Melek ile Şeytan Arasında İnsanlık Tarihi

Birgün bir üniversite mescidinde bir öğrenci diğerine “Şu şeytanı bir türlü anlayamıyorum, Allah ile konuştuğu onun varlığından hiç şüphesi olmadığı halde ona isyan etti, bu nasıl olabiliyor?” diye sordu. Esas muhatabı olmadığım halde bu soruyu duyunca sorunun muhatabı gibi ben de duraksayıverdim. “Acaba bu sorunun cevabı nedir ve Kuran bize hangi hikmek için Şeytan’ın bu tavrını haber veriyor’ diyerek sorularıma cevab isterken şöyle bir mana zihnime yaklaştı.

Şeytan’ın sorunu Allah’ın varlığını bilememesi ile igili değil, Allah’ın sıfatlarını inkarı ile ilgili. Bunu da Adem’in yaratılmasına verdiği karşılıklardan anlıyoruz. Adem’e secde etmemesini şöyle izah ediyor şeytan: “ben daha hayırlıyım çünki beni ateşten yarattın.” Bu iddia ‘ateş haddi zatında bir değere (güce, kudrete, meziyete, kıymete) sahiptir’ demektir, yani eşyaya ulûhiyet izafe etmektir, zira bir şey haddi zatında bir şeye sahip ise o şey ‘ilah’tır. Böylece şeytan ‘lailahe illaAllah”ın birinci kısmı olan “Lailahe”nin (başka ilah yoktur)’un tam aksini iddia etmiş oluyor. Sonra şeytan Adem için ise “o benden daha hayırsız (kıymetsiz) anlamında “onu ise topraktan yarattın” demekle de Cenab-ı Hakk’ın sınırsız ulûhiyet sıfatlarını inkâr ediyor, çünki şeytan bunu söylemekle “insan öyle bir öze sahiptir ki ondan kıymetli bir şey yapılamaz” diyerek yani bir anlamda “sen onu kıymetli bir şey yaratamazsın” manasını ima etmekte. Bu ise ‘lailahe illaAllah’in ikinci kısmı olan “illaAllah” ifadesinin yani Cenab-i Hakk’ın uluhiyyet sıfatlarına sahip olduğunu inkârdır. Yani şeytan Adem’in yaratılışına verdiği cevaptaki eşyayı okuma yöntemiyle şirkin kapısını açmış, ‘lailahe illaAllah’ı inkar etmiştir. Herhalde “bana mühlet ver Adem’i yoldan çıkaracağım” demekle de onu şirk derelerine sürükleyeceğim ‘lailahe illaAllah’ın zıddını ona telkin edeceğim diyor.

Melekler ise Adem’in yaratılış hikmetini anlamak isteyince, onlara Adem’in kendisine emanet edilen kabiliyetler ile esmayı bilmedeki üstünlüğü gösterilmiş onlar da bunu idrak ile Cenab-ı Hakk’a “biz senin bildidiginden başka bir şey bilmiyoruz, Alim olan Hakim olan Sensin” demişler. Bu ise şeytanın cevabının tam zıddı bir cevaptır yani tam bir “lailahe illallah” ikrarıdır. Bu cevapla melekler, “bizim kendimizden gelen (zati) hiç bir meziyetimiz yok, yani bizler ilah degiliz” diyerek “lailahe” demiş oluyorlar. Sonra “bildigimizi bildiren ancak Sensin” demekle de bilemeyecek halde olana bilmediğini bildirmekle sen uluhiyetini gösteriyorsun, tek ve yakta ilah sensin demekle de ‘illallah” diyorlar. Bu ifadelerin bütünü de “lailahe illAllah” demektir. Yani melekler şeytanın şirkine karşı tevhid ile cevap verdiler.

Şeytan ‘ben Adem’i yoldan çıkaracağım’ dedi yani onu şirke götüreceğim iddiasında bulundu. Melekler ise Rab’lerinin uluhiyetine imanları ile Adem’e secde ettiler ve insanın tevhid üzere Cenab-ı Hakk’ı onlardan daha iyi tanıyabileceğine itimad ederek Adem’in bu davada muvaffak olmasını istediler.

Ve manidardır ki şeytan insanı cennette ona bir hayır getireceğine ikna ederek mahlukattan bir ağaç ile gaflete getirdi. Oysa insan Rabbinden “o ağaca bensiz (müsaadesiz) gitme” ihtarını duymuştu. İnsan ise aldandı ve o ağaca yani yaratılmış olana ondan bir şey umarak yöneldi. Görünüşe göre bu adımı ile insan şeytanın tarafına yaklaşmıştı ama toprağı insan yapan Cenab-ı Hak insanı toprağa (dünyaya) yani sebepler alemine gönderdi. Bu aynı zamanda insanın amelinin aynı karşılığıdır; zira sebebe yönelen veya herhangi bir mahluka sebebiyet izafe eden (veya etme kabiliyeti olan) insan sebepler alemine gönderilmiştir. Bu sebepler dünyasına gelen Adem (insan) ise sebeplerin tesiri olmadığını bihakkın tecrübî bir yakîn ile görüp hatasını anlayabilmekle “lailahe illAllah” cennetine geri döner.

Yunus (as) için de derler ki “bunlar ıslah olmaz” düşüncesi ile kavminden umut kesti ayrıldı. Yani sebepleri aleyhinde (engel) gördü orayı terketti. Sonra da sebeplerin tamamen sükût ettiği yani hiç bir şekilde zahiri bir tesire bile sahib olmayacakları bir yere yani balığın karnına gönderildi. Yunus da balığın karnındayken dünyaya gönderilen babası Adem gibi sebeplerden -fakat bu kez aleyhinde gördüğü sebeplerden- yüzünü dönüp Musebbib-ul Esbab olan sebeplerin rabbine iltica etti. Ademin yaratılışında ((Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm ve Hakîmsin.)) سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ diyen meleklerin nidasinin aksini yankılandırırcasına Yunus ((“Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiya:87.)) لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ dedi, Tevhid’in cennetine geri döndü.

Cennetten dünyaya, dünyada da balığın karnına gönderilen insan bir halden öbür hale, rahattan meşakkate ve ferahdan sıkıntıya gonderiliyorsa bunun insanın yaratılış hikmeti ile bir bağı olmalı. Kendisi mahlûk ve ona emanet edilen kabiliyetler de cüzî olduğu için insan ancak kıyasla ve farklılıkları görerek halden hale yoğrulmakla ve kemale basamak basamak ermekle öğrenir, mutlak sıfatlara sahip Rabbini tanır insan.Her 24 saate tekrar tekrar bir haşir ve neşirin yani gece ve gündüzün insanın dünyasına sığışması boşuna değildir. Sebepler aleminde bu şekilde terbiye ediliyor olmakda “iman neden gaybidir” sorusunun bir cevabı da var. Eğer gaybın perdesi olmasa idi imanın mertebesi tek olurdu, şüphe olmaz ama Cenab-ı Hakk’ı mutlak sıfatları ile tanımakta ilerlemek ve kemal de olmazdı. Halbuki halden hale yaratılış ile yoğrulan bu alemde insan bir şeyi tecrübe edip ondan birşeyler öğreniyor sonra başka bir tecrübe de o öğrendiği yetmiyor ve yeni ve daha derin şeyleri başka başka cihetleri ile öğrenmek zorunda kalıyor. Yani bu alemde insanın sorularının arkası kesilmediği için öğrenebileceklerinin de sonu gelmiyor. Sebepler dünyasında olmasaydık sorularımız olmayacak, mertebelerimiz sabit kalacaktı. O zaman insan bu aleme bir şeyler ona perdelensin gizlensin diye değil gayba iman ile yakini ve marifetullahı artsın diye gelmiş diyebiliriz.

O halde insan tavırdan tavıra yaratılışındaki her yolculuğunu onu terbiye eden Rabbinden bir nimet ve müjdeli bir haber bilmeli, zira marifetullah cennetinin kapıları bu seyahatlerle açılıyor.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Kur'an Okumaları
Zübeyr Nişancı

Yazar Hakkında:

Otuz küsür sene önce Bayburt'un bir köyünde bu dünyaya gonderilmişim. Sonrası hep yolculuk hep yolcucuk. Şimdi maişetimiz için Loyola University Chicago'da sosyoloji bölümünde doktora eğitimi ile birlikte sosyoloji dersleri veriyorum. Diğer yazıları için tıklayın.

1 Yorum - "Melek ile Şeytan Arasında İnsanlık Tarihi"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

  1. S.Özkan S. dedi ki:

    Sn. Zübeyir Nişancı,Öncelikle böyle bir konu başlığı için size teşekkür etmek isterim. Çok ehemmiyetli bir konu tespit etmişsiniz. Okurken seçtiğiniz ayetler ve kıssaların ne kadar isabetli olduğu da dikkatimi cezbetti.Allah (c.c.) razı olsun.Seçtiğiniz başlık altında, seçtiğiniz kıssalar ve ayetler ışığında bazı güzel hakikatler açıldı dünyamda ve bunları sizlerle paylaşmak istedim.Yazdıklarınıza paralel olarak bir hikaye doğdu kalbime. Hikaye şöyle ki:Bir insan, doğuyor ve var olmanın mükemmelliği ve şaşkınlığı içinde bir çocukluk yaşıyor. Çevresindeki dünya ve diğer insanlar her şey yeni ve heyecan verici onun için..Her sabaha yeniden doğar gibi uyanıyor adeta.. Bu evrede çocuk, yaratıldığının ve yoktan var edildiğinin farkında .. sonra tüm çevresi tarafından dış dünyası tanımlanmaya başlıyor ve kendi tanımları da bu tanımlamalarla oluşmaya ve sabitleşmeye başlıyor ( bu evreyi çok uzatmayacağım aslında bu evere de çok önemli fakat ayrı bir konu başlığı olarak bırakalım bir kenara ) .. Bu süreçte bir yaradan ın varlığını şuhudi bir hal ile yaşıyor aslında.. sonra irade i cüziyesi ile sorguluyor.. irade i cüziyesi yanlış cevaplar verdiğinde de bir çok letaifi onu destekleyerek, başına bir zarar gelmeden ilerleyebildiğini görüyor.. Söz gelimi namaz kılsa kalbi ve tüm letaifi tatmin oluyor, bunu her yönüyle lezzet edebiliyor.. fakat kılmadığı takdirde de hayatının acı olsa da ( aynı letaifi onu bin bir sahte delil ve bahaneler ile destekliyor )  devamının mümkün olduğunu görüyor..irade i cüziyesi ile kendisine verilen özgürlük bir anlamda başına bela oluyor adeta.. Ve bir rabbini deneme onun ”hükmünden” uzaklaşma süreci başlıyor ( bu genelde normal bir insanın son çocukluk ve gençlik yıllarına tekabül ediyor herhalde ).. Ne kadar uzağa gidebiliyorum ? .. Ne kadar Allah ın hükmü dışına çıkabiliyorum ? Oyun edasıyla başlayan bu süreç, maazallah Cehennem e kadar sürebiliyor…VesselamŞimdi şunu da biliyoruz Kur’an bize rabbimizi görmeyi sağlayan bir gözlüktür ve Kur’an bize bu kainatın hakikatini anlatır..Bu tabirle bakarsak verdiğiniz kıssadaki ”Şeytan ın”  yerine ”Nefislerimizi” koymamızda bir sakınca görmüyorum..  “ben daha hayırlıyım çünki beni ateşten yarattın.” cümlesinde  Rabbimizin ” Rab, Halık, Mün im.. vs bir çok ismini tanıyoruz aslında.. Yani sıfatlarını inkar etmiş olmuyorum. Bu cümlede Halık ın yarattığı bir nimetin tesirini ( sebep ve etkisini) sorgulamış oluyorum.. Hükmünün dışına çıkmaya çalışıyorum, serserilik etmek istiyorum bir manada da.***((Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm ve Hakîmsin.)) سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ diyen meleklerin nidasinin aksini yankılandırırcasına Yunus ((“Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiya:87.)) لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ dedi, Tevhid’in cennetine geri döndü. ***Tıpkı ayetteki gibi Şeytan ın yaradılış formatımızdaki yeri etkin olduğunda, Allah ( cc) ın bize sonsuz rahmetinden gelen tüm öğretilerini lezzet ettiğimiz ve mütmain olduğumuz her alanda Şeytan ın da katkıları ile Hakim olanın hükmü dışına kaçmaya çalışırız. Alim olduğunu ezelden ebed e gelen bilgisini adeta küçümseriz ve var olduğunu sandığımız diğer ilahların arayışına gireriz… Samimi olanlarımız,bu kendi kendimize ettiğimiz zulmün farkına varırlar ve bu yoldan tevbe ederek Tevhid in cennetine geri dönerlerKonu,yaradanı kadar mükemmel.. Tekrar sizi tebrik eder. Hayatınızda Mütmain olmanızı Cenab-ı Hak tan temenni ederim..

Fikrinizi Paylaşın