Öğretmensiz Okul Olur Mu?

Öğrencisiz okul ne kadar anlamsız ise, öğretmensiz okul da o kadar anlamsızdır.

Bir laboratuvara giren meraklı öğrenci, laboratuvarın bir şeyler incelemek için olduğunu anlar ama ne yapacağını bilemez. Bir rehbere, bir öğretmene ihtiyacı olduğu besbellidir.

Doğumumuzdan ölümümüze kadar hayatımızın amacını düşünecek olursak, burada bir eğitime tabi tutulduğumuzu anlamak hiç de zor olmasa gerek. İnsanî kabiliyetlerimiz, merak etme, soru sorma, inceleme ve anlama kabiliyetlerimiz bunun şahididir. Kainatın varlık biçiminin insanın kabiliyetleriyle tam tamına uyum sağlaması da bizim bu kainat içinde bir görevimizin olduğunun işaretleridir. Biz anlamak istiyoruz, kainat anlaşılmak istiyor. Bendeki anlama kabiliyeti, kainattaki anlaşılmayı bekleyen özelliklerle tam tamına mukabele ediyor. Araştırdıkça birşeyler anlıyoruz, öğreniyoruz.

Bu kainat bir okul gibi, insan da o okulun öğrencisi. Peki, öğretmen nerede?

Kainat ile insanı böylesine anlamlı bir ilişki içinde yapan kim ise, insanın öğretmen ihtiyacını da karşılaması gerekir. Değilse, kainat ile insan arasındaki böylesine canlı ve keskin ilişki kuracak şekilde yaratması çelişki olurdu. Ki, ne kainatın ve ne de insanın var edilişinde çelişkiyi gösterecek bir alamet görmüyoruz.

Her şey anlamlı, her varlığın bir amacı var. Böyle bir yaratılışın da bir amacı olmalı. Şu kainatın Yaratıcısının, insanı öğretmensiz bıraktığına ihtimal vermek imkansız.

Öğretmenler atanmış, görevlendirilmiş. Hepsi de “Bizi bu kainatın Yaratıcısı görevlendirdi” diyorlar.

Peki, neyi öğretmek üzere görevlendiriliyorlar?

Bu sorunun cevabını net bir şekilde anlamak için öğretmen ihtiyacını nerede hissettiğimize bakalım.

Eğer peygamber bir öğretmen olarak tanımlanmayıp da, “Bizim dinimizi bize getiren, ve gerektiği yerde o dini açıklayan ve uygulamalarını gösteren” olarak tanımlanırsa durum değişir. “Dinimiz diye bir şeyi nereden çıkardin?” sorusu karşısında böyle bir peygamber anlayışının tekrar peygambere dönerek cevap vermesi kaçınılmazdır: “Peygamber kendisi haber verdi.” Ve bu bir kısır döngüdür.

Eğer peygamberleri, bu alem ile benim aramdaki ilişkiyi öğretecek, benim bu dünya okulunu veya laboratuvarını nasıl kullanacağımı öğretecek bir öğretmen olarak tanımlarsak sorumuzun cevabı bu tanıma göre olur: Anlamını ve maksadını merak ettiğimiz bizim ve kainatın ne işe yaradığını, onu nasıl kullanmamız gerektiğini anlayabilmemize yardımcı olacak öğretmenler.

Kısacası, öğretmenler benim kainatı nasıl okuyabileceğimi, nasıl değerlendirmem gerektiğini, kainatın Yaratıcısının beni buraya neden getirdiğini anlamama yardımcı olacaklardır.

Eğer peygamberleri öğretmenler olarak görürsek, bu dünyanın bir okul olduğu, bizim de öğrenciler olduğumuz anlayışına tam tamına uyar. O halde hayatımızın her anını bu okulda birer öğrenci gibi yaşamalıyız. Her yaratığın bizim için bir laboratuvar malzemesi olduğunu bilerek ilişki kurmalıyız. Öğretmenimizin de her an bizimle beraber olması gerekir. Yani, bizim dünya ile olan ilişkimiz onun öğretmenliği altında gerçekleşmeli. Öğretmensizmişiz gibi, istediğimiz şekilde davranamayız. Öğretmensiz bir ilişki olmamalı.

Peygamberleri öğretmen olarak görmek, daima onların rehberliğinde yasamak demektir. Bu ise bir bilinç meselesidir. Biz laboratuvarda iken öğretmen gelir, deney düzeneğini nasıl kullanacağımızı tarif eder ve geriye bizim bu tarife göre deneyi yürütmemiz beklenir. Bu tarifi yaptıkları “ders kitabı”nı benim önüme bırakır ve gider. Artık iş bana kalmıştır. “Ders kitabı”nda anlamadığımız, uygulamakta zorluk çektiğimiz bir durum ile karşılaşırsak, kafamıza göre değil de, etrafımızdaki öğrencilere sorarak, “Öğretmen bu formülü burada nasıl uygulayacağımızı söylemişti?” der, araştırmamıza, öğretmeni iyi dinlemiş ve anlamış olanların da yardımı ile devam ederiz.

Bu dünyadaki eğitimizin devamlılığına dikkat edersek, “ders kitabımız”ın yanısıra öğretmenimizi de hep yanımızda bilmeliyiz. Öğretmensiz laboratuvarda çalışanların tehlikeli sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bu kainat o kadar inceliklerle donatılarak var edilmiştir ki, en ufak bir dikkatsizlik büyük bir yanlışa yol açabilir. Öğretmeni iyi dinleyip anlayanların yardımına müracaat etmeyi ihmal etmememiz lazım.

Peygamberlerin rehberliği bu dünyada yaşadığımız her ana ait olmalı. Yalnızca onlardan nakledilen sözleri okumaya değil. Bir de onları yılın belli gününe sığıştırmamalıyız. Mevlit kandili, kutlu doğum haftası veya öğretmenler gününde hatıraları dinlenen, haklarında övgüler savrulan, hayran olunması gereken “erişilmez kişiler” düzeyine yükseltip, hayatımızdan çıkartmamalıyız.

Öğretmenlerin ihmal edildiği her an, hem biz öğrenci değiliz ve hem de bu kainat okul değil.

İnsan-kainat-Yaratıcı-kitap-öğretmen ilişkisini “eğitim” bağlamında tanımladığımız takdirde bizler kendimizi “öğrenci” olarak görebiliriz. Bu zinciri aynen sıralandığı şekliyle takip etmeden “öğrenci” olunmaz:

1- Kâinatı bir okul olarak görmek, onun anlamlı olduğunun farkına varmakla mümkündür.

2- Bu anlamlı kâinatın Şuurlu bir Zat tarafından kasıt ile yaratıldığını idrak etmeliyiz.

3- Eşyanın taşıdığı anlamları merak edip öğrenmek maksadıyla, bir insan olarak kâinat okuluna kaydolmalıyız. Böylece öğrenci olmuş oluruz.

4- Sorularımızın tümüne kâinatın doğrudan cevap vermediğini anlayınca, kâinatın Şuurlu Yaratıcısının bu sorulara cevap vermesi için, insanı özelliklerime hitap eden bir Konuşma ile insana mukabele etmesi gerektiğini kabul etmeliyiz.

5- Ders kitabı olduğunu iddia eden bu konuşma metninin, kâinatın yaratıcısının Konuşmasını içerdiğini, kâinatın şahitliğine başvurarak değerlendirmeliyiz.

6- Bu Konuşmanın, kâinatın Yaratıcısının hazırladığı bir (ders kitabı) olarak algılanması halinde, bu ders kitabını öğreten bir öğretmen tayini ihtiyacını idrak edip böyle bir öğretmeni aramalıyız.

7- Öğretmen olduğunu ileriye sürenlerin iddialarını, kâinatın taşıdığı manalar ve ders kitabının önerdiği maksatlar ve usul dairesinde teste tabi tutmalıyız.

8- Ders kitabının açıklamadığı konuları, öğretmenden yapılan nakillerin sıhhati, ders kitabının ana maksatları dâhilinde kontrol ettikten sonra emin olduklarımızı, ders kitabının açıklayıcısı olarak değerlendirmeliyiz.

Öğretmensiz bir ders kitabının eğitim kurumunun bir eksikliği olacağını idrak etmenin yanı sıra, öğretmenden ders alanların, öğretmeni tanımaları için hem kâinatı ve hem de ders kitabını kullanmalarının bir ön şart olduğunu tekrar hatırlatma ihtiyacı hissettim.

Peygamber ile beraber yaşayan öğrenciler olmak dileğiyle.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın