Mızrağın Ucuna Mushaf Takmak

“7- Şahsi kanaatlerimize, Kur’an’dan, hadislerden veya Risaleden kaynak göstermek, mızrağın ucuna mushaf takmak demektir: “Bana saldırma, yoksa Kur’an’a saldırmış olursun.” Bu tavır, Kur’an’ı kendi kanaatine alet etmektir…”

Cümleyi dikkatli bir şekilde okuduğumuzda “Şahsi kanaatlerimize, Kur’an’dan, hadislerden veya Risaleden kaynak göstermek…” demek, Kur’an’dan veya diğer kaynaklardan faydalanmamak anlamına gelmez, gelmemeli.

Bir misal ile anlamaya çalışalım:

Benim şu veya bu şekilde ulaştığım bir kanaatim var ve ben bu kanaatime daha önceki Kur’an çalışmalarımın sonucunda ulaştım, diyelim. Gayet de iyi niyetliyim, kimse ile bir sürtüşme niyetim de yok. Bu ulaştığım sonucu iki şekilde sunabilirim:

  1. Kur’an ABC’yi emrediyor, işte ayet. Eğer ABC’yi kabul etmezseniz Kur’an’a karşı gelmiş olursunuz.
  2. Ben Kur’an’ın şu ayetinden ABC’nin bizim için bir emir olduğunu anladım. Eğer ABC’yi kabul etmezseniz benim bu ayetten anladığıma karşı çıkmış olursunuz.

1. durumda Kur’an, şahsi bir kanaate kaynak gösterilmiş ve şahsi kanaat kabul edilmezse Kur’an kabul edilmemiş gibi bir tutum sergilenmiştir. Bu çok yanlış bir tutumdur ve bütün dinlerin tarihinde önemli kavgaların nedeni olmuştur. Ve hala da Kutsal bilinen kaynakları delil göstererek, kendi kanaatlerini, anlayışlarını Kutsal kaynakların arkasına saklayarak savunma yapanlar, dindar kesimlerde sürtüşmelere neden olmaktadır. Bizim hepimizin böyle bir tavır içine girmememiz gerekir diye anlıyorum.

2. durumda gayet güzel, haklı bir tavır sergilenmektedir. Ben kendi kanaatimi, anlayışımı takdim ediyorum. Bu bana ait olan anlayışı, Kur’an’ın şu ayetinden çıkarıyorum. Eğer benim anlayışıma karşı çıkarsanız, beni reddetmiş olursunuz, Kur’an’ı değil. Doğrudur, aynı ayeti bir başka kişi okur ve daha değişik bir anlayış geliştirebilir ve bu değişik anlayış da o kişiye aittir; belki daha iyidir veya daha kötüdür, orasını Allah bilir. Böyle bir tavırda Kur’an mızrağın ucuna takılmamış olur, belki Kur’an’ın önüne kişi kendi bedenini siper eder, ta ki bir itiraz gelirse Kur’an’a değil, bana gelsin, demektir. Çünkü bu benim anlayışımdır, kanaatimdir, diyor. “Bu ayetten ben bunu anladım,” diyor. Demiyor ki, “Ayet bu anlamdadır.” Dolayısıyla, her türlü itiraz bana gelecek, Kur’an’a değil.

Eğer bu mesele tevazuh etti ise, bu 7. madde hiçbir surette, “Me’hazdeki kutsiyet”in etkisini ortadan kaldırmaz. Bilakis, kaynaktaki kutsiyetin muhafazasına bir vesiledir. Herkes mutlaka ki bir hakkı savunurken bir kaynaktan faydalanmıştır ve de faydalanmalıdır. Bu kaynağı da referans verir ve vermelidir. Fakat referans verirken, kendi ulaştığı sonucun, kendisinin anlayışı olduğunu belirten bir tavır ile referans vermelidir. Değilse, eğer kaynağı, mesela bir ayeti, öne sürer ve kendisinin ayetten anladığını, mızrağının ucuna ayeti takarak, “Eğer bu anlayışa karşı çıkarsanız, bu ayeti inkar etmiş veya reddetmiş olursunuz,” demeye gelen bir tavır gerçekten doğru bir tavır değildir. Ve de fitneye sebep olur, önüne geçilmez anlaşmazlıklara sebep olur.

