Yuvaya Dönmek

 ”Kadınlar yuvalarına dönmeli” ifadesinde “Yuva”dan ne kastediliyor?

Ahzab Süresinde geçen Rasulullah savs’in hanımlarıyla ilgili ilişkilerinden örnekler sunan ayetlerden şu ikisine konumuz itibariyle dikkat edelim:

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَىٰ ۖ وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَىٰ فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا

Evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun, eski Cahiliyet döneminin açılışı gibi açılıp saçılmayın, namazı dosdoğru kılın, zekâti verin, Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Allah Latiftir, Haberdardır.” Ahzab (33): 33-34.

Evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun” diye başlayan birince ayet-i kerime, “Cahiliye dönemindeki gibi açılıp saçılmayın” diye devam ederek, “evlerinizde ağırbaşlılıkla oturma“nın bir açıklaması yapılıyor. Sonra böyle bir davranışın insanı nasıl bir sonuca götüreceği ifade ediliyor: namazı kılmak, zekatı vermek, Allah’a ve Rasulüne itaat etmek, böylece tertemiz kalmak, insana yakışmayan her türlü pisliklerden temizlenmek.

Dikkat edilirse, bu ayeti takip eden ayette ise, “evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın,” ifadeleriyle de bir yeri ”ev” yapan özelliklere dikkat çekiliyor.

“Ev” tabirinden ne kastedildiğini incelemek gerekiyor. Ev, mutlaka, “dört duvar ile çevrelenmiş kapalı alan” demek olmamalıdır. Ev, “İçerisinde Allah’ın ayetlerinin okunduğu, hikmetin hakim olduğu, namazın kılındığı, zekatın verildiği, ve daha önemlisi de Allah’a ve Rasulüne itaat edildiği yer,” olarak tanımlanıyor.

“Evlerde ağırbaşlılıkla oturmak,” şu yukarıda sayılan özelliklere sahip alanlarda kalmak demek olmalı. Bu özelliklerin olmadığı alan, Cahiliye devri alışkanlığının hakim olduğu alanlardır.

Cahiliye devrinden ne kastedilir? Rasulullah savs’in getirdiği mesajın olmadığı, yani Allah’ın rehberliğinden mahrum kalındığı her andır. Böyle bir anda ise, “açılıp saçılmak”tan bahsediliyor. Kaçınılması gereken bir hareket olarak belirlenen “açılıp saçılmak,” bu bağlamda, kendisini bir yaratık olarak görmeyip, sanki kendi kendine sahipmiş gibi telakki edip, kendinden kaynaklanan kararlarla, Yaratıcısının mesajından habersiz bir şekilde, kendi “ego”sunu ortaya koyan her türlü davranış olarak anlamak mümkün. Bu hal, Yaratıcıya teslim olmayan veya Yaratıcıya teslim edilmeyen her türlü söz, davranış sergilemesini içerir. Böyle bir davranış sergilemesi, insan bedeninin kullanımı açısından, o bedeni “kendisine aitmiş” gibi görüp, “Bu beden benim, istediğim gibi sergiler, istediğim gibi kullanır, kendi isteklerimin tatmin aracı olarak değerlendiririm,” anlamını ifade eden “tesettürsüzlük” olarak değerlendiriliyor aynı Süresinin 59. ayatinde.

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰ أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا

Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mu’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (çilbablarından) üstlerine giymelerini şöyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Ahzab (33): 59

Nursi’nin bu ayetteki, “onların eziyet görmemeleri için” ifadesinin tefsiri mahiyetinde olan su açıklamasını da bir dinleyelim:

Hem Kur’ân, merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder -tâ hevesât-i rezilenin ayağı altında, o şefkat madenleri zillet çekmesinler; âlet-i hevesat, ehemmiyetsiz bir metâ hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Link (25. Söz’den)

Demek ki, “yuvalarından çıkarmak,” kadınların eziyet görmelerine, istismar edilmelerine, zillet çekmelerine, alet edilmelerine, rezil heveslerin ayağı altına ezilmelerine imkan tanıyan her yere ve her hale sokmak olarak anlaşılmalıdır. Eğer böyle bir halden uzak kalmak için, mutlaka “ev” diye bilinen dört duvar içinde kalmak demek olsaydı, “dış elbiselerinizi üstlerinize giyin,” emri olmazdı. Çünkü, “o dört duvar”in dışına çıkmayı yasaklamıyor, bilakis, çıkılacak da, hangi şartlarda çıkılacak olduğunu belirliyor. “Dört duvar”in dışına çıkılsa da “ev”den dışarı çıkılmamaması gerektiği belirtiliyor.

“Tesettür” yerine “haya perdesini takmak” ifadesinin kullanılması da ilginç.

Hadislerde, “Haya imandadır,” veya “Haya imandan bir parçadır,” şeklinde bir tarifin olduğunu hepimiz duymuşuzdur. İmanın gereği olarak, imanın yansıması olarak tanımlanan “haya”nın, tesettür ile özdeşleşmesi, “dış elbiselerini üstlerine almak,” imanın gereği olarak yapılmalıdır, anlamını taşıyor. Yani, vücudun gerçek Sahibi olan Yaratıcısının bize bir emaneti olduğu anlamam, onu kendi mülküm olarak görmemem, onu egomun tatmini için kullanmamam gerekiyor. Bilakis, Yaratıcısına teslim etmeliyim, ne istismar etmeliyim ve ne de istismar edilmesine müsaade etmeliyim. Yaratılış maksadının dışında kullanmamalıyım. Fiziki anlamda istismar etmemek olduğu gibi, insani duygularımın “evi,” “harem”i (mahremiyet alanı) anlamında da istismar etmemeliyim. Onu, insaniyetimin temsilcisi olan ruhumun “ev”i olarak görmeliyim ve o “ev”e, yabancıların girmesine müsaade etmemeliyim. Onu, Yaratıcısından başkasına “haram” kılmalıyım. Allah’ın “Ev”i olan “Ka’be” nasıl ki dünyada tevhidi temsil ediyor, benim bedenim de ruhum için tevhidi temsil etmeli. Böylece ruhumun “ev”ini tertemiz muhafaza etmeliyim. Ka’be’ye “yabancılar” giremez, benim “ev”ime de yabancıları haram kılmalıyım. O benim mahremim olarak korunmalı. Yabancılar, “Allah’ın ayetleri ve hikmet” dışındaki her şeydir. Yaratıcımızın ayetleri ve hikmeti dışında başka bir şeyi o ”ev”e koymamalıyım.

Artık, “Kadınlar yuvalarına dönmeli,” demekle ne ifade ediliyor olabileceğini kestirmek zor değil.

– Fiziki anlamda, kadınlar, bedenlerini Allah’ın evi yapmalılar, yani, Allah’ın ayetlerinin okunduğu, hatırlandığı yer yapmalılar ve bu “ev”den çıkmamalılar.

– “Dört duvar”in kapattığı yerden dışarı çıktıkları zaman da, haya perderini beraberlerinde taşıyarak, “yabancılar”ın o mahrem olan “ev”e girmelerine müsaade etmemeliler. Kimliklerini açıkça ortaya koyarak, “Ben bu bedeni, onun Sahibinin izni olmadan bir başkasına teslim etmem, O’nun adına kullanır, O’na rücu’ ettiririm, O’na teslim ederim. Bana başka bir beklenti ile muhatap olmayınız,” demeye gelen bir tavırla özgürlüğünü ilan eder. Böylece “ev”ini tertemiz muhafaza eder, kirletmez.

– Bu dünya şartlarında yaratılışımızın asıl maksadı olan Yaratıcımızı tanımak üzere emanet edilen insani duygularımızı, mahrem, yani yabancı anlayış ve düşüncelere “haram” kılmalıyız. Onları ilgisiz alanlarda savup-savurmamalıyız, etrafa saçmamalıyız. Maksadına uygun olarak kullanmalıyız. Bunlar, ilgisiz alanlarda kabiliyetlerimizi harcamak, alış-verişte günlerimizi geçirmemek, evde lüzumsuz eşyanların temizliği ile saatlerimizi öldürmemek, yemek yaparken gereksiz detaylarla inceliklere dikkat eden ruhumuzu meşgul etmemeliyiz. Etrafımızdaki insanların ihtiyaçlarına cevap vermek için kabiliyetlerimizi geliştirecek ilmi çalışmalar yapmalıyız, onların maddi veya manevi özelliklerini hased etmemeliyiz. Kendimizi diğer insanlarla kıyas edip yarışmamalıyız. Kısacası dört duvarla çevrili olan evden fiziken çıkmadık diye, hayamızı koruduğumuzu zannetmemeliyiz. Yaratılış maksadımızın dışına çıktığımız anda, “yuva”dan çıktık demektir. “Dört duvar”in dışında olduğumuz anlarda “yuva”mızda kalmamızı hedeflemeliyiz.

– ”Ev”den çıkmanın, açılıp saçılmanın, naşize olmanın mutlaka kadınlara ait bir özellik olmadığını da bilmeliyiz. Erkeklerin de aynı kurallara uymaları gerektiğini anlamak için şu ayetlerdeki ortak dile dikkat etmek gerekir:

وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ

 ”…Nüşuzundan (naşizeliğinden) korktugunuz kadinlara (önce) ögüt verin…’Nisa (4) 34

وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِن بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا

Eğer bir kadın, kocasının nüşuzundan (naşizliğinden) veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasindan korkarsa...” Nisa (4): 128

– “Rasulullah’ın savaş veya gazve için evinden çıktığı zamanlarda dahi mutlaka yanına bir hanımını da alırdı,” haberinin konumuzu anlamamıza yardımcı olur, inşaAllah.

Maksat, binadan çıkmamak değil, “YUVA”dan çıkmamakmış.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

6 Yorum - "Yuvaya Dönmek"

Geri izleme | RSS (Yorumlar)

  1. Abdurrauf dedi ki:

     Allah razı olsun.  Ayetin şumüllü bir tefsiri olmuş. Çok istifade ettim.

  2. zeynep ayse dedi ki:

    Geleneksellikten uzak , yaraticinin tam da anlamamizi istedigi gibi yorumlamissiniz ayeti.tesekkurler

  3. Havva kolan dedi ki:

    Geleneksellikten uzak evrensel bakış açısı işte bu açı ile tefsir yapılsa çoğu gayrimüslim ve İslamdan uzak yaşayan Müslüman da hak yoluna geçecektir inşaallah tüm İnsanlara nasip olsun selam olsun sizlere

Fikrinizi Paylaşın