”Muvakkat” ve ”Müstekar” Yaratılış

Bu dünya hayatının “muvakkat” (geçici, çözülmeye, bozulmaya müsait) olduğu hep vurgulanır. Aramızda hiç bir insan bulunmaz ki, bu dünya hayatının “muvakkat” olmadığını iddia edebilsin. Gel gelelim, bu dünyanın “muvakkat” olduğunu bildiğimiz halde neden sanki geçici değilmiş gibi davranıyoruz? “Müstakar” (kararlı, daimi, geçici olmayan, değişken olmayan, dağılmayan, bozulmayan) bir hayatın varlığından emin olmamak böyle bir davranışın nedenidir, diye düşünüyorum.

Kur’an bu dünyanın fani, geçici olduğu, ahiretin ise “ebedi mutluluk”un yaşanacağı bir yer olduğu tekrar tekrar okuyucularına hatırlatır. Böyle bir yaratılışın gerçekleşeceği haberi verilir. Dikkat et, kendini dinle, etrafına bak, anlarsın, denilir.

Biz insanlar için can alıcı nokta şurada: Biliyoruz bu dünyanın “muvakkat” olduğunu, fakat “müstakar” olan, ebedi olan ahiret hayatından nasıl emin olabiliriz?

Bu emniyeti sağlayacağını ümit ettiğim şu düşünce zincirini birlikte takip edelim:

1- Dikkat edersek, “bir başka tür yaratılış” anlamında (halkun cedid) ifadesiyle Kur’an’da 8 ayrı ayette vurgulanan bu konuda iki nokta dikkatimizi çekiyor:

a) Bu alem “bir tür yaratılış biçimini” teşhir ediyor.

b) “Ahiret hayatı” “başka bir tür yaratılış biçiminin” gerçekleştirileceği yer olarak bize bildiriliyor.

(Halkun cedid) ifadesini içeren 8 ayetten bir tanesini alıyorum aşağıya:

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيد

“İlk yaratmada acizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” Kaf Süresi (50): 15

Herhalde hepimizin dikkatini çekti, “yeni bir yaratma” ifadesini ben, “yeni tür bir yaratma” olarak tahrif (!) ettim. Niçin? Çünkü diğer bütün ayetlerde ahiret hayatının bu dünyadaki tecrübelerimizden tamamen farklı olacağı bildiriliyor ve dolayısıyla bu “yeni bir yaratma” bir başka “tur” yaratma olması gerekir demek, Kur’an’ın bütünlüğü içinde hem tutarlı ve hem de zorunludur.

Ayrıca ayete dikkat ettiğimizde, ”yeni bir tür yaratma” hususundaki şüphenin yersizliğine, su dünyada gözlemleyip durduğumuz yaratılış biçimi şahit olarak gösteriliyor. Bu husus, Kur’an’ı anlamada takip edilmesi gereken olmazsa olmaz bir usüldür.

2- Kur’an, Yaratıcımızın “bu dünyada” biz insanlara yaptığı bir konuşması, yani Risale-i Nur’daki ifadesiyle, Kuran, “alem-i şehadette alem-i gaybin lisanı,” olduğunu hatırlayalım. Hiç tecrübe etmediğimiz bir yaratılış biçiminin, şu tecrübe ettiğimiz yaratılış biçimine bakarak algılanması söz konusu. Risale-i Nur’da, bu yaratılış biçiminin, mesela, “muvakkat” veya “entropi”ye tabi özelliğine mukabil, yeni bir başka yaratılış biçiminin “müstakar” olacağı ifade ediliyor. Böyle bir neticeye de, konu ile ilgili ayetlerin tefsirinin yapıldığı yerlerde ulaşılıyor. Evrene bu ayetlerin rehberliği altında bakıldığında, ulaşılması gereken kaçınılmaz sonucun, daimî, insana sonsuz mutluluğu yaşatacak olan bir yaratılışın mutlaka gerçekleşmesi gerektiği vurgulanıyor Risale-i Nur’da:

اِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ

“Asıl hayata mazhar olan âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64

خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا

“…Orada ebedî olarak kalacaklardır…” Beyyine (98): 8

Biz bu dünyada tecrübe etmediğimiz ve fakat bu dünya şartlarında yaşayan insanlar olarak, varlığından haber verildiğimiz bu yaratılış biçimini tasdik edeceğiz; “Olması mümkün ve de olması gerekir,” diyeceğiz. Tatmin olmuş bir şekilde tasdik edeceğiz, iman edeceğiz. Böyle bir sonuç için de şahitlik yapacak iki kaynağımız var elimizde:

a) İnsanî duygularımız şahitlik yapacak: Gerçekten benim insanî duygularım, “ebedî saadet” istiyor. Bu dünyada tecrübe ettiği “geçici” (muvakkat) mutluluklara razı olmuyor. Bunların bir “ebedi” olan bir “tur” yaratılışı olması gerekir, diye algılayan çok kuvvetli bir duygu verilmiş bana. Bu duyguyu kullanmam lazım şahit olarak. Çünkü benim gerçeğim bu. Kullanmaz isem, kendim ile çelişirim, kendi gerçeğimi inkar etmiş olurum.

b) Şu gözlemlediğim, tecrübe ettiğim “yaratılış türü” şahitlik yapıyor ki, bu çok anlamlı, hikmetli yaratılış türünü yoktan var ederek gerçekleştirenin, bir başka tür yaratılışı da gerçekleştirebileceğini inkar edecek elimde hiçbir delil yok. Madem bana “ebedî mutluluk” un mutlaka olmasını arzu eden, “geçici” mutluluktan çok şikayet eden bir özellik vermiş beni ve bu evreni yaratan, o halde ben böyle bir Yaratıcının bana verdiği va’di mutlaka tutacağını onaylarım: “Madem beni ‘ebedî mutluluk’a aşık olarak yarattın, ben de bu aşk’ı, Senin böyle bir yaratılışı gerçekleştireceğinin va’di olarak algılıyorum ve Senin böyle bir tür yaratılışı gerçekleştirebileceğini de şu yarattığın aleme bakarak anlıyorum. Bununla beraber, Senin Rasullerin vasıtasıyla haber verdiğin bu ‘ebedî saadet’in yaşanacağı bir tür yaratılışı da gerçekleştireceğine kaniyim, onaylıyorum, bekliyorum.”

3- Madem bu “yeni bir tür yaratılış” ebedi olacak, orada “ebedi mutluluk” verilecek, bu yaratılış türünün içeriğinde, “ebediliği” arzu ettirmeye yönelik bir unsurun bulunmasına hikmeten gerek olmadığını anlayabiliyoruz. Bu dünyada muşahede ettiğimiz yaratılış biçimindeki “muvakkat”lik özelliği, bu dünyayı, hayatımızın “esas maksadı” yapmamamız ve Yaratıcımızdan gerçekten ne istiyorsak onu bize vermesini talep ettirtmek içindi. Özetle, “la ilahe” dedirtmek içindi. Yani, bu dünyanın bizzat kendisi benim varlığımın ana hedefi olamaz. Dığer taraftan, “yeni tür yaratılış”ın gerçekleştiği yerde “la ilahe” dedirtecek unsurların bulunmasına gerek olmaz.

4- Yaratılışın “tecelli” olarak algılanması da ihmal edilmemelidir. Hem bu dünyadaki yaratılış ve hem de “yeni bir tür yaratılış” ancak “tecelli” olarak algılanabilir. Yaratık olan bilinçli varlıklar, Mutlak olması gereken Yaratıcının ancak ‘tecelli”sini algılayabilir. Mutlak’ın bir parçası olmaz, olamaz. İnsan böyle bir sonucu algılayacak kapasitede donatılmış, yaratılmış.

Ahiretin yaratılışında “tecelli,” “muvakkat” değil, “entropi”ye tabi tutulan cinsten değil, “müstakar,” kararlı olan cinsten olacak. Ahiretteki yaratılış şuur sahibi insanlara, “la ilahe,” yani “Ben böyle geçici mutluluk vereni değil de, ebedi mutluluk veren bir tür tecelliyi istiyorum,” dedirtecek cinsten bir yaratılış olmalı.

Tecelliyi bu dünyada muşahede ediyoruz. Bu bizim gerçeğimizdir. Tecellinin mahiyetini anlayamayacağımız da bizim gerçeğimizdir. “Müstakar” bir yaratılışın gerçekleşmesi mutlaka beklenir, ama “müstakar” yaratılışın mahiyetini anlamaya çalışmak hem imkansız hem gereksiz. Gerçekleştiği zaman bizzat müşahede edeceğiz, inshaAllah. Şimdiden mahiyetini merak etmeye gerek yok. Mahiyetinden değil, varlığından, var edileceğinden emin olmaktır görevimiz.

Sonuç: Böyle “müstakar” bir tür yaratılışı, bu dünyada muşahede etmiyoruz, ama olması gerektiğini tasdik edebiliyoruz.

Ben kendime verilen duygularımı kullandığım zaman bu dünyayı bir “eğitim alanı” gibi görüyorum: Bana hep “la ilahe” dedirtiyor. Diğer taraftan yine bendeki duygular şiddetli bir şekilde, “mutlaka yalnızca ‘illallah’ diyeceğim bir varlık türünün olması gerekir,” diye bağırıyorlar. Bu çığlığa, bu çığlığı Yaratanın cevap vermemesini hiç mümkün görmüyorum.

NOT: Konu öyle bir noktaya geldi ki, “Cennet-Cehennem” mevzusu da çalışılmalı. İnshaAllah, Rabbim müsaade ederse, “Sıfır’ın Öğrettikleri” başlığı altında bir diğer sayfa daha açmak ihtiyacı hissettim, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Kainat ve İnsan
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

3 Yorum - "”Muvakkat” ve ”Müstekar” Yaratılış"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

  1. yusuf dedi ki:

    Selamun Aleykum. Ayete başka bir anlam vermemiz mümkündür. Sizin yaklaşımınızı nakzetmiyor. Sadece daha kısa bir yol. Lebs kelimesinin başka bir anlamı var. Siz; kafa karışıklığı birbirine karışma, karıştırma iltibas anlamında çevirenlerin tercihini tercih etmişsiniz. Mecazen birşeyi direkt olarak yapma onunla ilgisi olma anlamı da var ki lügatçe muteber ve kullanımı olan bir mecaz. O halde ayetbiz birinci yaratılış denen şeyi icra ederken mi yorulduk Bilakis (yani böyle birşey sözkonusu değil zira) onlar yeni yenilenen yaratma-yaratılış faaliyetinin bizzat içindedirler. böyle anlarsak muvakkatlık ve müstekarlık denen şeyin nisbi bir gerçek olduğu anlaşılır. Öyleyse diğer ayeti ne yapacağız. Diğer ayet ahiret hayat dolu bir yerdir anlamına geliyor. Bu bu dünyanın daha az hayatla techiz bir yer olduğu anlamına geldiği anlamına kesin olarak delalet etmezsede küçük de olsa bir işaret etme ihtimali var. onu ne yapacağız. Fakir orayı fazla kafaya takmıyor. hayatı sürekli yenilenmek suretiyle sabit bir gerçek olduğu anlaşılan hayat kaynağının yani hayyu kayyumun tecellileri şu şekilde olmuş bu şekilde olmuş çok önemli değil. Hem ahiret hayatının dolu dolu olmasının keşfedilmesinin insanın cihazlarının aletlerinin terakkisiyle ve inkişafıyla olduğunu da iddia edebilirim. İki hayatın farklı olduğunu iddia etmeye ne hacet. Biraz ileri gittik dengeyi bozduk galiba. Her ikisi de sözkonusu. Naslardan öyle anlıyoruz. 

  2. yusuf dedi ki:

    küçük bir yazım hatası oldu afedersiniz orayı yeniden yazıyorum Fakir orayı fazla kafaya takmıyor. hayatı sürekli yenilenmek suretiyle sabit bir gerçek olduğu
    anlaşılan hayat kaynağının yani hayyu kayyumun tecellileri şu şekilde olmuş bu şekilde olmuş
    çok önemli değil.

Fikrinizi Paylaşın