Kolaylaştırınız, Zorlaştırmayınız

Gerçekten çok sevdiğiniz eşinizi, bir akrabanızı, bir arkadaşınızı, hürmet ettiğiniz, kendisine çok şeyler borçlu olduğunuzu düşündüğünüz bir kişiyi ziyaret etmek için uzun bir yoldan gelseniz, ziyaretinizi beş dakika içinde tamamlayıp dönmek mi, yoksa daha uzun bir süre kalmak mı size daha kolay gelir?

Biz insanız aynı duyguları aşağı yukarı paylaşırız. Memnun olduğumuz sürece kalmak isteriz, hemen ayrılmak daha zordur.

Sevdiğiniz bir bahçede, güzel kuşların cıvıltılarını dinlerken, bir an önce mi ayrılmak istersiniz, yoksa, “Keşke daha vaktimiz olsaydı da şu bahçede daha uzun süre kalabilseydik” mi dersiniz?

Bazı kişiler yaptıkları işleri severek yaparlar. İşinden ayrılmak istemezler. Bir annenin bebeğine bakması ne kadar zahmetli de görünse, bir kişi gelip de o bebeği kendisinden uzaklaştırmak istese, hele bir de kaçırmaya kalksa, işte o zaman dinle o annenin çığlıklarını. Bebeği ile meşgul olurken bazen şikayetçiymiş gibi konuştuğuna bakıp da, “Bu işi sen sevmiyorsan istersen bana ver o bebeği,” de bakalım ne diyecek?

Daha çok örnek verilebilir.

Bütün bu örneklerdeki ortak payda nedir?

Ben şöyle özetleyebiliyorum: Eğer yaptığınız işin gerekliliğine inanmışsanız, onu seviyorsanız, o işi yapmak size daha kolay gelir. Zevkle de yaparsınız.

Eğer bir kişiye bir iş verirseniz, onu angarya gibi yapmaması için o kişiyi, yaptığı işin gerekliliğine ikna etmeniz gerekir. Eğer o işi yapmakla çok iyi bir neticenin ortaya çıkacağına inanırsa insanlar o işi zevkle yaparlar ve de o iş onlara “kolay” gelir. Fiilen zor bir iş olsa da, o işi yapmak insan için bir angarya olmaktan çıkar.

Bunlar bize neyi gösteriyor?

Rasulullah savs, Muaz Bin Cebel’i (Hasan el-Eş’arı ile birlikte) bir başka kavme, kavmın talebi üzerine, kabul ettikleri dini (İslamiyeti) öğretsin diye gönderirken yaptığı nasihatlarından birisi de şu:

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin.”

“Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.”

Bu çok duyduğumuz ve de sevdiğimiz, iftihar ettiğimiz nasihatler acaba aslında ne diyor?

Namazlarını azaltın mı diyor? Zekatı daha az verseler de olur mu diyor? Dini emirleri hemen yüklemeyin onlara mı diyor?

Yukarıdaki örneklerin ortak paydasına bakınca, “kolaylaştırmak” demek, yapılması istenilen işleri öyle bir izah edin ki, onu yapacak kişiye “kolay” gelsin. Yoksa fiili olarak onların maddi yüklerini azaltın anlamına gelmez, gelmemeli.

Bize düşen görev: Özellikle din ile ilgili bir meseleyi gerek kendine ve gerekse çevrende bulananlara takdim ederken, muhatabınızı ikna edecek şekilde anlatmanız, o kişilere “dini kolaylaştırmaktır.” Değilse, dini meselelerin yükünü azaltmak bahanesiyle, “Şunu yapmasan da olur,” gibi bir kolaylaştırma insanı bir yöntem değildir.

Kim demiş 4 rekat yerine 2 rekat namaz kılmak daha kolaydır diye? Sevdiğiniz birisi ile konuşmanızı 2 dakikada mı bitirmek istersiniz, yoksa daha uzun olması için bahanler arar 4 dakikaya çıkarmak mı istersiniz? Hangisi daha kolay, 2 dakika sonra ayrılmak mı, daha uzun süre beraber olmak mı?

Demek ki, dini kolaylaştırmak demek, onu anlaşılabilir, onaylanabilir bir şekilde takdim etmek demektir, diye anlıyorum. İman hizmetinin önemi buralarda yatıyor.

Şimdi şu ayetlere bakalım:

قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ

80:17 “Kahrolası insan, ne kadar nankordur.

مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ

80:18 “(Allah) Onu hangi şeyden yarattı?

مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ

80:19 “Bir damla sudan yarattı da onu ‘bir ölçüyle biçime soktu.’

ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ

80: 20 “Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.”

Hep beraber düşünelim: “Hayat yolunu kolaylaştırdı” diye açıklayanlar var. Olabilir, ama hayat yolunu nasıl kolaylaştırmış olabilir Yaratıcımız?

Bizi bu dünyaya niçin gönderdiğini anlayacak kabiliyetlerle donatarak, olabilir. Bize varlığımızın maksadını anlayabileceğimiz bir şekilde izah eden Rehber konuşmalar yaparak olabilir. Bize bu dünyada hayatımızı insanlığımızı tatmin edecek, zevkle yaşayacak şekilde eğitecek Terbiyeciler (Rasuller) göndererek olabilir. İman terbiyesi alarak fenadan bekaya giden yolu göstererek olabilir. Bize emanet edilen “emanetlerimizi” yerinde kullanarak, hayatımızın tadını çıkaracak bir anlayışa erdirecek “aletler”i kullanmayı öğreterek olabilir… Siz devam edin tefekkür etmeye.

Demek ki, dine ait bir meseleyi, benim “kolayca” kabul edemeyeceğim bir şekilde anlatmak veya bana teklif etmek, dini zorlaştırmaktır, Yaratıcımızın vadine aykırı hareket etmek ve sünnet-i Rasulullah’a ters düşmektir. Yani, yalnızca kurallardan, “dini görevlerden” bahsetmek, Rabbimizin Hikmetine aykırı bir davranış olur, sakınmalıyız.

Çare: İman hakikatlarini insaniyetin kabul edeceği bir hikmet dairesinde takdim etmeliyiz, ya da susmalıyız. İman eğitiminin zorunluluğu çok bariz bir şekilde önümüzde duruyor. Bu eğitime girersek, din kolaylaşır. Yoksa çok zorluklarla dini görevlerimizi bir yük olarak taşımak gibi yanlış bir yol seçmiş oluruz.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, İngiltere Durham Üniversitesi'nde İslam Araştırmaları alanında doktorasını tamamladı. Kendisi şu anda New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışıyor. Ayrıca, çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın