Oruç tutmam lazım çünkü…

Rituel olarak yapilmasi lazim diye bildigim ibadetlerin, kendi nefsimi (enfusi tefekkur) ve etrafimdaki kainati (alem-i sehadet) kullanarak saglamasini yapmam (tahkik ve tasdik) gerekiyor. Vahy, Rasul ve Kainat uclusu kullanilmadan (Ilginctir, akademik arastirmalarda kullanilan saglama metodunun adi da triangulation’dir — simdi aklima geldi.) yapilan sey tasdik edilmis olmaz. Kur’an ve Rasul tasdik ister; taklit degil.

Daha once uzerinde calistigimiz namaz konusundan ornek verecek olursak,

1. Oglen namazi vaktinde “zevala giden” gunesi gordugumde bu bana gunun bitmeye dogru gittigini hatirlatir,
2. Kendimin de bir gun gidecegini dusunurum,
3. Fenaya gitmeyi istemeyecek sekilde yaratildigimi anlarim/hatirlarim,
4. Herseyin fenaya gittigi bir dunyada baki olani arama ihityaci hissederim cunku beni ancak bu mutmain eder,
5. Vahyin ve Rasulun getirmis oldugu emre kulak verip Mutlak olan Yaratici mesajini alirim,
6. Bu yukaridakilerin hepsini birlestirdigimde tasdik ortaya cikar.

Bu anlamda, benim “gunesin zevale” gittigi bir anda Baki olana donup dua etmem ve halimi arz etmem butunuyle insaniyetimle ortusur ve insaniyetimin geregidir. Neden o vakitte namaz kiliyorsun diyene, cunku kilmazsam yapamam demem gerek. “Insaniyetim ancak o vakitte baki olana donmekle mutmain oluyor da ondan namaz kiliyorum” demem gerek.

Allah emretti de ondan namaz kiliyorum demek bu isin fikhi olarak kabuk kisminin aciklanmasidir. Fikih, daima kabuktan bahseder, imandan gelen intisab ise o kabugun altindaki lezzetli meyve kismidir. Fikih, insaniyetimizle ortusen kismi ile ilgilenmez; kurallari listeler sadece. Itikadi yon ise, kendi gercegimiz olan tarafinin egitimine sokar bizi ya da sokmalidir.

O yuzden, bizler, namaz ya da oruc gibi olan ibadetlerin neden ubudiyyetimizi (Yaratilmis olma gercegimizi) hatirlatmali kismi ile ilgilenip onu cozmeye ugrasiriz. Bu da dedigim gibi uc kaynagin (Vahy, Rasul, Kainat yani yaratilis) birbirine uyumunu kesfetmekten gecer. Bu uyumu kesfedemezsek, o olmasi gereken organik bagi kendi dunyamizda cozemedik demektir.

Binaenaleyh, “Neden oruc tutuyorsun?” seklindeki bir soru karsisinda, tutmazsam yapamam, benim insaniyetim bunu gerektiriyor ve ancak bundan memnun oluyor diye cozumlemem gerekiyor. Islamin bes sartindan biri oructur demek bu cozumlemnin yapildigini gostermez; liste halinde kurallarin verilmesinden ibarettir.

Peki, Bakara 185’e donup, bahsettigimiz haliyle, insaniyetimizin geregi olarak neden oruc tutuyoruzu aciklayalim:

1. Ramazan olunca yani insaniyetime konulmus ozellikleri kullanarak ben, benim ihtiyaclarimi karsilayacak olanin esyanin kendisi olmadigini anlayip arayisa girdigimde — bu problemin halli nedir diye,
2. Kur’anin inme zamani geliyor. Allah diyor ki, madem sen, insani olan ihtiyaclarin karsilanamayacagini bu yaratilisin icinde mumkun olmadigni anladin yani hidayet ariyorsun — cikis yolu anlaminda,
3. O zaman oruc tut yani Beni hatirla, ki ben Baki olanim. Oruc tut, yani dunyanin kendine bakan yonunden vazgec.
4. Insaniyetinden gelen mesaj da zaten sana ancak Baki olan ile tatmin olacagini sana soylemisti,

Bunlarin isiginda, neden oruc tutuyorsun sorusunun cevabi olarak karsima su cikiyor: Tutmazsam, ben insan olarak bu herseyin olup gittigi bir yerde asla mutlu olamam. Ben Cennet icin yaratilmis bir varligim, benim asli vatanim orasidir (Hz Adem, cennetten dunyaya gelmis idi); bu dunyada cennetimi yasayabilmem icin, esya uzerinde tecelli eden esma-i husna’ya bakmam ve onunla teselli olmam gerekiyor ya da oyle yapmadan edemiyorum. Degilse, etrafimdaki ufule giden hersey beni boguyor. Kur’anin inmesine muthis derecede ihtiyacim var; dunyadan oruc tutup yuzumu ahirete ceviriyorum ve cevirme ihityaci hissediyorum.

Iste bu yuzden, oruc tutuyorum ve tutmak zorundayim — nefes almak zorundayim dermis gibi.

Insallah, bu ve buna benzer tefekkurler sayesinde orucun neden benim icin gerekli oldugunu anlayabilirim. Her zaman diyoruz ya, ibadetlere Allah’in ihtiyaci yok benim ihtiyacim var. Iste bu sekilde neden benim o ihtiyacim oldugunu kesetmem gerekiyor — ki burada da onu yapmaya calisiyoruz.

Emri bil maruf ve nehyi anil munker bu demektir; maruf yani bildigin bir sey ile emir edebilirsin ancak bana; cunku o sekilde yaratilmisim. Emrettigin seyin bende bir karsiligi, bir izdusumu olan noktasi olmasi lazim; degilse o angarya olur benim icin. Yani neden onu yapiyor oldugumu anlamak benim fitratima konulmus bir ozelliktir — Fatir-i Hakim tarafindan. (Fatir-i Hakim, yani hikmetli bir sekilde bizleri bu fitrat uzerine yaratan demek. Dolayisi ile Allah, Fatir-i Hakimdir diyorsak eger bunun bize getirdigi sorumluluk sudur: o zaman ben neden bu fitratta yaratildigimi bulmak zorundayim. Ya da onu bulduktan sonra ancak ben Allah’a bu sifat ile hitap edebilirim.)

Bir adama dinin getirmis oldugu emir bu sekilde sunulur; onu neden yapmasi gerketiginin kendi insaniyetindeki uzantilarinin farkina vardirarak. Ondan sonra adeta o emir, emir olmaktan cikar ve adamin kendi kendine yapmam lazim, degilse duramiyorum diyecegi bir hale gelir ve de gelmelidir. Imanin egitimi bunun icin vardir.

Cuz-i iradenin kullanilmasi bu demektir. Insan, kendine verilmis olan secim hakkini kullanmak ve ondan sonra bu sectigi opsiyonu yapmaktan sorumludur. Eger bir kisiye, oruc tut yoksa cehenneme gidersin dersek, bu onun cuz-i iradesine ipotek koymak anlamina gelir. Cehenneme gidecegim halde ben nasil baska bir secenegi isaretlerim ki? Yapmam diyemem ki! Bu sekilde dinin emirleri teblig edilmez. Ama maalesef gunumuzde, din bu sekilde anlatiliyor. Ve bu yuzden insanlar dinden kaciyorlar ve soguyorlar. Dini reddedemeyen ama dinin emrettigi seyleri de yapmak istemeyen mutaassib ve spiritual insanlar haline donduruyoruz herkesi. Bunun sorumlulugu, dini anlatan herkesin omuzlarindadir.

Ayni sekilde, musluman olmanin sartlarinda birisi hur olmaktir; yani ozgur olarak secim yapmaktan gecer musluman olmak. Ya bunu yap ya da kafana topuzu yersin seklinde sunulan bir olayda insanin hurriyeti kalir mi hic? Bunlar cok nazik ve can alici mevzular. Bunlarin hepsini bir mesaja siksitirmasi biraz zor. Cayin demlenmesi gerektigi gibi bu fikirlerin de kendi ic dunyamizda demlenmeleri gerek.

Insallah hepimiz icin ramazan gelir de Kur’an’a olan ihtiyacimizin farkina variriz; degilse, oruc tutmak mumkun degildir (Ayetin icindeki tanimina gore.) Cunku oruc, ramazanda tutulur; ya da oruc, ancak Kur’an inince tutulur.

Ihdinessiratal mustakim. Amin.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Usûle Dair
Mehmet Ali Akgün

Yazar Hakkında:

Dini, insanın kendi gerçeği olarak tanımlamayı doğru buluyorum; dolayısıyla din ve getirmiş olduğu her türlü tanım, hayatın üzerine ekstradan konulan aksesuarlar değil, aksine, olmazsa olmaz kavramlardır demek çok insani bir tavır ve bana çok tatmin edici geliyor. Hal böyle iken, İslamiyet’i de insanın kendi gerçeğini teslim etmesi olarak tarif etmek mümkün. Böylece dinin neden fıtrat dini olduğu ortaya çıkıyor. Bu bağlamda yapılan “dini” sohbetlerden hoşlanan birisi olarak katıldığım ortamlarda dikkatimi çeken bazı noktaları bu sitede ilgilenenlerin dikkatine sunmaya çalışacağım. İnşallah yararlı olur.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın