Kur’an- Kerim’deki Temsillerin Üslubunu Anlama (Muhakemat Ders Notları – 2)

İstiare-i temsiliye nedir?

 “Kelâmın elbise-i fahiresi veyahut cemâli ve sureti, üslûp iledir. Yani, kalıb-ı kelâm iledir.”

Üslup, en kısa tarifle kelamın içine oturduğu kalıp anlamına gelir. Yani sözün bir kalıbın içine konulmasıdır. Burada önemli olan sözün nasıl bir kalıbın içerisine oturtulduğudur. Üslup, bir sözün övünülecek elbisesi, kalıbı ya da ona üstünlük veren, övünme vesilesi yapan, onu güzelleştiren sureti, dış görünüşüdür.

“Ya dikkat-i nazar veya tevaggul ve mübaşeret veya san’atın telâkkuhuyla hayalde tevellüd eden temayülâtın hususiyatından teşekkül eden suretlerden terekküp eden istiare-i temsiliyenin parçaları telâhuk ettiklerinden tenevvür ve teşerrüb ve teşekkül eden üslûp, kelâmın kalıbı olduğu gibi, cemalin mâdeni ve hulel-i fâhirenin destgâhıdır.”

Üslup, söze (kelama) bir suret giydirmedir, kalıp vermedir. Bir cümle okuduğumuzda bütün unsurlarını birleştirerek, birbirleriyle kaynaştırarak ve aşılamak suretiyle nazarlarımızı dikkatle ona çevirerek doğrudan doğruya ilgileniriz ve ona bir de sanat güzelliği katarız. Bunların sonucunda bu cümlenin ne anlama geleceği konusunda insanın hayalinde bir eğilim doğmaya başlar ve “Şu anlama geliyor” deriz. Ama yüzeysel kalırsak hiçbir zaman bir anlam çıkartamayız, sadece kelime anlamıyla kalırız. Yani konuya derinlemesine daldığımızda “Ne demek istiyor?” diye dikkatle nazarlarımızı verip meşgul olduğumuzda, doğrudan doğruya olayın içerisinde anlatılan meseleye bütün duygularımızla birlikte müdahale ettiğimizde, insani duygularımızın hepsini birden kullandığımızda, insanda bir temayül başlar ve “Şu anlama gelebilir” demeye yaklaşır. İnsan o okuduğu cümlenin manasına bir suret giydirir. Bir meseleye çok incelikle daldığımızda insani duygular değişik şekillerde, her biri kendine has özellikleriyle ilişkiye geçerek hayalimizde bir temayül eğilimi başlar ve bu eğilime bir suret giydirilir. O suretlerin terekkübünden, o suretlerin kaynaşmasından istiare-i temsiliye (temsilî istiare) ortaya çıkar.

Temsilî istiare, teşbih unsurlarından “benzetilen” öğesi ile yapılır. Kur’an’da genellikle benzetilenler gaybi meselelerdir. Zaten Kur’an bize gaybtan haber vermek için konuşur. Benzeyenler ise bizim alem-i şehadette müşahede ettiğimiz, gördüğümüz, algıladığımız olaylardır. Temsilî istiarede, benzeyenler geniş geniş tasvir edilir ta ki insanın zihninde, hayalinde, tasavvurunda benzetilen hakkında bir kanaat oluşsun ve bir noktaya ulaşılsın.

İstiare-i temsiliye nerelerde kullanılır?

İstiare-i temsiliye, Kur’an’da en çok nerelerde ve hangi mevzularda kullanılır? Cennet, cehennem ve azap tasvirleri genellikle Kur’an’da istiare-i temsiliye tarzında anlatılır. Yani teşbihteki bildiğimiz benzeyen unsurlar bütün detayıyla birlikte anlatılır ta ki benzetilen o alem-i gayba ait henüz müşahade etmediğimiz yaratılışa ait özellikler, bizim dünyamızda bir şekillenmeye girsin, yoksa aynen algılamaya kalkarsak, benzeyenle benzetilen arasındaki münasebeti bozar benzeyeni benzetilenin kendisi zannederiz.

Benzetmeye şöyle bir örnek verebiliriz. “Aslan gibi Ahmet” dediğimizde Ahmet benzeyen, aslan ise benzetilendir. Aslanın özelliklerinden bahsederek Ahmet’in karakteri anlatılmaya çalışılır. Aslan önce sürülerin geçeceği yerde pusuya yatar, sonra kükrer, daha sonra beş yüz veya bin tane hayvanın bulunduğu sürüye taarruz eder. Bir sürüde bulunan beş yüz tane büyük baş hayvan bir araya gelerek toplanıp bir aslana karşı çıkamazlar. Çünkü aslanın cesareti hepsini birden korkutur. Ona verilmiş olan bu cesaret, kabiliyetin tezahürü olarak uzun uzun anlatılır. Bu anlatımlarla yapılmak istenen şudur: Benzetilenin kabiliyetlerinin, insanın dünyasında şekillenmesine ve bir suret giymesine yardım edecek olan bir sanat gerçekleştirilmiş olur.

Kur’an-ı Kerim’deki anlatımlarda yer alan “Allah, semavatın kürsüsü üzerindedir, O’nun kürsüsü bütün semavatı kapsar” cümleleri istiare-i temsiliyedir. Allah’ı semada yıldızların üzerine oturtmak, O’nun evinin galaksileri kapsayacak kadar çok geniş olduğunu söylemek gibi komik sonuçlar çıkarmamaya dikkat etmeliyiz. Burada bir şey anlatılır; bunu anlayabilmenin yolu da şudur: Nazarlarımızı dikkatli bir şekilde olaya çeviririz ve o mesele ile doğrudan doğruya derinleşmeye çalışırız. Meseleyi bizzat müşahede etmek ve onunla temasa geçmek için duygularımızı canlandırırız. Burada uygulanan sanatın farkına vardığımızda, söze giydirilmiş olan üslubun (kalıbın) hangi şartlar dahilinde böyle bir kalıp içine girdiğini anlayabiliriz. “Kur’an’da muhkem ayetler de vardır” itirazları gelebilir. Buna rağmen Kur’an’ın ana maksadı, insanın bilmediği gaybın bildirilmesini amaçlayan Yaratıcının konuşması olduğu için her zaman insana istiare-i temsiliye ile konuşur diye anlamalıyız. Çünkü mutlaka benim bilmediğim bir özelliğimden bahsediyordur.

Kur’an oruç tutmayı emrediyor, gece sahura kalkıyoruz, gündüz yemiyoruz, içmiyoruz ve yasaklanan işleri yapmıyoruz. Bunların neresinde istiare-i temsiliye var? “Yani şimdi oruç tutmayacak mıyız?” şeklinde itirazlar gelebilir. Hz. Peygamber a.s.v. “Benden gördüğünüz gibi namazı kılın” diyor. Her rekatta iki defa secdeye, bir defa rükûa gidilir, sabah namazında iki defa, öğlen namazında 4 defa kıyamda kalarak bu hareketler tekrarlanır. Rükûa gittiğimizde “Subhane rabbiyel azim”, secdeye gittiğimizde “Subhane rabbiyel alâ” deriz. “Bunlar açık şeyler, bunun arkasında ne aranacak? Namaz kılmayalım mı yani?” şeklinde itiraz edenlerden olmamalıyız. Tabii ki Hz. Peygamber’in nasıl namaz kıldığını anlatan hadisleri reddedip bunları yapmayacağız anlamı çıkmamalıdır. Bu işin mutlaka gayba bakan bir tarafı olduğunu düşünmeliyiz.

Namaz, bir meselenin bilemeyeceğim yönüyle anlatılmasının “kalıbı”dır, dış hatlarını, kabını temsil eder. Bu dünyada görmediğim müşahede etmediğim bir konunun bana anlatılmasının kalıbıdır. Namaz, oruç ve diğer ameller bu kalıbın içindedir ve ben “Bu kalıbın içinde ne var?” diye sormadığım zaman ne hadis okumuş olurum, ne Kur’an, ne de yaptığım ibadetlerin kabuğunun içerisine girebilirim. Rasulullah a.s.v. ‘’Benden gördüğünüz gibi kılın namazı’’ diyorsa, o namazın dış hatlarının içinde Rasulullah a.s.v.’ın risalet göreviyle getirdiği mesaj vardır. O mesajı dikkate alarak o namaz kalıbını doldurmak gerekir. Herkes Rasulullah a.s.v. dan ne anlıyorsa, o anladığı kadarıyla namazını O’nun kıldığı gibi kılar. Yalnızca dış hatlarını benzetmekten ibaret değildir. “Aslan gibi Ahmet” denildiğinde, Ahmet dış hatlarıyla aslana benziyor denilmez. Aslana ait özellikleriyle benzer demektir. Rasulullah’ın a.s.v. kıldığı gibi namaz kılmak bu demektir.

Kur’an’daki büyük hakikatler, ciddi meseleler ne manalar içerir? Bu manalar bana neyi söyler? Kur’an’da cehennem anlatılırken insan cildinin yanmasından sonra tekrar yaratıldığı anlatılır. Burada istiare-i temsiliye vardır. Bu anlatılanlar olmayacak şeyler değildir. Cehennem ayetleri için Said Nursi “Küfür cehennemin çekirdeğidir” açıklamasını yapar. Küfür insanı öyle bir yakar ki hiçbir zaman onun acısından kurtulamazsın. Küfre daldıkça, acısı da artar. Nebe Suresi 30. Ayet-i kerimesinde “Fe zûkû felen nezîdekum illâ azâbâ” (Size azaptan başka birşey artırmayız) diye buyrulur. Küfre devam eden insanda, azap üstüne azap olur. Küfrün derinliğine girdikçe insan daha bir çıkmaza girer ve sonunda intihar eder.

Küfrün dünyadaki tezahürü bu şekildedir, ahiretteki tezahürünü de oraya gittiğimizde ancak görebiliriz. Küfrün ateşinin yakmasından kurtulmak için insan namaz kılmaya başlar. Küfrün çekirdeğindeki cehennemden kurtulmak için çalışmak gerekir. Katmer katmer katlanılan şirkin gizli sırlarından kurtulabilmek için eğitime tabi olmak gerekir. Aksi takdirde insan, farkına bile varmadan daima ateşin içinde yanan durumda kalır, hatta o ateşin özüne kadar iner ve tahammül edemeyeceği sızının içine kendini bırakır. Küfrün çekirdeğinin, cehennem ağacını sonuç vereceğini anlamazsak, cehennem azabını tasvir eden ayetler karşısında ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu küfürden ve cehennem azabından kurtulmak için ne yapılması gerekir?

Küfürden ancak tahkiki iman çalışmasıyla kurtulabiliriz. Tahkiki iman çalışmasını bilmezsem, cehennemin küfrün çekirdeğinden çıkmış bir ağaç olduğunu göremem. Tasvirlerde yapılan istiare-i temsiliye ile benzeyenin anlaşılması için benzetilenin detaylı şekilde anlatılmasına sanat denir. Kur’an’ın belâgatındaki sanat unsurlarına dikkat etmemiz gerekir. Kültürdeki din anlayışıyla kaldığımız sürece Kur’an’la beraber olduğumuzu zannedip ama hiçbir zaman onun mesajının içerisine girmeden ölüp gitme ihtimalimiz çok yüksektir. Dini, kültür zannetmenin altında tembellik, ciddiyetsizlik ve dini basite alma vardır. (Devamı)

Not. Fatma Özten tarafından hazırlanmıştır.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

1 Yorum - "Kur’an- Kerim’deki Temsillerin Üslubunu Anlama (Muhakemat Ders Notları – 2)"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

Fikrinizi Paylaşın