Buğday mı, Himmet mi?

Yunus Emre’nin manevi serüveninin başlangıcını teşkil eden meşhur kıssasını bu yazıya konu edeceğim. Duymamış olanlar için kısaca:

Anadoluda bir zaman kıtlık çıkmış. Yunus da fakir bir ekinci, o sene buğdaysız kalmış. Duymuş ki Hacı Bektaş-ı Veli’nin dergahına gidenleri eli boş çevirmiyorlar. O da, ailesinin rızkı için yola düşmüş. Beraberinde dağdan topladığı bir miktar yemiş götürüp hazrete sunmuş. Hacı Bektaş “Ne istersin, himmet mi buğday mı?” demiş. Yunus da, “Himmet karın doyurmaz, benim buğdaya ihtiyacım var” deyip buğdayı tercih etmiş. Hacı Bektaş tekrar sormuş, ama Yunus buğdayda ısrar edince, kağnısına buğday yükletip yollamış Yunus’u. Kıssanın devamında, Yunus yolda giderken hatasını anlayıp geri dönmüş, hata ettim, himmet isterim demiş vs. Kıssanın bu kadarı maksadımıza kafi. Gerisini internetten bulabilirsiniz.

Buğdayın/himmetin sufi literatüründe farklı yorumları/manaları olabilir. Fakat, burada bir maksat için literal bir okuma yapacağım.

Buğday (ya da ekmek), insanın gayet pratik, hayatını devam ettirebilmesi için olmazsa olmaz bir ihtiyacı. “Ya adam sende, yemek yemeden de olur” diyemiyoruz. Fakat şu da bir gerçek ki, insanın ekmekten daha temel ihtiyaçları var. Risalenin tabiri ile, “Hem cismanî ihtiyaç gibi, manevî hacat dahi muhteliftir. Bazısına insan her nefes muhtaç olur. (Cisme hava, ruha hû gibi). Bazısına her saat (Bismillah gibi) ve hâkeza… (Sözler – 242)”. Peki, hem ekmeğe hem “hu”ya ihtiyaç duyan biri olarak, hangisini önceleyeceğim? Bir diğer adımda, ekmek isteyen bir muhataba, şefkatimin muktezası olarak, nasıl yardımcı olmaya çalışacağım?

Hz.Eyyub hakkında üstadın şu tespitini hatırlarsak:

Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm’in zahirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtinî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyub’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünki işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm’ın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdid ediyordu. Bizim manevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdid ediyor. (Lemalar – 8)”

İnsan fıtraten yara bere içindeki hemcinsine acıyor. Fakat, yukarıda ifade edildiği gibi, dış içe iç dışa çevrilsek, esas yaralı halimiz o zaman görünecek. Bunun yanında, ekmek veren, yara bereli vücudu iyileştirmeye çalışanlar, manevi hastalıklara şifa olmaya çalışanlara göre çok daha kolay bulunuyor. Hem, fiziksel bedene gelen zarar, 60-70 senelik bir hayatı tehdit ediyor. Oysa manevi yaralar ebedi bir hayatı öldürüyor, cehennem ediyor.

Yukarıda naklettiğim kıssada, Yunus buğday istiyor. Hacı Bektaş, Yunus’un ihtiyacının farkında, biraz ısrar da ediyor “himmet” alsın diye. Fakat Yunus ille de buğday deyince, istediğini verip yolluyor. Belki de zorla güzellik olmaz diye düşünüyor.

İlginçtir, üstad öyle yapmıyor.

Malûm olsun ki: Bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. O cihette iki kapı var: Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. O kapı dahi kapalıdır. Çünki ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakk’a çok şükür, beni kendime beğendirmemiş. İkinci cihet, sırf Kur’an-ı Hakîm’in dellâlı olduğum cihetledir. Bu kapıdan girenleri, alerre’si vel’ayn kabul ediyorum. Onlar da üç tarzda olur: Ya dost olur, ya kardeş olur, ya talebe olur…. (Mektubat – 344)

Mesleğinin dört esasından birinin şefkat olduğunu söyleyen üstad, insanlara buğday verme yolunu tercih etmiyor. Hatta o kapıyı baştan kapatıyor. Ve ömrünü kendisi ve hemcinsleri için manevi yaralara merhem aramaya adıyor.

Baş tarafı ayrıca ilginç olan şöyle de bir mektup var:

….meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o vâlidemin şefkatli fiil ve halinden ve o manevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum. Evet bu hakikî ihlas ile hakikî bir fedakârlık taşıyan vâlidelik şefkati sû’-i istimal edilip, masum çocuğunun elmas hazinesi hükmünde olan âhiretini düşünmeyerek, muvakkat fâni şişeler hükmünde olan dünyaya o çocuğun masum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû’-i istimal etmektir…. (Lemalar – 200)”

Risalelerin geneline de baktığımızda, bizlere sosyal hayatta başarının sırlarını veren, Müslümanların terakkisi için ne kadar çok çalışmamız gerektiğini hatırlatan bir yaklaşım görmüyoruz. Aksine, hep imanın elde edilmesini telkin eden bir üstad buluyoruz.

Hatta şu son mektup, bu mevzuda üstadın durduğu yeri çok net ifade ediyor:

Bugünlerde benim yanıma müteaddid ayrı ayrı zâtlar geldiler. Ben onları âhiret için zannettim. Halbuki ya ticaret veya işlerinde bir kesad ve muvaffakiyetsizlik olduğundan, bize ve Risale-i Nur’a, muvaffakiyet için ve zarardan kurtulmak niyetiyle müracaat edip, dua ve istişare istediklerini anladım.

Ben bunlara ne edeyim ve ne diyeyim? diye tahattur ettim. Birden ihtar edildi: “Ne sen divane ol ve ne de onları divanelikte bırakıp divanece konuşma. Çünki yılanlar zehirine karşı tiryak tedarikiyle ve onları kaçırmasıyla meşgul ve vazifedar bir tek adam, yılanlar içinde duran ve sineklerin ısırmasına maruz olan ve sinekleri kaçırmak için çok yardımcıları bulunan diğer bir adama, yılanların ısırmasını bırakıp ona, sinekler ısırmamasına yardım için koşan divanedir. Ve onu çağıran dahi divanedir. O sohbet dahi divanece bir konuşmaktır.” Evet, hadsız hayat-ı uhreviyeye nisbeten muvakkat ve fâni kısacık hayat-ı dünyeviyenin zararları, sineklerin ısırması gibidir. Hayat-ı ebediyenin zararları, ona nisbeten yılanların ısırmasıdır. (Kastamonu – 124)”

Anladığım o ki, şefkatin esas gerektirdiği, nazarları “buğdaydan himmete” kaydırmada ve beyhude buğday yardımı ile meşgul olmamada. Risalelerin tesis etmeye çalıştığı metod da görünüşe göre bu şekilde.

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Yusuf Osmanlıoğlu

Yazar Hakkında:

Hayat yolculuğunda karşılaştığı binbir çeşit soru(n)larına tatmin edici cevaplar arıyor…

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın