا تَجَسَّسُوا “Tecessüs edip birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın.” Hucurat (49): 12

– Evliliğe karar verdikten sonra eksik arama. Tecessüs etme, görsen de “Ben böyle kabul ettim” de ve olduğu şekliyle “sev” eşini.

Düzeltilmesi gereken birisi varsa o da sensin. Eşinde gördüğün eksilikleri kendinde düzeltmeye bak. O hataları sen yapma, o kadar. Yaratıcının sana öyle bir davranışın kötü olduğu haberini verdiğini bil. Bu haber senin içindir, senin öyle davranmaman gerektiğini göstermek içindir.

– Sen vazifeni yap, karşılık da bekleme. O da bir gün senden görecek ve kendisini düzeltecek diye bir beklentiye girersen yaptığın iş riya olur. Başkasını etkilemek için olur; hak olduğu için sen yapıyor olmazsın. Buna dikkat etmezsen, daima bir beklenti içerisinde olursun ki, eşinin her davranışı senin gözüne batar ve affedemezsin. Duygularını eşine karşı nefretle doldursun. Böyle bir halde bulunan kişi evlilik hayatını devam ettirebilir mi? Kendi kuyunu kendin kazarsın. Hem haklı olursun ve hem de davranışlarında “ihlas” olmadığı için muvaffakiyetsizlikle mukabele görürsün. Yani, Kader-i İlahi o evlilikten sana bereket vermez.

Mehmet Ali – ​Nikah ve evlilik merasimi arasındaki farkı biraz açabilir misiniz Ali hocam?

Güzel noktalar; Allah razı olsun.

Ali Mermer – Mehmet Ali hocam,

Nikâh bir akittir. Akitler Allah adına yapılır. Ömür boyu geçerli olacak, Allah’ın şahitliği altında verilmiş bir sözdür. Bir insanın hayatında en önemli dönüm noktalarından birisidir. Bir kişinin “mahremiyetini” sınırsız bir şekilde bir başka kişi ile paylaşmaya ve bu mahremiyete hıyanet etmeyeceğine dair Allah’ın şahitliği altında verilmiş bir sözdür. Bir insanın toplumsal hayata geçişinde bundan daha ciddi bir mesele olabilir mi? Ve akitler “Allah adına” yapılır. Müşrikler bile akde “bismillah” (Allah adına) diye başlarlardı.

Yapılan akde, karşılıklı olarak razı olduklarını şahitler huzurunda itiraf etmek, nikâh akdinin olmazsa olmaz şartıdır. Bütün bu işlemler Allah adına yapılmalıdır. Şahitler de Allah adına şahitlik yapmalılar. Şahitlik için en az iki kişi şarttır. Ama dikkat edelim, düğüne bin kişi çağırıp, şahitliği iki kişiyi bir odaya çekerek bu işi “baştan savarcasına” yapmak, nikâh şahitliğinin ne anlama geldiğinden hiç haberi olmayıp, “düğünü” esas alıp, nikâhı arka plana saklamak, Allah’ın esasen bizden beklediğini arka plana atmak, eğlenceyi ön plana almak ve zamanla da artık bu işi bir köşeye sıkıştırıp geçiştirilen “dinsel formalite”ye dönüştürmek demektir. Düğün için binlerce insan davet edilir ve masraflar yapılır, esas mesele olan “nikâh akdi” için ise, üç beş lira ile geçiştirilen, bir “hoca”ya gelir kaynağı sağlama vesilesi muamelesi yapılırsa Allah’ın gayretine dokunur ki, böyle bir “evlilik”ten ne beklersiniz?

Evlilik merasimi genelde eğlence ile geçirilen zamana tekabül eder. Düğün adı verilen bu işlemler, sünnet geleneğinde, “velime” adını taşır ki, nikâha şahitlik yapmak üzere gelenlerin “şahitlik ücreti” olarak kendilerine ikram edilen yemek veya başka ikramlardır. Bu davranış da, Bakara Suresinin Deyn ayeti diye meşhur olan 282. ayetinde, “…yazan da, şahit de zarara uğramasın…”  ifadesinden, şahitlerin haklarını vermek anlamı çıkarılmış ve çok güzel bir uygulama olarak topluma mal olmuştur.

Şu nokta iyi anlaşılmalıdır: Düğün, “nikâh” değildir. Bu noktaya dikkat edilmesi gerekir. Aynı ayette “… ve eğer borçlu akli ve bedeni bakımından yetersizse ya da kendisi kaydettirecek durumda değilse, o zaman onun velisi borcunu adil bir şekilde kaydettirsin…” ifadelerine dayanarak, tarafların bizzat kendilerinin şahitlerin huzurunda akdi yazdırıp veya ifade edip, yazılanları tasdik ettiklerini belirtmeleri gerekir. Böyle bir engelleri yok ise. Fakat uygulamada, genellikle kadın kendisi “düğün” için aktif, nikâha gelince sanki “akli ve bedeni bakımından yetersiz”mis gibi “veli” tayin edip tamamen “nikâh” akdinin ikinci plana itildiği müşahede ediliyor. Fakat Belediye başkanı adına yapılan “evlilik” resmi belgesinde ise, şahitlerin karşısına çıkmakta bir beis görmüyor. “Hoca nikâhı” diye bir şey çıkmış. Kişilerin kendileri kendi aralarında anlaştıktan sonra bir kişiyi (hoca) çağırıp erkek ve kadının velisi, onun önünde iki veya bir-kaç kişi ile belli sözleri tekrarlattırıp “nikâh” yapılıyor.

Aslında düğüne gelenler, Allah adına yapılan bir akdin şahitliğini yapmaya değil yemek yemeye, eğlenmeye geliyorlar. Allah korusun bazen de eğlenme adına gayr-i meşru işlere de girişiyorlar. Bunun adına “evlilik merasimi” veya “düğün” diyorlar. Bu merasim veya düğünün kendisinde “nikâh” mevcut olmadığı gibi, bir “hoca”nın çağrılması ile durum arka planda geçiştiriveriliyor. Böylece, Allah adına nikâh yapmak ve Allah adına şahitlik yapmak özellikleri kayboluyor. Böyle tehlike bir aile hayatı başlangıcının sonuçlarını göze alabilene aşkolsun!

Bir de şimdi “Belediye başkanı adına” akitler yapılıyor. Belediye başkanının garantisi altında yapılan akit, o başkanın gücü kadar geçerli olur. Allah adına yapılan akdin de garantisi Allah’ın gücü kadar olur. Birisi, geçerli kanunların garantisi altındadır, diğeri Allah’ın Rahmetinin garantisi altındadır. Kişinin beklentisine göre, aile hayatı bu garantilerden birisini seçer. Devlet garantisi mi, Allah’ın garantisi mi?

Bu yazılanlardan, “Belediye nikâhı yapmayınız” anlamı çıkartmayınız. Nikâh akdinin “Allah adına” yapmanın hassaslığı ve önemi üzerinde duruyorum. Resmi bir belge olarak alırsınız, ama adına asla ve asla “Allah adına yapılmış bir nikâh akdi” diyemezsiniz! Sürücü belgesi alır gibi, tapu alır gibi, resmi bir işlemdir, dairesi vardır. Gidersiniz evlendirme dairesine, “biz belge almak istiyoruz” dersiniz. Bunun için bir merasime ne gerek var? Neyin merasimini yapıyorsun ki? Ortada nikâh yok, bir şey yok. Resmi bir belge var, “evlendirme dairesi”nden alınan bir belge. Yalnızca resmi kanunları ilgilendirir. Yeryüzündeki hiç bir otorite bir kadın ve bir erkeğin  mahremiyetlerini birbirlerine açmaları, helal kılmaları için herhangi bir yetkiye sahip olamaz.  Çünkü insanın bedeni Allah’ın insana bir emanetidir. İnsan ancak Allah’ın izniyle o emanet üzerinde tasarrufta bulunabilir.

Şahitlere ikram etmek çok güzel, sanki ümmete mal olmuş bir uygulamadır. Ama düğün adına veya evlenme merasimi adına insanları davet edip de, “nikâh” şahitliğinin yerine ikame etmek, yemeğe insanları çağırıp da şahitliğe çağırmamak büyük bir gaflettir. Nikâhın önemini kavramamak demektir.

Bunlar önemli “imani” meselelerdir. Bir insanın toplumsal hayata geçişinin birinci basamağı olan “nikâh” akdinde imanın etkisi kendisini gösterir. Onun için malum ve meşhur hadiste, “Nikâh dinin yarısıdır” diye olayın ciddiyeti dile getiriliyor. Nikâh akdi yapmamış bir insan, kişisel hayatta kalmış, toplum hayatında dinini uygulama imkânına sahip olmamış demektir. Nikâh yapınca, toplumsal hayatında inandığı Allah’ın emirlerine uygun yaşama sürecine geçmiş demektir. Onun için İslam geleneğinde “aile” birinci ve “en küçük toplum” hayatı örneğini teşkil eder. Aile olmadan toplum hayatı olmaz. Toplum hayatında din yaşanmadan da “din yarım” kalır demek istiyor bu hadis.

Bunlar benim dikkatimi çeken noktalardır. İslamiyetin hakkaniyeti hatırına bunları yazmak gerekiyormuş. Soru sorulduğu için ihtiyaç varmış diye yazıyorum. Değilse, bu meseleler ince meselelerdir, toplumda hâkim olan “kültürel dine” karşı hassasiyeti kazanmak bizim birinci meselemizdir. Bu gibi meselelerin ciddiyeti ancak iman eğitim aldıktan sonra anlaşılır.

Not: Bu yazıda nikahın sıhhatinin ve kabulün şartlarını konuşmadık. Burada prensip olarak “fıkhî” konuları konuşmayız. Çünkü mesela, nikâhın birinci şartı Ehad olan Allah’a inanıyor olmaktır. Demek ki, iman meselesi halledilmelidir her şeyden önce. Bu yazıda nikâh akdinin yalnızca imani boyutu çok kaba çizgilerle dile getirildi.

Senai Demirci – “İmam nikâhı” ya da ” dinî nikâh” tabiri hayli yaygın buralarda… Bir de daha çok ciddiye alınan “resmi nikâh” var… Oysa “nikâh” bir tanedir; anlamı mutlaktır; Allah adına olandır. Allah’tır bedenlerimizin sahibi, kalplerimizin sahibi; iki insanın kalbini ve kalıbını birbirine helal etme yetkisi Allah’a aittir. Belediye başkanının yetkisinde değildir asla… Gelin görün ki, bizim ümmet, “nikâhın” aslını devletin yetkisine veriyor, “the nikâh” dediği resmi olanı; ama geçiştirilecek, formalite olacak olanı da “dinî nikâh” “imam nikâhı” oluyor.

Bir defa bir şeyin başına “dinî” tabiri getirilince (“dinî eğitim, dinî kitap vs.) nedense acayip bir şekilde rahatsız oluyorum; içimde şiddetli bir itiraz yükseliyor! Müsaitse ortalığı bir güzel kasıp kavuruyorum.

Soruyorum: “Kaç tane kâinat var?”

Cevap: “Bir tane, tabiii!”

Soruyorum: “Bu kâinatın Yaratıcı bir Allah’ı var mı?

Cevap: “Amennâ; var elbet…”

Soru üç: “Allah’ı olmayan bir kâinat daha var mı? Ya da ara sıra kâinatın bazı bölümlerinin Allah’sız olduğu oluyor mu?”

Cevap: “Haşa!”

Sonuç: “Peki o halde, dinî olmayan bir şey kaldı mı?” Bana söyler misiniz hangi şey Allah’sız yapılabilir bu biricik kâinatta? “Dinimize göre…” falan demeler de yaygın…

Soruyorum o halde, “Senin başka bir “göre”n mi var? Allah’ı dışarıda tutacağın bir referans alanı falan mı buldun da, bir de “dinimize göre olan”/”dinimize göre olmayan” diye bir ayırımı benimsedin? Yazık ki, bu tuhaf ayırım en çok da, “nikâh” da gösteriyor kendini… “İmam nikâhı” tabire de ayrı bir sorun… Hristiyanlıktaki papaz/rahip yerine din adamı diye “imam”ı koyunca, paralel bir uygulama alanı ortaya koyuyoruz. Sanki “nikâhı tutturma” yetkisi imamın elindeymiş gibi… Yani “Allah’la dikey ilişkinin yerine, imamla (ki burada ruhban sınıfı yerine konuluyor) yatay ilişkiyi meşruiyet kaynağı olarak görüyoruz…

Yine de iyi şeyler oluyor memlekette…

Birincisi, “resmi nikâh” dedikleri o “yalan” törene hiçbir şekilde şahit olmaya gitmiyorum. “Adam gibi nikâh yapın” diyorum, “o zaman gelirim”.

İkincisi, belediyeler “nikâh dairesi” tabirini terk etti, şimdilerde “evlendirme dairesi” yazıyorlar.

Üçüncüsü, devletin “zina” diye bir suç tanımlaması kaldırıldı ne zamandır; çünkü “vesikalı” ve “vergisi ödenmiş” olmak şartıyla bir kadını onlarca erkeğe “helal” eden devletin yasaları dışında bir ilişkiyi “zina” suçu sayması çelişkiydi. Bu devletin de “zina” tanımı yaparak meşruiyet kaynağı haline gelmesi demekti… Demek ki devlet de biliyor ki, kendisine bildirilmeden gerçekleşen iki insanın mahrem ilişkisini “zina” diye tanımlama hakkı yoktur. Öyleyse devletin “nikâh” hakkı ve yetkisi de yoktur, kimseyi “karı-koca” ilan edemez, belediye başkanımız “imam-hatipli” yahut “imam-hatip” olsa bile!

Dördüncüsü, aslolan nikâhtır; Allah adına verilen kalbi sözlerdir; şahitlerin de buna katılımı esastır; ama insanın aslolanı yaşadığı hukuk çerçevesinde “kayda alması” da güzel bir davranıştır. Buna “sözleşme” yahut “senetleşme” denebilir; devletin hukuk çerçevesi tarafları bu konuda birbirine “bağlayabilir” ama “nikâhı” gerçekleştiremez!

Katılanlar: Ali Mermer, Mehmet Ali Akgün, Senai Demirci.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Müzakereler

Yazar Hakkında:

Çeşitli imani konular üzerine yapılan e-posta yazışmaları Müzakereler kullanıcı ismiyle yayınlanmaktadır.

Diğer yazıları için tıklayın.

2 Yorum - "Evlilik Öncesi ve Sonrası"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

  1. uğur aydın dedi ki:

    “Hem haklı olursun ve hem de davranışlarında “ihlas” olmadığı için muvaffakiyetsizlikle mukabele görürsün. Yani, Kader-i İlahi o evlilikten sana bereket vermez.”  Burada eşlerimizin davranışlarını değiştirme maksadı gütmeden Allah’ın fıtratımıza derc ettiği latifelere uygun davranarak ihlası elde etmek biraz açıldı dünyamda ; ancak bu  durumun evlilikteki bereketler ilişkisini nasıl kurmalıyız?Evlilkteki bereket nedir ve nasıl olur tabi onu iyice anlamamız gerek sanırım.

  2. muzaffer dedi ki:

         Evlilik öncesi tanıyamadın ve sonrası sorunların devam ediyor.Devam ettirmek teki maksadımız ne olmalı?Yeniden başlamamamızın sebebi ne olabilir?Şimdi daha dikkat ederiz belki.Yani imtihanım, bu iştede bir hikmet var, kendimle ugraşayım demek evliligim için ne kadar yapıcı olur?Örnegin eşinizin istedigi gibi bir hayat yaşama ısrarı ve istekleri sebebiyle, sorunlar beklemiyecek,görmezden de gelinemiyecek.    Boşanmak istememekte ki gerekçeleri biraz daha açabilirmisin abi?

Fikrinizi Paylaşın