10 Aralık 2017 1 Yorum Devamı →

Akıl-Kalb İlişkisi

Kalb, Kur’an’da nasıl bir bağlamda ele alınıyor diye kabaca da olsa gözden geçireyim, dedim. Sonuç: Kendimi hiç tanımadığım, bende olanlardan hiç haberim olmadığı ortaya çıkıverdi.

Biliyorsunuz, akıl ve fonksiyonları üzerine bayağı detaylı çalışmalar yapıldı, gerek İslam alimleri tarafından ve gerekse filozoflar tarafından. Kesin bir sonuca ulaşıldı mı? Bence hayır; çoğunlukla süpekülasyon. Kalb üzerine aynı oranda bir çalışma yapıldığı söylenemez. Ehl-i tasavvuf temsillerle hissettikleri bazı şeyleri dile getirmeye çalışmışlar, diğerlerinin söyledikleri “edebiyat”.

Fakat, Kur’an’a bakınca anladım ki, kalb meselesi çok daha önemli. Tam 131 defa Kur’an kalbe referans vererek bize kendimizi tanıtmaya çalışır. Aşağıya, bu kabaca yapılan tasnifi çıkardım, bunu da sizinle paylaşıyım istedim. Siz de şöyle bir göz atarsanız, bu kalb amma da önemli imiş ama, şimdi ben ne yapacağım, diye sorduğunuzda elinize elle tutulur bir çözüm geçiremiyorsunuz. Çok fonksiyonları olan bir ŞEY. Tarif edilemiyor, fakat etkileriyle anlaşılabilir, tecrübe edilebilir.

Yine vazgeçilmez düsturu kullanıyoruz: Bir şeyi tarif edememek o şeyin yokluğu anlamına gelmez. Bir şeyin mahiyetini bilmek ayrıdır, varlığını bilmek ayrıdır. Aslında hiçbir şeyin mahiyeti bilinmez, ama varlığı tecrübeten ve muhakeme ile teslim edilir. İrade-i cüz’iye gibi, yoktan yaratma gibi, ruh gibi, hayat gibi vs.

Yine biliyorsunuz, Kur’an, terimler, kavramlar kitabıdır. Her kelimeye kendi bağlamında (kontekstinde), yani, Kur’an’ın maksatları bağlamında, anlam yükler. Kendi hedeflerine ulaştırmak için bu kavramlar vasıtasıyla muhatabını eğitir. Bu kavramları sözlük anlamıyla anlamaya çalışmak mümkün değildir. Çok yanıltıcı olur. Bütün Kutsal kaynaklar gibi, Kur’an’ı, literal sözlük anlamıyla veya doğrudan Türkçeye çevrilmiş şekliyle okuyup, orada kullanılan kelimelerin sözlük karşılıklarıyla anlamaya çalışmak ya da ansiklopedik bilgiler çerçevesinde anlamaya çalışmak cinayettir.

Yine biliyorsunuz, Kur’an’da geçen öyle kavramlar vardır ki, bu kavramları ancak Kur’an’ın kendi konteksti içerisinde tanımaya çalışırız. Bunlar, kanaatime göre, tarif edilemezler, ama bilinirler, yaşanırlar, tecrübe edilirler. Tarifler ve katagoriler “felsefi” kalır, yani, şahsi tasarruf olur. Bunların bir listesini yapmaya kalkarsak çok uzun bir liste çıkar. Şimdilik benim kafamda olanları yazıveriyim ki bu çok sınırlı bir listedir.

  • Akıl, Fikir, Şuur, Tedebbür
  • Nefis
  • Kalb
  • Ruh
  • Melek
  • İrade-i cüz’iye
  • Zikir
  • Allah’a izafe edilen bütün isimler
  • Takva
  • Havf
  • Cennet
  • Cehennem
  • Nifak
  • Faşik
  • Din
  • İhlas
  • Meleküt
  • Tevhid

Kalb için en önemli kavram kullanımını “Akleden kalb” den bahseden ayetlerde görüyoruz:

“… onların kalbleri vardır, onunla akletmezler …” 7:179

“Onlar hiç yeryüzünde dolaşmazlar mı ki, bu sayede akledecek kalbleri, işitecek kulakları bulunsun,

doğrusu gözler kör olmaz; lakin sinelerindeki kalbler kör olur.” 22:46

Görüldüğü gibi ayırt edilmesi için çalıştığımız kavramlar birbiri içine katılıvermiş. Bu takdirde, akıl ve kalbi ayırt etmek de imkansız oluveriyor.

Çok kabaca tasnifini yapabildiğim kadarıyla kalb şu gruplarda bahsediliyor Kur’an’da:

Akleden kalb: 7:179; 22:46
Selim kalb: 26:79; 37:84
Muttaki kalb: 22:32
İman eden kalb: 5:41
Mutmain (tatmin olmuş) kalb: 16:106; 2:260; 13:28; :3:126; 8:10; :5:113
İman yerleştirilmiş kalb: 58:22
Hakka yönelmiş kalb: 50:33
Hakka bağlanmış kalb: 18:14
Rahatlatılmış kalb: 22:54
Yatıştırılmış kalb: 39:23
Yumuşatılmış kalb: 57:16
Ürperen kalb: 79:8; 22:35; 8:2; 23:60
İmanın kalbe girmesi: 49:14
Hakka işindirilacak kalb: 9:60
Mütekebbir ve cebbar kalbi: 40:35
Mücrim kalbi: 15:12; 26:200
A’ma kalbi: 22:46
Gafil kalbi: 23:63
Cahil kalbi: 30:59
Katılaşmış kalb: 5:13; 6:43; 22:53; 39:22; 57:16
Üzerinde kilit olan kalb: 47:24
Hastalıklı kalb: 2:10; 5:52; 22:53; 8:49; 33:32; 9:125; 24:50; 33:12; 33:60; 47:16; 47:29; 74:31
Mühürlenmiş kalb: 2:7:6:46; 7:100; 9:87; 9:93; 16:108; 47:16; 63:3; 83:14; 10:74
Perdeli kalb: 2:88; 4:155; 41:5; 6:25; 17:46; 118:57
İnkarcı kalb: 16:22
Sapıklığa meyleden kalb: 3:7
Şüpheci kalb: 9:45; 9:110
Saptırılmış kalb: 61:5
Nifaklı kalb: 9:77

Yalnızca bir fikir vermesi bakımından bu sınıflandırmayı yapmıştım kendim için. Kendi dünyamda ben neredeyim ve ne yapacağım şimdi diye sorduğumda, kendimden utandım. Hiçbir şey bilmiyormuşum.

“İman kalbde tahakkuk eder.”
“Akıl bir alettir.”
“Kalb ayine-i Samed’dir.”
“Kalb ebede müstaktır.”
“Kalb aşk-i ebedi için yaratılmıştır.”
“Kalb sever”
“Kalbine danış”
“Kalben yönel”

gibi kavramlaştırmaların ötesinde bir tarif getiremiyoruz. Bu durum bizim için, “Öyleyse, hiç mi bir şey anlayamayız?” sorusunu doğurmamalıdır.

Zannediyorum, tarif etmeye, sınırlarını koymaya çalışmak, fikren veya tasavvüren tanımaya çalışmak yerine, yine tarifini yapamadığım bir ifade kullanacağım: Dikkat et, sende olan bu şeyin böyle böyle özellikleri var, tercihini, yani iradeni ona göre kullan. Bunu ancak tecrübe ile anlarsın. Herkes kendisi tecrübe etsin. Yani, kendisini dinlesin, kendi özel dünyasına dönüp (retrospective) bir tahlile çalışsın. Ben ne yapıyorum? Ben ne tercihi yapıyorum? Ben neyin peşindeyim? gibi soruları kendi öz dünyasında sorsun. Tarif edemediğimiz veya tarif edemeyeceğimiz kendimizi tanımaya yönelik bir “enfusi tefekkür”e girelim. Tarif etmek için çalışmak, bana anatomi calışması yaparak insanı tanımak gibi geliyor artık. “Felsefi” derken de bunu kastediyordum.

Buna isterseniz, “kendi kendine konuşmak” diyelim; isterseniz, “Yaratıcı ile konuşmak” diyelim, ama konuşalım, yüzleşelim kendimizle. Tarif edemesek de farkına varacağız ki, biz de çok tarif edilemeyen özellikler vardır. Herhalde insanda, “Allah’ın Kendi ruhundan üflediği bir ruh var” ki tarif edilemezlik, sınır çizilemezlik, ebediyen gaybi kalış bu yüzden olsa gerek. Demek ki, ahsen-i takvimde yaratılmış olmak, yani Mutlak Kudretin gerçekleştirdiği masterpiece (şaheser) olmak bu demekmiş.

“Nefsini bilen Rabbını bilir,” gerçekten doğruymuş.

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on Whatsapp
Kategori: Kur'an Okumaları
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens'te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir. Diğer yazıları için tıklayın.

Okuyucu Yorumları

  1. Mehmet dedi ki:

    “Nefsini bilen Rabbını bilir,” gerçekten doğruymuş.

Fikrinizi Paylaşın