Bu hem ince ve hem de önemli nokta anlaşıldı ise, sonuç:

Hepimiz faydalandığımız kaynağı muhataplarımıza bildirmeliyiz. Muhatabımız, bizim bu kaynaktan ne anladığımızı görmeli, ve eğer kabul ederse, bir sorun yok. Eğer kabul etmezse, bizim ulaştığımız sonucu reddetmeli. Kendisi bize karşı çıkabilir ama kaynağa karşı çıkmamış olur. Kaynağı bir de o muhatabımız kendisi değerlendirir ve kendisine göre bir sonuca ulaşır, ve bu sonuç o kişinin kendisinin sorumluluğu olur.

“Her mustaid içtihad edebilir ve fakat teşri’ edemez” bu demektir diye anlıyorum. Çünkü içtihad insanın gayretinin sonucunda ulaştığı bir kanaattir, Teşri’ işe yalnızca Allah’a ve Rasullere aittir.

Kur’an haktır, sabittir, bizim anlayışımız ise bize aittir. Kur’an ebedi ve ezelidir, biz insanlar ise sınırlı ve faniyiz. Bir fani, mutlak olan İlm-i İlahi’yi tam kavradığını iddia edemez, etmemelidir. Fakat insanların sınırlı bilgileri ve algılama kapasitesi arasında fark vardır. Bir kişi bir konuda ihtisas sahibi olmuş olabilir. Diğer bir kişi o konuda ihtisas sahibini dinlemek ve ona itimat etmeyi tercih edebilir ve de etmelidir. Ama bu durum hiçbir surette, ihtisas sahibi olduğunu söyleyen kişinin “yanılmazlığını” garanti etmez. Ve dolayısıyla, “yanılmaz” olan bir kişi bu alemde yoktur. Mutlak İlim Sahibi olan Yaratıcı Allah’tan gayri yanılmaz hiçbir kimse yoktur, olamaz. Peygamberlerin masumiyeti bile, Allah’ın düzeltmesine bağlıdır. Bu nedenledir ki, son sözü söyleyecek bir yaratık cinsinden kaynak aramak ve dolayısıyla “yanılmaz Papa”yı, “yanılmaz İmamları” ortaya atmak İslam’ın ana prensipleriyle çatıştığı için çoğunluk tarafından kabul görmemiştir.

Bu son durum, benim kimseye güvenmeyeceğim ve dolayısıyla danışmayacağım anlamına gelmez. Konunun uzmanlarına danışacağım, cehaletimle beraber, biliyormuş gibi davranmamalıyım, “Ben de bir şeyler söylerim,” havasına girmemeliyim. Haddimi bilmeliyim. Ama bu benim tercihimdir, kimse bana, “Sen bilmezsin, ben bilirim, bana tabi olacaksın,” demeye yetkili değildir.

Herkes tevazu içerisinde – ki her insanın gerçeği budur – karşısındakileri dinlemeli ve “Acaba bu arkadaşın kanaatinden benim faydalanabileceğim bir sonuç çıkarabilir miyim, diye hüsn-ü zan ile yaklaşmalıdır. Eğer bu arkadaşın kanaatini kabullenemiyorsa, kendi kanaatini belirtmeli (dayandığı delilleriyle birlikte) ve karşısındaki arkadaşa sunmalı. Ondan sonra artık, herkes kendisi için diğer arkadaşından ne kadar faydalanabilirse o kadar faydalanır, herkesin iradesi serbesttir. Biz de serbest irademiz ile bu dünyada imtihan oluyoruz.

Sonuç: Bilenler veya bildiğini zannedenler, delillerini ileriye sürüp, bu delillerden kaynaklanan kendi şahsi kanaatlerini, kendi şahsi anlayışları olduğunu bildirerek tevazu içinde diğer insanlara yardımcı olmaya çalışmalılar.

Ben böyle anlıyorum, kimseyi şahsi olarak kastetmiyorum. Bu genel kaideyi anladığım şekilde takdim ettim. Kabul edip etmemek sizlerin kararınız. Rabbimiz hepimize hidayet nasip etsin, “Hakkı, hak bilip ittiba etmek, batılı da, batıl bilip sakınmak” nasip etsin. Amin!

Kanaatlerini belirten herkesten Allah razı olsun.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Usûle Dair
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın