18 Ekim 2014 0 Yorum Devamı →

Acıkmak – Mustafa Ulusoy

Çayın tadını başka hiç bir şeyde bulamam. Karpuzun tadı inanılmazdır. Mandalinanın tadı bir mucizedir. Mis gibi kokan bir kekin tadını başka ne verebilir? Usta bir elden çıkmış zeytinyağlı dolma harikadır. Dondurmayı kim icad ettiyse dünyanın en önemli icadını yapmış gibi gelir bana.

Yemek ve içmek tatmaktır. Yemek ve içmek güzeldir. Yemek ve içme tatmanın kendisi ile sınırlı kalırsa güzelliğini o an kaybeder. Hazlar en yüksek sıcaklık anında soğumaya başlar. Tatma yoluyla hazza odaklanıldığında güçlü ama kısa süren bir anın ardından bitkinlik ve huzursuzluğa geçilir.

Yeme ve içme güzeldir. Çünkü yediğimiz şeyler Kainatın Rabbinin insana ikramıdır. İnsanın yediği bu ikramdır. Yeme halinde insan isterse yedikleri dolayımı ile Rabbi ile derin bir bağlılık kurabilir. Yemek yerken ve içerken insanın tattığı şey aslında Onun isimleridir. Bu yüzdendir ki yeme ve içme cennetteki en önemli nimet sınıfına girmiştir.

Tatmak için insan illada yemek ve içmek zorunda mıdır? Akşama kadar bir insan hiç yemek yemese ve içmese tatmaktan kendini mahrum mu bırakacaktır?

Zihinlerimiz uyaran-tepki modeline şartlandırılmıştır. İçimizde bir tepki (duygu, düşünce ve davranış düzeyinde olabilir) oluşabilmesi için illada dışsal bir uyarana ihtiyaç duyduğumuzu düşünürüz. Yeme ve içmeden geçici bir süre uzak kalan bir insan yeme içme uyaranından mahrum kalır. Bu da tat yoluyla haz alma tepkisinden mahrum kalmak demektir.

Ancak insanın içinde oluşan bazı duygular için ise tersine uyaran mahrumiyeti gerekir. Bazı duyguların oluşumu için dışsal uyaran gerektiği gibi bazı duyguların oluşumu için ise uyaranın kesilmesi gerekir.

Yeme ve içme uyaranını kesince içimizde oluşan temel tepki açlık hissidir. Bu his narsistleşmiş benliklerin hiç hoşlanmadığı bir histir. Modern hayatta insanların bu hisle arası açılmıştır. Öyle ki sırf bu yüzden “rejim yapmak” gibi bir davranış örüntüsü doğmuştur.

Bana kimi zaman şu soru yöneltilir: “Zayıflamak istiyorum ama yapamıyorum. İnsan nasıl zayıflar?” Cevabım çok kısa ve nettir: az yiyin, aç olarak sofradan kalkın. Bu cevabım pek beğenilmez. Hatta istihza ile bile karşılanmıştır. Çünkü insanların aç olmaya tahammülleri ellerinden alınmıştır.

Bunu anlamak için kısa süre reklam filmlerini izlemek yeterlidir. İnsanlar iki yönden sıkıştırılır reklam filmlerince. Tüketici kitlenin hangi yönden sıkıştırılacağını satılan ürün belirler. Eğer yiyecek ve içecek satılmak isteniyorsa insanların hazza tutkunluğu kullanılır ve hatta bu tutkunluk pekiştirilir, teşvik edilir. Satılan ürün insanların sosyal hayattaki konum ve görünümüne yönelik ise o zamanda nevrotik görünme arızası üzerinden ürün pazarlanır, bunun içinde bu arıza pekiştirilir, çoğaltılır. Aynı televizyon ekranında “yiyin, haz alın” kadar “zayıflayın, iyi görünün” telkini aynı anda yapılır. Bu nasıl olacaksa? İyi görünmek için bile olsa zayıflamak gerekiyorsa az yenmelidir. Haz alınmak isteniyorsa çok yenmelidir. İnsanlar tam bir “ambivalance” (iki zıt ruh halinin aynı anda hissedilmesi) içinde bırakılır. İnsanların kilo verememesinin bir nedeni de budur. Çünkü insanlara hem hazzı bırakmamaları hem de iyi görünmeleri için zayıflamaları aynı anda telkin edilmektedir. Kapitalizm için açlık en tehlikeli duygudur bu yüzden. Bu yüzden de açlık hissi ile modern insanın arası açılmaya çalışılmıştır.

Açlık güzel midir? Çok büyük olasılıkla bir çok insan sorunuzun cevabını bile vermeyecek ve size anlamsız gözlerle bakacaktır.

Açlık başka bir tatma biçimidir. Uyaran yokluğunda insanın içinde oluşan bir his olarak açlıkta tadılabilir. Çünkü açlık insanın varoluşsal konumuna benliğimize hissettiren en önemli duygulardan biridir. Bu varoluşsal konum insanın mutlak acizliği, çaresizliği ve yoksunluk halidir. İnsan benliğinin kendi sınırlarını anladığı en önemli varoluşsal durumdur açlık. Açlıkla insan kendine yaklaşır ve isterse kendine ulaşır. İşte açlık halinde insanın tattığı bu mutlak acizlik, çaresizlik ve yoksunluk hali olup bu vesile ile başka bir tatmaya varabilir insan: Onun mutlak kudreti, zenginliği. Onun kudretini tatmaya vesile olan bir duygu nasıl kötü olabilir?

İnsanın içinde oluşan açlık hissi bu nedenle müthiş bir insani deneyimdir. İnsan olma hali deneyimlemek isteniyorsa insan açlığını her daim bastırmaya çalışmamalıdır. Tokluk kadar açlık da bizim içimizde uyanan duygulardır. Bize aittir. İnsan kendine ait duygularına sahip çıkmalıdır.

Yeme ve içme ne kadar güzelse insanın mutlak acizliğini, çaresizliğini, yoksunluğunu yani kendisini hissettiği açlık da o kadar güzeldir. Çünkü;

Güzellik insanın kendine ulaştığı şeydir.

Mustafa Ulusoy

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Kategori: Tavsiyeler

Fikrinizi Paylaşın