“Nâr-ı Mûkadeh”: Güzellikle Yanıp Tutuşma

Kur’an’ı doğru anlama

İnsanın dünyasında kelamın oluşumu sırasında şöyle bir sıralama takip edilir: İnsanda bir meyil oluşur, bu meyil manaları akla getirir, akıl bunları katreleşen manalara dönüştürür, bu katreleşen manalar yağmurun yağması gibi kelam içerisinde yer alır. Bu kelamın oluşumu aşağıda verilecek örneklerle daha da iyi anlaşılacaktır.

Said Nursi Muhakemat adlı eserinde belagatı anlatırken Kur’an-ı Kerim’den örnekler vererek anlatmıyor, başka beliğ eserlerden misaller vererek ilahi kelamın nasıl anlaşılması gerektiğini öğretiyor. İkinci Makale, Altıncı Mesele’de Nursi, cümleler halinde lafza dökülmüş, ifade edilmiş bir sözün (kelamın) hangi manalara, hangi şartlarda, nasıl delalet ettiğini söylüyor. Bir cümleyi okuduğumuzda, ilk önce oradaki zahir mana insanın dünyasına taşınıyor. Ama bu eserin Birinci ve Ikinci Makalelerinde de söylendiği gibi Kur’an, muhatabını bir maksada götürmek üzere konuşur ve bu konuşmada o maksada delalet eden, çağrışımlar yapan unsurlar, cümlenin etrafında dolaşırlar. Mesela cennet tasviri yapılırken altından suların aktığı köşkler, içerisinde ellerinde bardaklarla içecekler sunan hurilerden bahseden ifadeler yer alır. İlk anda akla cennetin tasvirleri yapıldığı düşüncesi gelir ama Kur’an gaybtan haber verme, insanın Yaratıcısından haberdar etme, yaratılışın sırlarını anlatma maksadını taşıyarak, muhatabın (okuyucunun) kendi şartlarında (alem-i şehadet- dünya) örneklerini gördüğü anlatımları sunar. O anlatılan örneklerde benzetilenin detaylı bir anlatıma muhatap kılınmasında hiçbir zaman benzetilenin bizzat kendisi kastedilmez. Saray denildiğinde Beylerbeyi Sarayı, altından ırmaklar akar denildiğinde de boğaza bakan bir yalı akla geliyorsa bu çağrışımlardan birşey anlamadık demektir. Bu nokta, anlaşılmadan Kur’an okumanın hiçbir anlamı yoktur.

Allah’ın konuşması ile Yunan mitolojisindeki tasvirler arasındaki fark burada yatar. İlahi kelamı Yunan mitolojisi okur gibi okumamak gerekir. Eğer böyle bir muamele yapılıyorsa, bu büyük bir cinayettir. Yunan mitolojisindeki tasviratta bizzat benzetilenin kendisi kastedilir. Mesela Zeus büyük bir ilah olarak ilan edilir, başka küçük ilahlar da onun temsilcisi olarak yeryüzünde belli davranışlarda bulunurlar. Venüs, güzelliği temsil eden ilah olarak bir takım işler yapar, Hermes hikmeti temsil eden ilah olarak bilgi çalar ve insanlarla paylaşır vs. “Bu ilahlar nelere işaret eder, bunlar neler demek istiyor?” diye benzeyen hakkında bir araştırmaya girmeye gerek yoktur çünkü Yunan felsefesinin, Yaratıcıyı tanıtmak üzere bir konuşma yapması söz konusu değildir. Yunan felsefesi, alem-i gaybın tasvirini yapmayı maksat edinmez. Dolayısıyla Yunan mitolojisinde Allah konuşmaz, o mitolojiyi destanlaştıran yazar konuşur. Arada inanılmaz taban tabana zıt fark vardır. Dikkat etmediğimiz takdirde Kur’an’ı Yunan mitolojisinin destanlarındaki hikayelere benzeterek okuma ihtimalimiz yüksektir. “Venüs kimdi, Hermes ne iş yapardı?” araştırmaları gibi “Cennette altından sular akan saraylar vardı, huriler şöyle güzeldi” diye benzetilenlerin tanımlarını yapmaya başlarız. Halbuki bir manayı, insan hissiyatına taşımada yan elementler, teşbihler ve diğer belagat unsurlarını dikkate almamız gerekir. Yoksa belagat unsurlarına dikkat etmeden, istiarelere ve o istiarelerin yapacağı çağrışımları göz önüne almadan, lafzın bizzat kendisinin ne anlama geldiğini ve Kur’an’ın maksadını o lafzın bizzat lügat manasından ibaret olduğunu zannetmek Kur’an tefsiri değil, Yunan mitolojisinin tefsiri anlamına gelir. Said Nursi bu uyarıyı daha nazikçe yaparak, tefsirlere İsraliyat karıştığını açıkça söyler. Fakat bazen anlamakta güçlük çeken insanlar için direkt konuşmak gerekir.

Pages123456789
Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın