“Vesile” mi ”İkame” mi?

Kur’an’ın yüzlerce mucizevi yönleri vardır, olmalıdır. Gerçekten, ses, müzik, ahenk vs. de bunlardan birisi olabilir. Bir kişi iyi niyetiyle bu ahengi tespit etmek için çalışabilir. Kişilerin şahsi teşebbüslerinin hangi maksada yönelik olduğunu araştırmak bizim hiç de görevimiz değildir. Rabbimiz niyetlerine göre mükafatını verecektir.

Bizi düşündüren, musikişinaslık, veya “şan ve Kur’an birbirlerine çok benziyorlar” dediler diye paniğe kapılmak değildir. Yani, ”Kur’an’ı müziğe indirgediler,” diye feryat etmiyoruz.

Eğer bir toplumda Kur’an, getirdiği mesaj ile değil de, yalnızca onun müziğe indirgenmesi ile genel kabul görüyorsa bir problem var demektir. Yani, Kur’an’ın müziğindeki mucizeviliği, Kura’n’ın hakikatlerine dikkati çekmek için bir “VESİLE” yapmak bir meslektir, takdire şayandır.

Eğer Kur’an’ın hakikatlerine muhatap olmaktan kaçıp, onun müziğini, “İKAME” vesilesi yapmak diye bir gelişme varsa, işte bu hal, o toplum için çok tehlikelidir. “İKAME” vesilesi yapmak ne demek? Kimin ne maksatla ne yaptığını sorgulamadığımızı tekrar tekrar ifade etme ihtiyacı hissediyorum. Nedense böyle bir hassasiyet gelişmiş bende.

Toplumda hakim olan cereyan önemlidir, kişiler değil.

“İKAME” vesilesi yapmak demek, mesela, annenizi ziyaret edip, evine gidip ihtiyaçlarını karşılamanız gerektiğini biliyorsunuz. Ama tembellik edip, evine kadar gitmek yerine, “Canım, bir telefon edeyim, halini hatırını sorayım da, kırılmasın,” diyerek telefon ederseniz, evine giderek yardım etmenin yerine “İKAME” ettiniz, demektir. Bir şeyin yerine bir başka şeyi koymaktır, İKAME etmek.

Bazen olur ki, “Hiç yapmamaktan iyidir,” diye de İKAME mekanizması çalıştırılabilir. Yine örneğimize dönersek, annenizin ihtiyacını biliyorsunuz, ama bu ihtiyacı karşılamak için şartlarınız hiç mi hiç müsait değil. “Hiç olmazsa bir telefon edeyim de, hatırını sorayım, mazeretimi beyan edeyim, anlayışla karşılar, ilk fırsatta hemen gidip yardım ihtiyacını karşılarım, inşaAllah,” dediniz. Bu güzel bir davranıştır.

Duruma bakacağız ve kendimizi ona göre hazırlayacağız. Tarihte çok örnekleri var: Hristiyanlık, “Cennetin anahtarı”nı satarak battı. Nasıl? İnsanları İncil’in mesajını anlamaya teşvik yerine, kiliseye ve dini kurumlara yardım yapılmasını teşvik için para verenlere “Cennetin anahtarı”nı temsil eden plaketler vs. verildi. Zenginlik, Allah’ın sevgili kulu olmanın ifadesi olarak yorumlandı. Kapitalistleşme sürecine katkıda bulunması için Hristiyanlık dini ALET edildi. Dini duygular istismar edildi. Dikkat etmek lazım, dini duygular beslenmedi, mevcut dini duygular ALET olarak kullanılarak, dünyevi maksatların gerçekleşmesine yardım eden birer faktör olarak kullanıldı.

Bu bir örnekti, ders alınması gerekiyordu. Değilse, “Bak, dini kurumlar böyle Cennetin anahtarını satarak zenginleştirildi, din adına çalıştığını iddia edenlerin cebi “para” gördü. Biz de öyle yapalım,” demek de var. Şimdi bir bak bakalım çevrene: Kur’an’ın getirdiği hakikatler mi öğretiliyor insanlara, yoksa “Dini faaliyetleri”ne yardım maksadıyla insanların paralarını almak için mi insanlar teşvik ediliyor veya payeler veriliyor?

Kur’an’ın mûsıkî mucizesi de aynı şekilde değerlendirilmeli: İnsanların dikkatini Kur’an’a çevirip, onun hakikatlerini anlama “VESİLESİ” mi yapılıyor? Değilse, “VİCDANLARI SUSTURMAK” için bir İKAME mi olarak kullanılıyor?

Bu konu çok önemli: Ne demek bu “VİCDANLARI SUSTURMAK İÇİN İKAME ETMEK”?

Biliyorsunuz, Yaratıcının TEKliği ve MUTLAKLIĞI üzerine tesis olunmuş bir dini inkar etmek hiç mi hiç kolay değil. Görüyoruz ki bu koca, mükemmel kainat, zerrelerine varıncaya kadar hikmetli, kasıtlı tanzim edilmiş. Her an, her bir varlık yepyeni özellikleriyle bütün kainatın ahengine en muvafık bir şekilde varlığa mazhar kılındığı şu alemi, Şuurlu bir İrade’nin var ettiğini inkar etmek için bir kişinin “aklından zoru” olması lazım. Egosunu bir türlü yenememekten kaynaklanan bir kaç inatçıdan başka, insaların kahir ekseriyeti böyle bir “Mutlak Yaratıcı” Allah anlayışını reddemez, onaylamak zorunda hisseder.

NOT: (Müslüman olarak ortaya çıkan kişilerin mevcut din uygulamalarındaki “sapmaları” nedeniyle veya kendilerine “din”in hakikatleri yerine “kültürel” unsurlar veya politik taraftarlık, milliyetçilik, kavimcilik gibi eğilimlerin etkisi altında saptırılmış bir din anlayışı ile karşılaşan ve bu nedenden dolayı Kur’an’ın takdim ettiği “La ilahe illallah” gerçeği ile karşılaşmadığı için “inanç”i reddedenleri kastetmiyoruz, kendi şartlarında haklılıkları olabilir, anlayışla karşılıyoruz.)

Evet, İslam dinini inkar etmek çok zordur. Ayrıca, insanların çoğu da, inceleyip de ondan sonra tasdik ederek iman etmiş değiller. Müslüman diye bilinen beldelerdeki insanların çoğu, İslam dininin insanî değerlere aykırı olmadığını görünce, kendilerini bu dini kabul ettiğini ifade eden, “Biz Müslümanız” sloganı altında buluveriyorlar. Böylesi bir toplumda, dinî gayretleri olan kişilerin, bu “Biz Müslümanız” diyen insanlara Kur’an’ın hakikatlerini öğretmek için çabalamaları gerekir. Onları Kur’an eğitimine tabi tutmaları için VESİLELER peşinde olmaları gerekir. Bu insanları, Kur’an’ın müziğindeki mucizeviliği bir VESİLE yaparak Kur’an’ın mesajını anlamaya davet etmeleri gerekir.

Eğer VESİLE değil de, “Müslümanız ama Kur’an’dan hiç haberimiz yok, çocukluk yaşlarında Kur’an’ı yüzünden okumasını öğrenmekten öte, kırk ayrı yönüyle MUCİZE olan şu Kur’an’ın bana getirdiği mesaj nedir? demediği için kendilerini suçlu hisseden insanlara, “İşte sizi Kur’an ile baş başa bırakıyorum, Kur’an’ı dinliyorsunuz,” demeye gelen bir İKAME hareketine dönüşürse bu Kur’an’ın müziğine dikkati çekme, işte o zaman tehlike çanları çalmaya başlar: Kur’an’ın mesajı unutulur, müziğiyle uğraşmak Kur’an’ın mesajının yerini alır ve insanlar da rahat rahat kendilerinin KUR’AN’I DİNLEDİKLERİNİ zannederler. Halbuki MÜZİĞİ DİNLİYORLARDIR.

وَإِذَا قُرِىءَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

7:204 “Kur’an okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.”

Evet, Kur’an’ı dinleyen ondaki mesajı algıladığı oranda rahmete nail olur. Ya müziğini dinleyen?

İşte sorun burada!

Geçen birkaç asırdan beri dünyada genel akım, DÜNYEVİLEŞMEDİR, diyebiliriz. Bu ne demek? İnsanların çoğunluğu dünyevi refah peşinde koşuyorlar. Yani, mutluluğu bu dünyanın metasını elde etmede bulmak için çabalıyorlar. Böylesi bir eğilimin hakim olduğu dünyada, Kur’an’ın mesajına çok ihtiyacımız var. Bu dünyaya gönderilmemizin ana maksadının, ebedî hayata hazırlık için bir EĞİTİME, ÖĞRETİME, HAZIRLANMAYA tabi tutulduğumuz yer olarak takdim eden Kur’an’ın bu mesajını almaya çok ihtiyacımız var.

Değilse, dünyevileşmenin rüzgarına kapılıp gitme tehlikesi var!

Kur’an’ı müziğinden dolayı dinlemekten daha çok, bize takdim ettiği hakikatini anlamak için dinlemeyi bu “inananlar” grubunu oluşturan Müslümanlara öğretmek en kutsi bir vazifedir.

Risale-i Nurların, ‘”Müminlerin imanlarını kurtarmak” için çabaladığını, “Bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kaleleri sarsılmış, uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğu”nu ifade eden Said Nursi’nin ne kadar da yerinde bir tespit yaptığını görüyoruz. Takdir etmek gerekir.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Kategori: Kur'an Okumaları
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın