Kitaplara ve Peygamberlere İman İlişkisi veya Kur’an ve Hadis İlişkisi

Kur’an’a muhatap olmanın aşamaları:

1. Eğer bu kainat yaratılmış diye ikna olmuş isek, onun Yaratıcısı olmalı (Amentu billahi) ve bu Yaratıcı’nın Bilinçli olması zorunlu olduğundan (kâinat bunun şahidi) Yaratılışın bir maksadı olmalı.

2. Yaratılış maksadı da ancak yaratılış biçimiyle nakledilen manalarda aranır. Yaratıklar vasıtasıyla (insan duyguları dahil) ulaşılan manaların taşıyıcıları olmalı, ki bunlara melek ismi verilir (ve melaiketihi.)

3. İnsanın sorma kabiliyeti dahilinde olan konuların cevapları eğer bu “mana taşıyıcıları”nın kapasitesini aşıyorsa, o takdirde iki yol var:

a. Ya benim sorularıma cevap veremeyecek bir yaratılış var, ki bu sonuç, yaratılışın çelişkili olduğuna işarettir. Hem bana soru sorma kabiliyeti ver ve hem de cevap verme. Bu bir hikmetsizlik alametidir. Halbuki, kâinatta hiçbir şeyin hikmetten noksan olarak yaratıldığını görmediğimiz için bu kâinatı yaratanın hikmetsiz bir iş yapması sonucuna ulaşmak da bir çelişkidir.

b. Veya mutlaka bir cevap olması gerekir. Eğer sorularım bu kainatın kapasitesini aşacak mahiyette ise, o takdirde beni bu soruları soracak şekilde yaratanın yine bana verdiği kabiliyetler dahilinde bir cevap vermesi gerekir. Ben konuşan, konuşmadan anlayan kabiliyetlerle yaratılmışım. O halde, bir şekilde konuşarak bana cevap verse ben de anlayacağım. Yaratma fiili ile yapılan mana aktarımı yetmediği için Konuşarak verdiği cevap olması gerekir. Eğer kâianatı bir okula benzetirsek, bu okulun bir “müfredatı belirleyen ders kitabı” olmalı (ve kutubihi.)

4. Konuşarak verdiği cevap benim anlama kapasitem dahilinde bana aktarılması gerekir. Bu konuşma bana benim gibi konuşan bir vasıta ile bana ulaşmalı. Eğer konuşmanın içeriğinden tam emin olmak istiyorsam, onun benim gibi bir insan cinsinden ifadesini bana gösterecek bir araç ile bana ulaşmalı. Bu da ancak, benim gibi bir insanın hazırlanıp bana “öğretmenlik” yapacak şekilde görevlendirilmesini gerektirir. (ve rusulihi.)

(İmanın diğer esasları konumuzun dışında kaldığı için şimdi onlara girmiyoruz.)

Bu öğretmen, ders kitabını eline alacak ve başlayacak benim sorularımı cevaplamaya. Bu noktada dikkat etmemiz gereken iki mesele var:

a. Ders kitabını, ancak öğretmenin anlatması ile anlayabilirim. Onun yardımına ihtiyacım var.

b. Öğretmenin ders kitabının maksatları dışında bir şey öğretmesi beklenmediğinden, öğretmenden yapılan nakillerin (hadis) ancak ders kitabının içeriği çerçevesinde geçerliliği olabilir olduğunu bilerek değerlendirilmesi gereği. Bu durumda iki ayrı tutum var:

b1. Öğretmenden direkt eğitim alanlar için, öğretmeni anlama vesilesi olarak ders kitabını kullanırlar. Naklin sıhhati konusunda bir problemleri yok. Öğretmen yanıbaşlarında.

b2. Öğretmenle beraber olmayan kişilerin ise, b1’deki öğretmeni anlama vesilesi olarak ders kitabını kullanmakla birlikte ayrıca, öğretmenden yapılan nakillerin sıhhatini de ders kitabının amaçları dahilinde bir teste tabi tutması gerekir. Gerçekten bu ders kitabını öğretmesi beklenen öğretmenden yapılan nakil doğru mudur ve nasıl değerlendirilmelidir? Sorusunu cevaplamak için, kendisinden yapılan nakllerin sıhhatinde şüphe olmayan ders kitabını ellerinden düşürmemeleri gerekir.

Basit gibi görünen bu meseleyi çözümlemek için iki noktada dikkatli olmamız gerekir:

i. Öğretmeni mi anlamak için ders kitabını kullanacağız?

ii. Ders kitabını mı anlamak için öğretmeni dinleyeceğiz?

Bu iki yaklaşım adı konarak veya konmayarak önce Beni İsrail toplumanda sonra da aşağı yukarı aynı serüveni yaşayan İslam toplumunda (Hristiyanlıkta da her ne kadar ”Ögretmen” kavramı törpülenmişse de, Katolik ve Protestalık ayırımın temelinde bu sorular yatar) devamlı tartışma konusu olmuştur.

I. Eğer öğretmen yanıbaşımızda olsaydı, onu dinlerken, onun anlattıklarını ders kitabının maksatları dahilinde anlatıyor olduğundan emin olduğumuz için (çünkü onun görevli öğretmen olduğundan emin olmadan böyle bir işleme zaten giremeyiz) b1 şıkkındaki tavır ile öğretmeni anlamak için ders kitabını kullanacağız.

II. Öğretmen yanıbaşında olmayanlar ise b2 şıkkındaki tavırı takınmak zorundalar. Öğretmeni anlama vesilesi olarak ders kitabını kullanmanın ötesinde öğretmenden yapılan nakillerin sıhhati için de ders kitabının maksatlarını kullanmaları gerekir.

Ders kitabını anlama çabası içinde olanların öğretmenden faydalanmaları için bu (II) dahilinde olan iki şartı gözönüne alarak öğretmeni dinlemeliler.

Şimdi konuyu açalım: Ders kitabı mı, öğretmeni dinleyerek anlaşılır? Öğretmen mi ders kitabı ile anlaşılır?

Bu sorunun cevabını vermek için yapılacak her türlü teşebbüs, benim kanaatime göre, “bir birini gerektiren, yerine göre öncelik ve sonralık söz konusu olan bir işlemdir” diye sonuçlanmak zorundadır.

Ders kitapsız öğretmenin ne anlattığını kavramamız mümkün değil. Bir de öğretmenin gerçekten “öğretmen” olduğunun tespiti de, “ders kitabı” olduğundan aşağı-yukarı emin olduğumuz (çünkü tam öğretmensiz ders kitabının ne öğrettiğini de garantili olarak anlayamayacağımızdan bu “aşağı-yukarı” ifadesini kullanıyorum) kaynağa uygun bir öğretim yaptığını gözlemlememiz gerekir.

Aynı zamanda da ders kitabının içeriğini bir insan olarak tam kavrayıp içselleştirebilmem için de, onu bir insan olarak yaşayanı görmem ve onun örnekliğiyle (usvetun hasenetun – bakınız Ahzab Suresi, ayet 21 ve Mümtehine Suresi, ayet 4) kendime uygulama yapmam gerekiyor.

Özetleyecek olursak:

1. Hadis nakillerinin sıhhati için, ders kitabı birinci kaynağımız olmak zorundadır.

2. Öğretmen olduğunu iddia eden kişinin veya öğretmenden faydalanarak onun öğrettiklerini öğrettiğini iddia eden kişiler için (basitçe, Kur’an’ı bize öğretmek için tefsir yazan, İslami konuları açıkladığını iddia eden kişilerin sağlıklı bir eğitim yapıp yapmadıklarının tespiti için) ve de Hadis içeriklerinin anlaşılmasında rehber edinmek için yine ders kitabı birinci kaynağımız olmak zorundadır. (Bir hadis içeriğinin ve de zahir ifadelerinin amacını, Kur’an’ın amacı dışında yorumlamaya imkan olmadığını ifade eder.)

3. Ancak bu iki aşamayı tamamladıktan sonradır ki, artık ders kitabının amacına (makasıd-ı Kur’an’a) ulaşmak için gerekli olan içerik incelemesini yapabilmek için de öğretmenin detaylı anlatımları ve yaşantısı ile sergilediği örnekliği rehber alıp (usve-i hasene) öğretmenin öğrettikleri birinci kaynağımız olmak zorundadır.

İlk iki aşamayı gerçekleştirdikten sonra, öğretmenin öğrettikleri, ders kitabının anlaşılmasında kullanılır. (“Hadisler ile Kur’an anlaşılır” diyenleri bu şekilde anlamak durumundayız. Değilse, çelişkili bir taklit kısır döngüsüne gireriz.)

İlk iki aşamanın gerçekleşmesi için de ders kitabı’na (Kur’an) öncelik verilmesi kaçınılmazdır. (“Kur’an rehberliğinde hadisler okunmalıdır” diyenleri de bu ilk iki aşamanın zorunluluğundan dolayı haklı görüp bu ilk iki aşamayı gerçekleştirmede Kur’an’a öncelik vermeliiyiz.

Her ikisi de ”Etle kemik gibi birbirinden ayrılmaz” diyerek, Kur’an’ı ve Hadisleri aynı kategoriye koyanların, görünüşte “sadakat ehli” gibi olmalarına kanmamak ve hangi ortamda, hangi maksatla birbirleriyle olan ilişkinin ayarlanması gerektiğine dikkat etmemiz lazımdır.

Son söz: Bu önemli olan ayırımdan dolayıdır ki, “Kelamullah” (Allah’ın Konuşması) olan Kur’an’a iman ile, “Rasulullah” (Allah’ın Elçisi) olan Peygambere iman birbirinden bağımsız iki iman rüknu olarak Kur’an’da takdim ediliyor.

Birbirini gerektirmeleri başka bir konudur, biri diğerinin ispat aracı olması başka bir konudur, her ikisinin de ayrı fonksiyonları icra etmesi daha başka bir konudur.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, İngiltere Durham Üniversitesi'nde İslam Araştırmaları alanında doktorasını tamamladı. Kendisi şu anda New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışıyor. Ayrıca, çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın