32.Söz – 3.Ders Notları

İşte o müddeî, evvelâ mevcudâtın en küçüğü olan bir zerreye rast gelir. Ona rab ve hakiki mâlik olmakta olduğunu, zerreye tabiat lisâniyle ve felsefe diliyle söyler.
O zerre dahi, hakikat lisâniyle ve hikmet-i Rabbânî diliyle der ki:
“Ben hadsiz vazifeleri görüyorum. Ayrı ayrı her masnua girip işliyorum. Bütün o vezâifi bana gördürecek, sende ilim ve kudret varsa; hem, benim gibi, had ve hesâba gelmeyen zerrât, içinde beraber gezip Haşiye iş görüyoruz. Eğer bütün emsâlim o zerreleri de istihdam edip emir tahtına alacak bir hüküm ve iktidar sende varsa; hem, kemâl-i intizam ile cüz olduğum mevcudlara, meselâ kandaki küreyvât-ı hamrâya hakiki mâlik ve mutasarrıf olabilirsen, bana rab olmak dâvâ et, beni Cenâb-ı Haktan başkasına isnad et. Yoksa sus!

32. Söz şirkin nasıl reddedilebileceğine dair bir müzakeredir. Baştaki ayetin usulüne göre bir anlatım var. Semavat ve arzda Allah’tan başka ilahlar olsaydı orda bir fesat, bir karışıklık, bir anlamsızlık olurdu diyor ayet bize.

Semavat ve arz incelendiğinde uluhiyet özelliklerine sahip bir şey göremezsin ve İlahlık iddia eden hiçbir şey olamaz. Varlık alemine baktığımızda ilah olma özelliğine sahip bir şey var mı? Yok olduğundan emin olduğumda bu kainatın mükemmel bir şekilde devam ettirildiğini ve düzen, intizam, karışıklık ve fesat olmadığını gördüğümde tek bir yaratıcıdan emin olurum.

İlahtan kasıt şudur. Bunu anlamam için iki soru sormam gerekir. Bir: Varlık aleminde olan şeylerin özelliklerinin kaynağı kendi olabilir mi? İki: Bu şey başka bir şeyin var olmasına sebep olabilir mi? Varlıktan kasıt sadece o şeyin maddi ya da fiziki yönü değildir. O şeyde bulunun bütün özellikleri kapsar. Bir eşya Hikmet, İlim, İrade başta olmak üzere diğer sıfatlarla birlikte vücut bulur yani var olur. Var olmuş bir şey olarak her zaman ki gibi kuşu örnek verecek olursak bu özellikler hakkında bize biraz da yardımcı olur. Örneğin; kuş uçar, sindirim sistemi, işitmesi, görmesi,çoğalma özelliği, birbirleriyle haberleşmeleri… gibi özelliklerinin de bir yaratıcısı olduğunu anlarız. Yani bu özelliklerinin de bir tanesinin bile kaynağını ya da yaratıcısını bulabilirsek işte O ilahtır.

Buradan şunu anlıyoruz ki varlığın nedenini araştırmak insana verilen bir özelliktir. Biraz daha düşünürsek insanın ölümlü olması bu alemin varlık nedenini araştırmayı zorunlu kılmayı gerektiren bir faktör değildir. İnsanın sorabileceği iki soru var. Biri: Bu alem nasıl oldu da var oldu? Varlık kaynağı nedir?
İkincisi:İnsan ölüyor ölecek şekilde var olmasının hikmeti nedir?
Yani bu sorular bizi varlığın kaynağına ilaveten varlığın hikmetini araştırmaya sevk ediyor.

Said Nursi’nin şirkin reddinde bir zerreden başlaması usulün inceliğini gösteriyor. Bu risale 1920 lerin sonları 1930 ların başlarında yazılmıştır. Ve bu zaman da Nursi bir parçacıkta ilahlık yoktur diyor. Zerrenin ilah olmayacağını söylüyor. Bu yapılan usul ve vurgu aslen bir inkılaptır. Herkes kainata bakıp ya da güneşe bakıp bunları bir yaratan vardır diyebilir. Nursi’nin gösterdiği metoda herkesin ihtiyacı var.

Bir diğer örnek verecek olursak.Hücrenin yapısında ki mitekondri protein üretiyor deniliyor. Nasıl üretiyor diye sormam gerekiyor. Bu kendi başına bunu nasıl yapabiliyor diye sormam gerekiyor? Bu kendi varlığı kendinden midir diye sormam gerekiyor? Bu soruları sormamam demek insaniyetimle ve kendimle dürüst olmamam manasına geliyor. İnsan duygularıyla ve insaniyetiyle dürüst ilişki kurmalı. Mitekondrinin protein üretmesi mümkün değil. Böyle bir şey söylüyorsam kainatı Allah yarattı dememin hiçbir manası yok. Kuran bize diyor ki nerde olursa olsun zerre de dahi küçük bir ilahçık bulmazsın.

Kısacası varlığa ya da en başta kendime bakıyorum. Konuşuyorum, yürüyorum, duyuyorum, seviyorum, üzülüyorum acıkıyorum, büyüyorum, yaşlanıyorum ve bu özelliklerimin nereden kaynaklandığının kaynağının araştırmasını yapıyorum. bunları yapan ben değilim. Bu özelliklerin sahibi İlim, İrade, Kudret ve diğer sıfatları ile beni yönlendiriyor demeliyim. Yani öyle bir anlayışa sahip olmalıyız ki yaprağı sallandıran kimdir dediğimiz de, onu sallandıran rüzgardır demek yerine yaprağın yaratıcısı kim ise onu sallandıranda odur diyebilmeliyim. 32. Söz bana bu eğitimi veriyor.

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Habibe Işık

Yazar Hakkında:

Necisin? Nereden geldin? Nereye gidiyorsun? Sorular çok basit değil mi? İki kelimelik. Lakin bu soruların cevabı için ciltlerle kitap yazmışlar asırlar boyunca. İşte ömür sermayesinin büyük bir kısmını tüketmişti belki de Habibe bu soruları sorduğunda kendine. O gün bu gündür iyi bir mütefekkir olma yolunda ömür sermayesini kullanmaya çalışan bir yolcu.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın