Sonsuz ile Mutlakın Farkı Üzerine

Son zamanlarda ene risalesini anlama tarzımdaki bir hatamı farkettim. Bana önemli görünen bu anlayışı ve alternatifini sizlerle de paylaşmak istedim.

Ene risalesinde geçen şekliyle “ben cüz’i ilmimle, bu evi yapmayı biliyorum. Kainatın evimden büyüklüğü nisbetinde de bu kainatı yapan Zat’ın ilmi çok çok büyük olmalı” gibi bir çıkarımda bulunmak için eneyi kullanmak lazım diye anlıyordum. Sonrasında da “benim” dediğim ilmin de O’ndan olduğunu farkedip, bütün ilmin O’nun olduğunu, ne kadar Alim bir zat olduğunu idrak etmek gerekir diye anlıyordum.

Bu anlayışta önemli bir eksiklik yada hataya ihtimal var (ki kendi anlayışımda bu hatayı gördüm), şöyle ki: Allah’ın sonsuz ilmi derken, benim ilmim gibi bütün ilimleri üst üste koymakla ortaya çıkan, cüzlerden oluşmuş bir nihayetsizlikten bahsetmiyor olmalıyım. Yani, tanım gereği mutlak, küçük parçalara bölünemeyen olmalı. Hiç bir şekilde tanımlayamamalıyım. Çünkü her tanımlama, neticede bir şekil vermeyi, bir had tayin etmeyi, bir sınır çizmeyi ifade ediyor. Nihayetsize nasıl had koyacağım ki? Yani, mutlak, benim tecrübe ettiğim 1,2,3 rakamlarının üst üste sonsuza kadar konmasıyla elde edilen bir “çokluk” değil! Öyle olsa idi, onun cüzlerini tanımlamış olurdum en azından!

Konuyu biraz daha netleştirmek adına sonsuz ile mutlak arasındaki farkı ifade etmekte fayda var. Olayı basitçe ifade etmeye çalışacağım. Günlük dilde yada matematikte kullandığımız şekliyle sonsuza sayma sayılarını örnek verelim. 1’den başlayıp , 1,2,3,… şeklinde sonsuza kadar gider sayma sayıları. Bu sayı dizisinin sonunu tayin edemediğimiz için “sonsuz” sayıda elemandan oluşan bir dizidir diyoruz. Fakat, bu sayı dizisi “mutlak”ı ifade edemez. Çünkü, mutlak hiç bir yönü ile sınırlanamayanı ifade etmekte kullanılır. Yani, sayma sayıları kümesi, mutlak değildir, çünkü bir başı vardır. Buna ek olarak, sayma sayıları kümesinin cüzlerden oluşuyor olması da onu “mutlak” olmaktan çıkarır, şöyle ki: ben diyebilirim “Sayma sayıları kümesini ihata edemem, çünkü sonsuzdur (yani sonunu bilmiyorum) fakat, 1 ile 10 arasındaki sayıları bilebilirim, onları ihata edebilirim”. Dolayısı ile, bizim bildiğimiz, günlük dilde kullandığımız  anlamdaki bir sonsuzluk, mutlakı ifade etmek için kullanılamaz. Hatta, reel sayılar kümesini de ele alacak olursak, 1 ile 2 sayma sayıları arasına sonsuz sayıda reel sayı yerleştirebiliriz bu kez: 1.1, 1.01, 1.001… şeklinde, istemediğiniz kadar sıfır koyup sonra sonuna bir 1 eklemek gibi. Yani normalde sonlu olan iki sayı arasına da sonsuz sayı ekleyebiliyoruz. Bu haliyle bütün reel sayılar kümesinin sonsuzluğu, sayma sayıları kümesinin sonsuzluğundan daha büyük bir sonsuzluğu ifade etmiş oluyor. Sanırım bu son örnek, aslında sonsuz dediğimiz şeyin göreceli bir sonsuzluk olduğunu ve küçüklük büyüklük ifade eden bir kıyaslamaya tabi tutulabildiğini göstermesi açısından güzel bir örnek. Dolayısı ile, bu şekildeki bir sonsuzluk tanımının Yaratıcı’nın isimleri ve sıfatları için kullanılmasının neden hatalı sonuçlar doğuracağı anlaşılabilir.

Yani, “yaratıcının sonsuz ilmi vardır” şeklindeki bir önermede, “O’nun ilmi, küçük ilim parçacıklarından oluşmuştur. Sözgelimi benim şu elimi şimdi a harfine basacağım bilgisi O’nun ilminden bir parçadır” demem, O’nun ilmini tanımlamaya kalkışmam olur, ki bu da Yaratıcının mutlakiyetine ters düşen bir davranış olur. Özetle, mutlakiyet hiç bir şekilde tanımlanamamayı, sınırlandırılamamayı ifade ederken, bizim dünyada isimlendirdiğimiz sonsuzluklar, mutlak tanımı ile aynı şeyi ifade etmemektedir. Bizim sonsuz diye kullandığımız tabir, aslında göreceli bir sonsuzluğu ifade ediyor ki “mutlak” olan Yaratıcının sıfatlarını ifade etmede kullanırken, bu “göreceliliğin” farkında olarak kullanmadığımız taktirde yanlış anlaşılmalara kapı açmış oluyoruz.

Dolayısı ile, benim bu dünyada tecrübe ettiğim şefkat, lezzet, ilim, görme, işitme vs gibi hislerim, duygularım, bu hisleri ve duyguları bende var eden (etmekte olan), ve de benzeri tecellileri kainatın her tarafında yaratan Bir Tek Zat’ın “var olduğu” sonucuna beni götürmeli. Bundan öte bir tanım yapmaya kalkışmam, Allah’ı mahluklar sırasına indirmem anlamına geliyor.

Benzer şekilde, annelerin şefkati, Allah’ın şefkatinden bir damladır derken, bu anlayış, iki şefkatin bir türden olduğunu ifade etmemelidir diye anlıyorum. Bu bana şunu ifade etmeli: Annelerin şefkati kendilerinden değil, ve de mahdut bir şefkatleri var. Bu mahluk ve mahdut olan şefkati var eden bir Zat olmalı, ve O Zat’ın şefkati kendinden olmalı, mutlak olmalı. O şefkat neye benzer, anne şefkatine benzer mi? Bu konuda yorum yapamıyorum. Çünkü, yorum yapmak namına bütün çabalarım, mutlakı sınırlandırmak, ona had çizmek olacak. Çünkü, benim insani kabiliyetlerim, zihnen olsun fikren olsun, birbirinden bir çizgi ile ayrılmış şeyleri ayırt edecek şekilde yaratılıyor. Mutlak’ı ihata edemiyorum (ki zaten tanım gereği de ihata edememeliyim). O halde, anne şefkatini görünce Yaratıcının şefkatli olması hakkında yapabileceğim yorum ancak şu olur: “Bu mahluk olan anne şefkatinin bu mevcudat dışından bir kaynağı vardır. O Yaratıcı “şefkatlidir”, yani müşahede ettiğim şefkatin kaynağıdır. Fakat, müşahede ettiğim şefkat O’nun şefkatinin bir cüz’ü değildir, yani hiçbir şekilde O’nun şefkatiyle bir benzerlik göstermez, çünkü biri mahluktur, diğeri değildir.”

Mevzuyu biraz daha açmak için, yanıldığım bir noktayı daha paylaşayım: Düşünüyordum ki, ben kendimde tecrübe ettiğim görme duyusu ile işitme duyusunu birbirinden ayırt edebiliyorum. En basitinden birisi benimle konuşmaya başladığında, sesini almakta zorlanıyorsam o kişiye kulağımı yaklaştırıyorum, gözümü değil. Şimdi, bende bir işitme kabiliyeti varsa ve bu kabiliyet bana ait değilse, kaynağı ben değilsem, bende bunu yaratan Zat, Semi’dir, işiticidir, diye bir kanaate vardım. Aynı mantıkla O’nun Basir olduğunu da anladım diyelim. AMMA, benim işitmem ve görmem nasılki birbirinden farklıysa, O’nun işitmesi ve görmesi de birbirinden farklıdır, şöyledir, böyledir, tarzı bir ayrıma girmeye kalkmam, mutlakı tanımlamaya kalkışmak olur, diye düşünüyorum.

Netice olarak, gayba iman, bu dünyada tecrübe/müşahede ettiğim mahluk ve mahdut olan varlıktan yola çıkarak, mutlak ve gayr-i mahluk olan (varlığı kendinden Ezeli ve Ebedi olan) Zat’ın, yine mutlak ve gayr-i mahluk olan esma ve sıfatlarının “varlığını”, ve müşahede ettiğim varlığın faili olduğunu tasdik etmemdir, diye anlıyorum. O varlığın mahiyeti benim dünyamda meçhul kalmalıdır, çünkü zaten meçhuldür de. Sadece ben “O’nu bildim” zannına kapılıp, “O” olmayan mahluk bir şeye O diye iman ediyor olabilirim. Bir nevi, zihnimde “bildim” deyip tasvir ettiğim “mahluk” bir yaratıcıya(!) kulluk etme çabasına girmiş olabilirim.

Daha net bir örnek verecek olursam, “Allah Basirdir” dediğimde aslında şunu kastediyorum: Kainatta muşahede ettiğim bütün görmeye dair tecellilerin, bu yaratılmakta olan kainat dışında bir kaynağı olmalıdır. İşte O Zat’ın, “mahluk olan bütün görmelerin kaynağı” olması özelliğini ifade etmek için “O El-Basirdir” tabirini kullanıyorum. Yoksa,” benim sahip olduğum görme duygusundan sonunu tayin edemeyeceğim kadar kat kat fazla görmenin sahibi olan Zat’tır” anlamında “O Basirdir” demiyorum.

O yüzden, benim Yaratıcı (merhametin yaratıcısı, görmenin yaratıcısı vs.) ile ilgili bilebileceğim şey, O’nun var fakat meçhul olduğudur. “Cenab-ı Hakk’a mevcud-u meçhul unvanı ile bakma”yı böyle anlıyorum.

Mesnevi-i Nuriyeden konu ile ilgili bir yeri aşağıya aktarıyorum:

“İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenab-ı Hakka malûm ve mâruf unvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema’dır. Hakikati ilâm edecek bir ifade de değildir. Maahaza, o ünvanla fehme gelen mânâ, sıfât-i mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak, Zât-i Akdesi mülâhaza için bir nevi unvandır. Amma Cenab-ı Hakka mevcud-u meçhul unvanıyla bakılırsa, mârufiyet şuâları bir derece tebaruz eder. Ve kâinatta tecellî eden sıfât-i mutlaka-i muhîta ile, bu mevsufun o unvandan tülû etmesi ağır gelmez.”

Peki bu konu gerçekten o kadar önemli mi? Bana önemli görünüyor. İnsanlık tarihi hep Yaratıcıyı kendine benzetmeye çalışmanın örnekleri ile dolu. En bariz örneklerini Yunan mitolojilerinde, yada tarih boyu süregelen putperest kavimlerde görmek mümkün. Ve bu Yaratıcıyı “teşbih” etme vartasının esas tehlikeli yönü, ferdin kendi uluhiyetini, kendi çapında ilan etme yolunu açmış olması. En temelde yapılan, görünüşte ince bir farkmış gibi görülen bu hatanın, insana yerleşmesi ile bu sonuçları doğurabileceğini zannediyorum. En doğruyu Allah bilir.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Yusuf Osmanlıoğlu

Yazar Hakkında:

Hayat yolculuğunda karşılaştığı binbir çeşit soru(n)larına tatmin edici cevaplar arıyor... Diğer yazıları için tıklayın.

5 Yorum - "Sonsuz ile Mutlakın Farkı Üzerine"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

Gelen Bağlantılar

  1. Kur’an’daki Mecazi Anlatım - Müzakereler | 29/03/2015
  1. Yusuf şerbetçi dedi ki:

    Maşaallah. Bize de 2 ay önce bu mütaalaya nasib etmişti. Daha da inkisaf verdi.  Alemimde ene mikyası, meselesi, enaniyet i beşeriye fihristesini mütaala… ve o nu tanımak ancak böyle olur. Diye kanaati mı arttırdı. Bundan sonra risale i nur mütaalasından başka hizmet şekli bilmiyorum. Allah ebeden razı olsun

  2. nasah dedi ki:

    Ve keza, delâlet etmek tazammun etmeyi iktizâ etmez. Meselâ, kabarcıktaki güneşin cilvesi güneşin vücuduna delâlet eder, fakat güneşi tazammun edemez, yani içine alamaz. Ve keza, birşeyi birşeyle tavsif edenin o şeyle muttasıf olması lâzım gelmez. Meselâ, şeffaf bir zerre, şemsi tavsif eder, fakat şems olamaz. Balarısı Sâni-i Hakîmi vasıflandırır, amma Sâni olamaz.

  3. Esra Kose dedi ki:

    Guzel yazi, mashallah. Cemil isminde de benzer hatta daha feci bir garabet ortaya cikiyor, O’nun kendi guzelligine isaret eder ve mahlukatin guzelliginden sonsuz derecede buyuk bir guzelliktir gibi anlasiliyor. Hatta insani Allah’in zati ile ilgili tahminlerde bulunmaya sevk edebiliyor. Halbuki Cemil, mahlukattaki cemallerin, guzelliklerin menbai, kaynagi; guzel yaratan, guzellikleri yaratan seklinde anlasilmali. Allah razi olsun

  4. said dedi ki:

    Tesekkur ederim, guzel bir tefekkur

Fikrinizi Paylaşın