Kelebek Etkisi ve İslam’daki Bereket Kavramı

Fizikçiler uzunca bir süredir “kelebek etkisi”nden söz ediyor.  Okyanusun bu yakasında bir kelebeğin kanat çırpışı karşı kıyıda bir fırtınaya neden olabilir. Bu işin Türkçesi “bardağı taşıran son damla” deyimidir. Kâinatta öyle bir mizan var ki, bir bardak suyun hangi son damla ile taşacağını bilemeyiz. Sonuçta bardak taşar; ciddi bir kırılmadır bu; nedeni ise hiç umulmadık bir şeydir; sadece bir damla!

Küçük bir fark, büyük bir devrimin tetikleyicisi olabilir. Aslında “olabilir” değil; hep böyle oluyor. İstisna değil kuraldır bu. Kaos Teorisi diye bilinen düşünceyi sistematikleştiren İlya Prigogine, kimyasal reaksiyonların hemen hepsinin bir “bıçak sırtı” konumda başladığını gösterir. Kocaman bir şehri yıkabilecek bir bomba, cılız bir elektrik akımının ilk devreyi tamamlaması ile başlıyor. Dünyayı saran, milyarlarca insanı kuşatan internet ağı da temelde mini mini 0/1’lik karar devreleri üzerinden yürüyor. Büyük ve geniş bildiğimiz her şey çok küçük ve çok ince temeller üzerinde yürüyor.

Said Nursî’nin misali hayli dikkat çekici:  İki dağ birbiriyle eşit ağırlıkta olsa, bir ceviz bir dağı semâya, diğer dağı en aşağıya indirmeye yeter. İki dağı dengede tutan iradeye dahildir bir cevizin dağlardan birine eklenmesi.

Okyanustaki fırtına da öyle… Son bir damla gibi olan kelebek kanadı rüzgârı, büyük fırtınanın başlaması için küçük bir nüvedir. Aslında minik hava akımı değildir fırtınayı başlatan. Büyük fırtınanın her bir salınışını, her bir kıvrımını bir bir takdir eden Yaratıcı irade, fırtına kararını “son damla” üzerinde icra eder. Karar baştan bellidir oysa. Nizam gereğidir bu!  Yaratıcı irade, son rüzgâr kıpırtısını yaratırken, önceden takdir ettiği minik kıpırtılardaki kararını sürdürür. İradesiyle koyduğu nizam gereği fırtına başlatılır. Karar “fırtına”dır. Bu Yaratanın koyduğu nizam gereğidir. Öyle nizam koymuş, öyle de yaratıyor.

Buradan hareketle “bereket” kavramına dair bir açılım yapmak istiyorum. Azı çok etmek anlamındadır bereket. Bir taneyi filizlendirerek binler tane yapmak gibi. Belirsizi belirli kılmak anlamına da gelir. Ceninlere biçim vermek gibi. Her bir şeyden umulmadık bir büyüklük bekler berekete iman edenler. Gerçekte de öyledir kâinat. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Gördüğü ile yetinen, görüntüyle aldanır. Rüyaya kanar. Uyandırılması gerekir.

Şöyle uyandırırlar insanları: “Tabakta kalan son pirinç tanesini çöpe atmayınız. Bilemezsiniz bereket hangi pirinç tanesindedir.”

Bütün pirinç tanelerinin çok kıymetli olduğunu vurgulamak için verilen bu pratik nasihat, son pirinç tanesine indirgenmeden anlaşılmalıdır. Çünkü her pirinç tanesi, son pirinç tanesi olabilecek mahiyettedir. Ve o pirinç tanesini Yaratan, Kendisini bize tanıtmak için önümüze koymuştur. Yaratıcısından gelen bu mesaja kulak vermeden, o mesajı değerlendirmeden çöpe atan kişi, her pirinç tanesi ile gönderilen mesajı çöpe atıyor demektir.

İşte o pirinç tanesidir seni Yaratanına ulaştıran. O pirinç tanesidir senin dünyanda fırtınayı koparacak olan.

Yedi gök, yer ve bunların içindekiler  O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur…” İsra Suresi (17): 44

Bereket işte o pirinçtedir. O pirinç tanesi seni hiç ummadığın bir eşiğe getirir. Kendi küçüklüğünden beklenmeyen bir büyük devrim yapıyor aklında. Eğer o pirinç tanesini ölüme mahkûm edersen, hükmünü şöylece verilir:

“…Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur…” Maide (5): 32

Şimdi bu ayeti tabağımızdaki pirince uygulayalım:

Eğer bir pirinç tanesi haksız yere (çürümüş ya da yanmış olmadığı halde) çöpe atılırsa, bütün pirinçler çöpe atılmış gibi olur. Eğer bir pirinç tanesi çöpe atılmaktan kurtarılırsa, bütün pirinç tanelerinin hakkı verilmiş olur. Yeryüzündeki bütün pirinç taneleri ölümden/anlamsızlıktan çıkarılmış, diri bir anlamın konusu edilmiş olur.

Her bir yaratılmış ile gönderilen mesajı böyle bir okuma ile değerlendirdiğimizde, sonunda “bardağı taşıran” pirinç tanesi olur. İnsanı cennete taşır o tane. Cennet ile mükafatlandırılmaya, yani sonsuz pirinç kaynağı ile baş başa olmaya layık eder insanı. Sonsuz bereketin vesilesi olur böylece

Demek ki, bereket bizim davranışımıza ne kadar şuur yüklediğimize bakıyor. Küçük bir karar, büyük bir devrimin temeli oluyor. Önemsiz gözüken bir taneyi önemsemek kâinattan da önemli bir sonuca yol açıyor. Şimdi dönüp bakalım “kelebek etkisi”ne… Küçük bir şey şehirleri alt üst edebilen bir fırtınanın nüvesi olabiliyor. Devasa kararlar verebilen bilgisayar sistemleri küçük, çok çok küçük 0/1 kararları üzerinde yürüyor. Belli ki yanlışlıkla “Kaos Teorisi” başlığı altında gözlenen bu düzen, hayatın nice tatlı sürprizlerinin kaynağı olduğu için “Bereket Teorisi” diye adlandırılsa gerektir. Bu yaratılış üslubu, bu nizam, her birimize küçük olduğuna bakmaksızın her şeye derin bir şuurla muhatap olmamız gerektiğini fısıldıyor. Böyle bir şuurla yaşadığımızda bir pirinç tanesi cennetin kapısını açıyor. Bereket budur işte!

Zannetmeyelim bu zor bir iştir. “Her bir pirinç tanesinin peşine mi koşalım şimdi?” demeden sakince düşünelim.  Şu ince gerçeği görsek yeter: “Olmasa da olur” diye çöpe attıklarımız bize gönderilmiş mesajdır. Mesaj ise “olmazsa olmaz”ımızdır.  Bunu anladıktan sonra mesajı istesek de çöpe atamayız ki!

Gitmeyi bütün canınızla istediğiniz bir yere götürecek uçak biletini içeren zarfı bilerek çöpe atar mısınız hiç? Atıyorsanız, o zarfın içinde ne olduğunun farkında değilsiniz demektir. Başka türlü nasıl atarsınız ki!

İman, şuurla yaşamayı zorunlu kılar.

Hazırlayanlar: Ali Mermer, Senai Demirci

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Müzakereler

Yazar Hakkında:

Çeşitli imani konular üzerine yapılan e-posta yazışmaları Müzakereler kullanıcı ismiyle yayınlanmaktadır. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın