Kesmek Sevgiliye Sadakattir

Kesmek Sevgiliye Sadakattir

Enam, 118: “Artık ayetlerine inan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyiniz” (http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#6:118)

Bu ayeti anlamlandırma yolculuğunda 3 ana nokta üzerinden yol alınacaktır. Bu üç ana nokta ayetin kelime kelime çevirisi, öncü şart ve sonuçta olması gerekendir.

Unutulmamalıdır ki her anlama bir yorumlamadır. Ayetin kelime kelime çevirisine baktığımda bu bilimsel tespitin yansımasını gördüm. Ayet kelime kelime çalışıldığında içerisinde hayvan kelimesinin geçmediğini farkettim. Farklı kültürel ve sosyal nedenlerden dolayı çeviriyi yapanlar oraya hayvan kelimesini yazmakta sorun görmemişler. Bu sorunun nedeni ayrı bir tartışma konusudur. Bu yazı bittiğinde göreceğiz ki bu yukarıdaki çeviri ile beraber birçok Türkçe mealde bir anlam daralması söz konusu. Sonuç olarak kelime kelime çevriyi baz alarak ayeti “artık ayetlerine inan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılmış olanlardan yiyiniz” olarak  ele alacağım. Bu farkındalığın anlamlandırma çalışmasına katkısı ne diye merak ediyorsak, hadi bismillah diyelim o zaman

Öncelik olarak bu ayet bir şart ile başlıyor. Diyor ki; eğer Allah’ın ayetlerine inanıyorsanız bir sonraki basamağa geçebilirsiniz. Ayet kelimesi Arapçada işaret ve mucize anlamı taşır. Yani bu ayete muhatap olan kişi, kendisi ve kendisinde olan duygular ve fiziksel özellikler ile beraber etrafında gördüğü her şeyin aciz olduğu yani kendi kendine olamayacağına seviyesi ölçüsünde şahit olmalı. Zor veya basit fark etmez; her şey yoktan var olmaya ancak mucize ile gelebilir ki; bu da yaratıcının işaretidir diye şahit olmalı. Sadece kuran da ki kelam değil, bende ve benim dışımda olan ne varsa benim açımdan ayet (mucize ve işaret) olma potansiyeline sahiptir. Eğer ben kendimde olan veya etrafımda bulunan birçok nesnenin en ufak bir parçasının bile kendi kendine olabileceği ihtimali üzerine yaşıyorsam (dille yaratıcı var demek kolay ama hangi hal ile yaşıyoruz?), o olay benim için mucize olmaktan çıkar. Her ne kadar ben Müslümanım diyerek gezinsem de o an o olay için ben işareti anlamlandıramamış, ayeti dünyama indirememişim demektir.

Demek ki öncelikle algıladığım her ne varsa bunların kendi kendine olamayacağı ve var edilmişlikleri ile bir mesaj taşıdığını keşfedeceğim ve bu doğrultuda nesneler ile ilişkiye gireceğim ki onlar benim dünyamda ayet olabilsin. İşte bu bilincin göstergesidir kelime-i şahadet. Yani yaptığım araştırmaların ışığında aldığım kararların bir sonucu olarak oturmuş bu ayeti çalışıyorum. Bu şart cümleciği ile Rabbim bana neleri araştırıp onayladığımı hatırlatıyor ki, sonrasını bu onaylamamın üzerine bina edecek. Tabiri caizse diyor ki ben seni zorla tutmuş da bir şey anlatıyor değilim, aksine sen acizliğinin ve güçsüzlüğünün farkına varıp benden yardım talep ettiğin için sana yol gösteriyorum. Kısacası bu okulda zorlama yok, talep ettiğimiz için talebe oluyoruz.

Ve sonuç olarak aslında sade ama çok önemli bir uyarı geliyor.  Talep de bulunan bana kelime-i şehadet in temsilinde belirttiğim bilince rağmen söylediğim ile yaşayış şeklimin uyuşmadığı uyarısı yapılıyor. Okula kayıt var ama ders takibi ve ödevleri yapma gibi önemli uygulamalar ya yok ya da çok eksik. Beni benden iyi bilen bu konuda uyarıyorsa muhtemeldir ki ben belirtilen çarpıklığı, uyuşukluğu yani gaflet halini yaşıyor haldeyim. Eğer değilsem de bu derde düşme ihtimalimin yüksek olduğunu şiddetle hatırlatıyor (Dikkat edilirse “Rab diyorsa doğrudur”u atamızdan miras almadık, ikinci kısımda belirttiğimiz araştırmanın sonucu bu güven duygusu).

Düşününce hak vermeden edemiyorum. Bir yaratıcı olması gerekliliğini ve kendimin acizliğini, yaratılmış her ne varsa bana yaratıcıyı anlatması gerektiğini keşfediyor ve dillendiriyorum ama günlük hayatımda yaratıcıyı nerdeyse hiç hatırlamıyorum. Bu böyle olunca yaratılmış olanın bende yaratıcıyı anımsatma görevine perde çekiyorum. Her şeyin sahibi sensin diyorum ama zekât ve sadaka verdiğimde minnet bekliyor veyahut fakirlik korkusu ile malıma sıkıca sarılıyorum. Rızkı veren sensin diyorum lakin sebeplere tutulup seni unutuyorum. Bismillah derken bile huzuru değil mecburiyeti yaşıyorum. Sana iman ettim diyorum ama ruhum genişlemiyor. İçim feraha ermiyor.  Yani Bu ayet bana yemek ve içmekten tutun da insanı ilişkilerimde ve iş hayatımda farkına vardığım gerçekliği yaşayamadığımı vurguluyor. En azından bu farkındalığın önemine vurgu yapıyor. Sonsuz güçlü ve rahmet sahibi olduğunu söylediğini terk edip kendini karanlığa gömme diyor.

Özetle, ekmek benim karnımı tıka basa doyurmak için değil Allah’ın sıfatlarını tanımak için yaratılmış. Ekmeğin üzerine Allah’ın ismini okumak demek; ekmeğin yaratılmış olduğunun ve amacının bana yaratıcıyı tanımamda yardım etmek olduğunun farkında olmak demektir. Yani egomuzu ve sebepleri çıkarırsak aradan ancak o zaman görünür yaradan. Hal böyle olunca; sadece kesilen hayvanda değil; ders çalışırken, ev temizlerken, herhangi bir şeyi severken, spor yaparken, nefes alırken bile öyle bir hal de olmam gerekiyor ki bunlar ile yaratıcıyı bulmama engel olacak her şeyi kesip atmalıyım. Kesilmesi gereken beni uyuşukluğa götüren her şey ve anılması gerekende gerçeğin taa kendisidir. Rabbim üzerine O’nun ismi okunanlar ile yaşamamızı nasip etsin inşaAllah.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Kur'an Okumaları
Çetin Kürşat Bilir

Yazar Hakkında:

Çetin Kürşat Bilir, Atatürk Üniversitesi Matematik Bölümü mezunu olup Amerika’da Indiana Üniversitesinde aynı alanda master yapmıştır. Şu an Purdue Üniversitesinde Matematik Eğitimi dalında doktora çalışmasını yürütmektedir. Bir matematik eğitimcisi adayı olarak hiç bir şeyin din denen kümenin dışında olmadığı ve bu din kümesi içindeki her şeyin anlamlandırılmasının sonsuz huzur için olmazsa olmaz olduğu kanısındadır. "soru sormanın namusu cevabı aramaktır" sözü ile yolculuğunu şekillendirmeye devam etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın