”Kitap” Kainattan ”Konuşan” Kainata

Newton’un da kainatı bir “kitab”a benzetmesinden bahsedince, insanlar “Mekanik dünya” görüşüne saplanıp kalıyorlar. Risale-i Nurlar’da da kainat bir kitaba benzetildi diye (“kitab-ı kebir-i kainat” ifadesi çok geçer) mekanik dünya görüşü savunuluyor iddiası yayılıyor.

Nursi’de, kainat hiçbir surette, hiçbir parçası ile “sabit” değildir, daima değişir. Statik kainat anlayışı yoktur, dinamik kainat anlayışı vardır. Bu dinamik kainat için kurduğu modeli, “taharrük tekellümdür” esası üzerine tesis eder. “Kitab-ı kebir-i kainat” yerine bazan de, “Kur’an-ı kebir-i kainat” ifadesini kullanarak, okuyucularının dünyasına böylesi bir anlayışı yerleştirmeye çalışır.

“Konuşan Kainat” yalnızca anlam taşıyacak bir konuşma olmanın ötesinde, insanî duyguların tümüne hitap etmek üzere bir “orkestra” oluşturan, bütün parçacıklarıyla birer müzik aletleri gibi bu orkestraya katılan bir “kasîdeyi” okuduklarını öğretir.

Nasıl ki Kur’an ile konuşan şu kainatın Yaratıcısı, insana her an, herbir insanın, her anki haline cevap teşkil edecek nitelikte “CANLI” bir Konuşma özelliği taşıyan Kur’an ile muhatap oluyorsa ve Kur’an’ı bu niteliği ile karşımıza alıp dinlememizi, anlamamızı istiyorsa, aynen Kur’an gibi, kainatı da daima tazelenen bir Konuşma olarak herbir insanın herbir anında taşıdığı hislerine cevap verecek, Yaratıcıyı tanımasına vesile olacak bir özellikte karşımıza alıp müşahede ve mütalaa etmemizi, bir orkestra dinler gibi zevkle dinleyip takdir etmemizi istiyor.

“Temiz olmayanlar”ın yaklaşamayacağını, taşıdığı manaları anlayamayacağını hatırlatan, “Ona tertemiz olanlar dışında kimse temas edemez” (Vakı’a Suresi 56: 79) anlamındaki ayet ile “temiz olmayı” emrediyorsa, “kainat ile yapılan konuşmayı” da temiz olmayanların anlayamayacağını bilerek, kainata muhatap olurken, “abdestli” olmak gerektiğini de hatırlamalıyız. Yani peşin hükümlerden, gerçeklere teslim olmamaktan, kendi saplantılarını diretmekten arınmamış olanların ne kainat ile yapılan konuşmayı ve ne de Kur’an ile yapılan konuşmayı anlamalarını bekleyemeyiz. Kainata da “abdest”siz dokunmamamız tavsiye ediliyor.

Risale-i Nurlarda temel “dünya görüşünü” oluşturan bu yaklaşım bize, kainat-Kur’an kardeşliği karşısında, kainat-insan kardeşliğini ve sonuç olarak kainat-Kur’an-insan bağlantısını kurduruyor. Her an dinleme imkanına sahip olduğumuz bu orkestranın bestesini kainat, güftesini ise Kur’an, dinleyicisini de insan teşkil ediyor.

İnsan da, böyle bir kainat karşısında seyredip, dinleyip var olmanın lezzetini çıkartıyor. Öyle ya, Risalelerdi insan için yapılan “Şu kainat Sahibinin aziz bir misafiridir” tanımlamasından anlıyoruz ki, biz dünyaya çile çekmek için değil, orkestrayı zevkle dinleyerek, hem kainat Malikini tanımamız, hem kendi varlığımızı Onun varlığı ile izah etmemiz ve hem de Ona memnuniyetimizi sunmamız için getirilmişiz.

Var olmanın zevkine doyum olmuyor gerçekten. Var Eden’e sonsuz şükürler olsun.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın