Âlem-i şehadette ve kendi benliğimizde Allah merkezli paradigmayı tasdik etmek

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

“Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Diyanet İşleri Meali)

Son okuduğum bir makalenin bende bıraktığı izleri bu ayet ışığında değerlendirmeye çalışacağım. Risale-i nur okumalarımızda usul olarak dikkat ettiğimiz konulardan en önemlileri sanıyorum âlem-i şehadetin şahitliğinde yapılan tahkik ile Kuran ayetlerini tasdik etmek. Yukarıdaki Fussilet 53. Ayette geçen sıralamaya baktığımızda da dış dünyada (âlem-i şehadette) ve kendi içlerinde ayetlerin hak olduğunu göstereceğiz ibareleri var. Kendi içimizde kendi benliğimizde bu ayeti nasıl tasdik edebiliriz peki diye sormamız gerek sanıyorum.

Öyleyse önce kendi benliğimizde hangi özellikler var diye bakmalıyız. Bende hangi özellikler var ki bu özelliklerim ile ben, beni Yaratanı tanıyabileyim. İnsana içkin özellikleri de objektif bir takım kriterlere bağlamalıyım ki bu herkes için geçerli olsun. Deist paradigma ile ateist paradigmanın farkı belirginleşsin. Deist paradigmanın daha rasyonel olduğunu kendime içkin özelliklerimle nasıl tasdik edebilirim?

İnsanların en temel benlik özelliklerinden birisi ve belki de birincisi deist ateist herkesin kabul edebileceği “sonsuz yaşam arzusu” dur. Allah merkezli bir ontolojik paradigma ateist – tesadüfi – natüralist – evrimci bir açıklamaya göre daha rasyoneldir.

İslam kaynakları Allah merkezli bir bakış açısı ile kâinatı yorumlar. Buna göre tüm yaratılmışların varlıkları tamamen Allah’a bağlıdır. Bu kâinat içindeki her şey, benim duygularım, düşüncelerim Allah tarafından yaratılmıştır.

Bu kaynakların dışındaki ateist – evrimci anlayış ise bu durumu zaruret ve tesadüflere bağlamıştır. Buna göre dünyadaki her şey belli yasalara bağlı gelişen tesadüflerdir.

Bazı teist düşünürler insanın içinde doğuştan apriori olarak Allah’a karşı bir arzunun var olduğunu ileri sürmüşler, fakat tabii olarak bu görüş ateist –evrimci bir zihin okumayla dünyayı algılayanlar için geçersiz kabul edilmiştir. Zebur Mezmurlardaki bir bölümde “Geyiklerin akarsuları özlediği gibi canım seni özler Allah’ım .” denir. Kur’an’ın Rad suresinde de “Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.” buyurulur. Gene tekrar etmekte fayda mülahaza ediyorum bu görüşleri temel alarak yaklaştığımızda bende böyle duygular yoktur diyen kişilere bir cevap verilemez. Bu hisler sübjektiftir denildiğinde verilecek bir karşılık olamaz. Burada yapmaya çalışacağım ise kendi benliğim ve âlem-i şehadetin şahitliği altında bu ayetlerin tasdikidir.

Yukarıda geçen ayete itirazı olanların da itiraz edemeyeceği insanın benlik ihtiyaçlarıdır. Yaşam arzusu, yemek arzusu, cinsel arzular gibi arzular tüm insanlar için geçerli birer öz, herkes tarafından kabul görecek nesnel arzulardır. Tabi bu özelliklerden herhangi birinin olmaması insan için anomali olarak kabul edildiğinden bunlara gelebilecek itirazları reddedebiliriz. Yani bir insanın hiç yemek yememesi ya da karşı cinse ilgi duymaması anomali olarak kabul edilen bir durumdur.

Sonsuz yaşam arzusu tüm insanlar için öyle temel bir özdür ki bu arzu için hemen her şey feda edebilir. Güzel bir yemekle birlikte içilen lezzetli içecekler veya sudan sonra cinsel anlamda eşine yönelmeyi düşünen birisi, televizyonda bulunduğu şehirde 2 dakika sonra bir depremin olacağını duysa diğer temel arzularından hemen bir anda vazgeçecek ve depremde zarar görmeyeceğini düşündüğü bir mekâna doğru koşacaktır. Demek ki yaşam arzusu diğer temel ve tabii arzuların hepsinden daha öncelikli ve üstündür.

İnsan zihninin en temel özelliklerinden birisi de geçmiş ve gelecek ile hemen her zaman bir ilişki içinde olmasıdır. Yani ben geçmişimle ve gelecek endişelerimle birlikte hali yaşamaktayım. Gelecekle ilgili özünde bulunan yaşam arzusu ile ilişki kuran bir zihnin tatmin olması için de bir ahiret yaşamına ihtiyaç duyması kaçınılmaz olacaktır. Ayette geçen şekliyle “içiyle-özüyle-benliğiyle” kuracağı ilişki onu mutlak surette ahiret inancına yöneltecektir. Çünkü insan kendisine verilen bu sonsuzluk hissi ile kısa dünya hayatına baktığında, yaşam arzusunun karşılanmadığını müşahede edecektir. Diğer doğal arzuları olan yemek yeme arzusu ise kâinatta mükemmel bir şekilde karşılanmaktadır. Hâlbuki belli coğrafi bölgelerdeki insanlar belli yiyecekleri daha çok severken bazıları sevmemektedir. Yemek yemek fıtri bir arzu iken tüm insanların sevdiği ortak nimetlerden bahsedilemeyeceği halde tüm insanlığın zaman içinde oluşmuş damak zevkine hitap eden nimetler kâinatta bulunmaktadır. Yemek yeme arzusunun kişiden kişiye bile değiştiğini kabul ederiz ve bu arzu az önce verdiğim deprem örneğinde hemen daha alt bir kategoriye itilebilmektedir.

Susamak insanın en temel özelliklerindendir. Bazıları bunu soğuk severken bazıları ılık içmektedir. Bazıları sodalı halini beğenir. Tüm insanların ortak bir su ihtiyacından bahsedebiliriz ve fakat bununla birlikte istediğimiz özellikteki sular farklı farklıdır ve bunların da kâinatta karşılığı vardır. Yani su ihtiyacımın objesi kâinatta vardır. Yalnız burada bana önemli gelen bir diğer nokta kâinatta su objesinin olması benim su ihtiyacımın her zaman eksiksiz bir şekilde karşılanacağı anlamına gelmez. Mesela köy gibi küçük bir yerleşim yerinde bulunan kuyu suyunu zehirlersek, çok kirli bir şekilde içilemez hale getirirsek su ihtiyacımın karşılanması mümkün değildir. Burada önemli nokta suyu insanın kirletip kendi ihtiyacını karşılayamaz hale getirmesidir. Sanıyorum Nursi’nin tariflerinde de cehennemde Esma-i İlahiye’den mahrum kalış hali de bu örnekle paralel düşünülebilir. Yani ben kendi yaptıklarımın karşılığı olarak Esma’dan kendimi mahrum bırakırsam cehennemi bir hali yaşarım.
Cinsellik ile ilgili ihtiyacımın karşılanmasını da bu bağlamda düşünebiliriz.

Sonsuz yaşam arzum ise her zaman, her coğrafi lokasyonda ve her insan için en önemli ve diğer arzularımdan farklı olarak kişiden kişiye değişen bir özellik göstermez. Tüm insanların en önemli ve ortak arzu paydasıdır.

Demek ki benim sonsuz yaşam arzumdan daha alt kategorilerde değerlendireceğim yeme, içme ve cinsel arzularımın karşılığının (objesinin) kâinatta bulunması bu kâinatı Yaratanın bir mesajı olarak görüldüğü takdirde anlam kazanacaktır. Bu kâinat nurlanacaktır. Var edilmiş her şeyin Var Edicisi ile bağı kurulduğundan benim açımdan manidar olacaktır.

Bu ayetin kendi dünyamda yansımasını bu şekilde gördüm. İlgilenen arkadaşlara belki faydası olabilir mülahazasıyla paylaşmayı istedim.

Vesselam.

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest
Kategori: Kur'an Okumaları

Okuyucu Yorumları

  1. burak b. dedi ki:

    Allah bu satırları yazan ellerinize zeval vermesin sayın hocam.Saygı ve hürmetlerimle…

Fikrinizi Paylaşın