25 Ağustos 2012 0 Yorum Devamı →

32.Söz – 1.Ders Notları

Otuz İkinci Söz

Şu Söz Üç Mevkıftır

Yirmi İkinci Sözün Sekizinci Lem’asını izah eden bir zeyildir. Mevcudât-ı âlem, Vahdâniyete şehâdet ettikleri elli beş lisândan (ki “Katre” risâlesinde onlara işaret edilmiş) birinci lisânına bir tefsirdir. Ve ”Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harab olup giderdi. (Enbiyâ Sûresi: 22.)”âyetinin pekçok hakâikından, temsil libası giydirilmiş bir hakikattir.

Birinci Mevkıf

Bir Ramazan gecesinde, şu kelâm-ı tevhidînin on bir cümlesinin her birinde birer tevhid mertebesi ve birer müjde bulunduğunu ve o mertebelerden yalnız Lâ şerîke leh’deki mânâyı basit, avâmın fehmine gelecek bir muhâvere-i temsiliye ve bir münâzara-i faraziye tarzında ve lisân-ı hali, lisân-ı kâl sûretinde söylemiştim. Bana hizmet eden kıymettar kardeşlerimin ve mescid arkadaşlarımın arzuları ve istemeleri üzerine, o muhâvereyi yazıyorum.

Resullullahın bizim eğitimimiz için söylediği bir dua ile başlıyor. Esas dua o söylenilen sözün hakikatine vakıf olmaktan geçer.Örneğin bir portakal aldınız içi olmadan kabuk bir şey ifade etmez. Yani bizim için kışr değil lüb önemlidir. O yüzden peygamber efendimizin ağzından olan duaların içini doldurmamız lazım. Bu cümle ismi azam mertebesindedir. Yani Rabbimizi tam tanıyoruz manasına gelir.Bu cümlede Resulullah’ın rabbi tanıtan cümlelerinden derlenmiştir. Her bir tevhid mertebesi bir müjde kapısıdır.Neyin müjdesidir diye soru sorabilmek elzemdir. O zaman şu cevabı verebiliriz. Bekanın varlığının müjdesidir.

Kur’an bize bizim bu dünyadaki gerçeğimizi anlatır. Şöyle bir düşündüğümüzde geçen ömrümüzü sanki bir an yaşamış gibi hissederiz. Bu durum bir ayet-i kerimede de belirtilmiştir. Onlara dünyada ne kadar kaldınız diye sorulduğunda, bir gün veya daha az diye cevap verirler. Ömrümüz boyunca çalışıyoruz, çabalıyoruz geriye baktığımızda bir şey göremiyoruz. Gerçekten bu dünyada ki yaşantımızın ebedi hayata olan nispetini bir anlayabilsek sanki bir şeyler değişecek.

Neyin müjdesidir diye sorduğumuzda bekanın varlığının müjdesidir demiştik. Öyle ise bakıyorum şu dünyanın mutlak bir sahibi yoksa, onu koruyan, düzenleyen, muhafaza eden biri yoksa o zaman ben bu dünyada boşuna yaşıyorum demektir. Madem Bir’i var öyle ise vazifeler de var. Mutlak biri varsa ebedi hayatta var. Ebedi hayat varsa nan için hatalarda var ve bu hatalarla yüzleşmekte var. Eğer hatalarımla, günahlarımla yüzleşmek istemiyorsam ”Günahları ancak Allah affeder” sırrı ile bu emelime ulaşabilirim. Acz, fakr ve naksım ile pişmanlık suyundan içip tövbe edip bunlardan kurtulabilirim. Aklıma gelmişken söyleyeyim geçmişi silmek ya da aynı dönemi tekrar yaşayıp o hatayı yapmamak yani geçmişi geri getirebilmek diye bir şey yok. Hani deriz ya ”şimdiki aklım olsaydı yapmazdım” insan hatadan uzak olamadığından dolayı Rabbi Rahimim biz geçmişi silemesekte, ya da hatamızı telafi etmek için geri getiremesekte bir fırsat veriyor.

Ebedi hayat nasıl mümkündür diye sorduğumda şu cevabı alabilirm. Rabbi tanımakla mümkündür. Ebedi hayat olmasa idi geçmiş benim için boşluğa gitmek gibi bir şey olacaktı. Madem ebedi hayat var o zaman geçmişim boşluğa gitmiyor. Tevhidi bulmak müjdedir. Her bir tevhid mertebesi bir müjdedir. Soruyu sormayana cevap yok. Nursiyi okurken kelam ilminden vs. haberdar olmak şart değil. Nursiyi anlamak için birinci şart anlama ihtiyacını dile getirebilmektir. Bu da ancak soru sormakla mümkün olabilir.

Bu sorulara şu şekilde başlayabiliriz.Tevhid mertebesi ile müjde arasında nasıl bir bağ var? Nursiyi anlayabilmem için ihtiyaç hissedip Risale-i Nurları kendi malım gibi bilmeliyim. Bu cümleden şunu anlamalıyım. Bu hakikatleri kendime mal etmeliyim. Yani işim hakikat kısmında yoksa telif kısmında değil. Ben bu hakkatleri aynen bu şekilde anlıyorum dediğin an o zaman kendi malın gibi bilmiş olursun.

Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harab olup giderdi. (Enbiyâ Sûresi: 22.) mealindeki ayet-i kerime bana ne diyor? Neden çok sırlar var? Özel bir kıymeti var ki bu ayet burda zikredilmiş.

La şerike lehu… bunu anlamam içinde tekrar geri dönersek islam felsefesini falan bilmem gerekmiyor. Ya da El Esher’den mezun olman gerekmiyor. Sana anlayabileceğin ve teknik terimlere ihtiyaç duymadan temsillerle ifade edilecek diyor. Aynen Kur’an ın bize herkesin anlayabileceği şekilde hakikati anlatması gibi. Lakin münazara yolu ile hakikate biraz daha yakalayabilirsin sırrını veriyor. Ben kimseye sormam etmem kendim öğrenirim gibi kavramlar içi boş görünüyor. Bu yüzden daima sormaya, araştırmaya ve münazaraya meyil olmalı.

Farazi bir münazara değil diyor Bediüzzaman. Nefisle vicdanın mücadelesinden ortaya çıkar münazara. Nefisle beraber vicdanından bir haber gelir. Nefis şeytanın temsilcisi ona karşı bir itirazda bulunur. Doğruluğun hak oduğunu anlamak için araştırmak gerekir. Ben nefsimden gelen vesveselere itimat etmiyorum demek bir aldatmaca ve tembelliktir.Kulağını şüphelere tıkayan bir insan Kur’an’ın eğitiminden kaçan insandır. Kur’an nefsin bize verdiği vesveselerde ona karşı nasıl bir mücadele içinde buluacağım diye bir rehberlik yapar.

O vesveselere kulak veren bazı insanlar Kur’anın rehberliği altında hakikatin doğruluğunu ispat eden bazı eserler yazdılar. Abdülkadir Geylani, İmam-ı Gazali bunlara örnek gösterilebilir. Hakikate talip olmalı, hakikati araştırmalıyım kendimi kandırmamalıyım. Şu kainatın içinde birden fazla ilahlar olsaydı der nefis? Nefis öyle bir alternatifle gelebilir. Ayet-i kerimede şu şekilde cevap veriyor. Dikkat et semavat ve arza eğer onlar yaratıklardan birinin etkisiyle meydana geliyor olsalardı birbirriyle çarpışacak , yarışacak mücadele edeceklerdi. Eğer kainatın tek bir yaaratcısı olmasaydı şu kaianatta düzen değil bir kaos olacaktı. İşte içimizdeki vesveseyi susturan bir ayet-i kerime. Kainat baştan sona ayetlerle dolu, insan ise o hakikatleri, ayetleri okuyabilecek, sorgulayabilecek vesveselerle yaratılmıştır.

Benim şüphem yok şüphesi olanlar düşünsün gibi söylemler insnaın kendini aldatmasıdır. Neye inandığının içeriğinin farkında olmayanların söylemleridir. Şüphe etmeden hakikate ulaşılamayacağını milyonlarca alimler kitaplarıyla ispat etmişlerdir.

Biz de hakikati araştırma yolculuğunu beraber yapıyoruz. Kendi aramızda Kur’anın rehberliği altında iman eğitimidir risale-i nur.

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest
Habibe Işık

Yazar Hakkında:

Necisin? Nereden geldin? Nereye gidiyorsun? Sorular çok basit değil mi? İki kelimelik. Lakin bu soruların cevabı için ciltlerle kitap yazmışlar asırlar boyunca. İşte ömür sermayesinin büyük bir kısmını tüketmişti belki de Habibe bu soruları sorduğunda kendine. O gün bu gündür iyi bir mütefekkir olma yolunda ömür sermayesini kullanmaya çalışan bir yolcu.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın