Mektup okumanın mantığı: Mana-yı harfi – Mücahit Bilici

Bir filmde dile gelmiş hakikatlı bir söz der ki “parmak gökyüzünü işaret ederken, sadece aptallar parmağa bakar”. Eğer parmak işaret ediyorsa işaret edilene değil de parmağa bakmak aptallıktır. Peki, bunu kim yapar? Okuma lüzumunun farkında olmayanlar, işarete işaret muamelesi yapmayanlar.

Mektup okumanın insan olmakla çok yakın bir ilişkisi var. Bir mektubu bir hayvana verirseniz, mektup mektup olma, mesaj taşıma özelliğini kaybederek bir kâğıt parçasına dönüşür. Bir mektubu, okuması olmayan birisine verirseniz yine mektup mesaj taşıma özelliğini kaybeder. Eğer alıcı, onun mektupluk özelliğinin (mesajın) peşine düşmez ve çizikler gibi görünen dili, kodu “çözmez” işe, o mektup bir anlaşılmaz kâğıt parçası seviyesinde kalır.

Bilmediğimiz bir dildeki bir yazıyla karşı karşıya gelince büyük bir daralma yaşarız. Bırakın zihnimizi, gözlerimiz bile harf yığınları hâlini alan kelime kalabalığını yarıp öteye geçemez. Ne olduklarını bilmediğimiz harflerin şekilleri dikkatimizi çeker ve bizi kilitler. Anlamak varken, harflerin arasında takılır kalırız. Biraraya gelerek oluşturdukları anlamlar bize kapalı kaldığı için kaldırım taşı olup üstünden yürüyeceğimiz o harflerin her biri yolumuza konulmuş birer taş olur, geçit vermez.

Risale-i Nur’daki önemli bir kavramsallaştırma mana-yı harfi ve mana-yı ismi ayırımıdır. Mana-yı harfi sembolik olma hâlidir. Mana-yı ismi ise gayri-sembolik olmaktır. Said Nursi bu semiotik ayırımı semboliklik hakikatini tarif için kullanır. Mana-yı harfi gösterendir (signifier), mana-yı ismi ise gösterilendir (signified).

Harf, “gayra delalet eder”, isim ise “bizzat nefsine delalet eder”. Sembolik olan harf bu sebeple başkasına (isme) hizmet eden bir hizmetçi, bir araçtır. Yol, köprü yahut pasajdır; ondan geçilir. İsim ise müstakildir, gösteren değil gösterilendir. Götüren değil götürülen yerdir. İsim, kendisinden öteye geçilemeyendir. Harf, isme götüren bir yoldur. Harfe isim muamelesi yapmak, sembolikliğini görmeyip onda saplanmak, yolda kalmak demektir. Yol’u, ev; “çıkış” işaretini, çıkışın kendisi sanmaktır. Akıl kârı değildir.

Kenneth Burke’ün de dediği gibi insan sembol tüketen bir hayvandır ve sembol ise her zaman kendinden öte bir şeyi gösterir. Sembol, yol gibidir, içinden geçilmek üzere vardır. Sembolde kalmak, yolun ortasında durmak ve anlam denilen mahall-i maksuda varamamak demektir. Peki, mahall-i maksud neresidir? Orası da evdir, Sevgili’nin yüzüdür. Bütün yollar eve varmak içindir.

Harf seviyesinde sembol dediğimiz şeye anlam seviyesinde metafor diyoruz. Metafor, öteye taşıyan, kendinden başka bir şeyi anlatandır. Mecazın, icazet veren, başka bir anlamı taşıyan olmasındaki gibi. Mana-yı harfi ve mana-yı ismi ayırımını şöyle de düşünmek mümkün: Camdan bakmak ile cama bakmak arasındaki fark. Çünkü kastedilen şey isimiçinden geçilen şey ise harftir. Cam sembolik olduğunda (ayna, pencere ve gözlük örneklerinde olduğu gibi), cam içinden geçilen bir harf olur ve camdan bakılır. Cam gayri-sembolik (yani bakmanın bizzat nesnesi ve anlamanın varmak istediği yer) olduğunda ise cama bakılır, camda kalınır.

“Manası kendinde olmayan ve başkasının manasını gösteren” herşey semboliktir ve harfi manasıyla anlaşılmalı, öyle muamele görmelidir. Ta ki isme varana kadar. Eğer gökyüzünü gösteren parmak bir harf bir gösteren ise gökyüzü hangi ismin bir harfi, hangi anlamın bir gösterenidir?

Mücahit Bilici, Taraf Gazetesi, 4 Ekim 2014

mucahitbilici@gmail.com

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Tavsiyeler

Fikrinizi Paylaşın