En Büyük Küfran-ı Nimet

Said Nursi Mesnevi-i Nuriye’de şöyle söylüyor:

“En büyük küfran-ı nimet ve Allah’ın lütuf ve ihsanlarına karşı en büyük tekzib, kulak ve göz gibi herkeste olan, nur ve nar gibi her zaman devam eden, hava ve su gibi kaplayan ve ihata eden umumi nimetlere şükürsüzlüktür. İnsan, başkalarında olmayıp da sadece kendisine has bulunan, yahut kendi üzerinde yenilenen veya nadir bir hacet için pek seyrek olarak gelen şey için Allah’a şükreder. Halbuki nimetin en büyüğü ve en mükemmeli, en umumi ve en daimi olanıdır. Zira umumiyet, nimetin kemal-i ehemmiyetine, devam da kıymetinin yüksekliğine delalet eder.” Mesnevi-i Nuriye, Ümit Şimşek Tercümesi, s.440, 23. İ’lem

İnsanın sadece kendinde olan şeye şükretmesine de biraz daha dikkatli bakılsa, nefsin başkalarında olmayan ama kendinde olan şeyden duyduğu sevinç görülebilir gibi geliyor bana. Yani şükürden ziyade nefsani bir olay. Nefis, güneş gibi umumi nimetleri paylaştığı için onları teşekküre değer görmüyor.

En Büyük Küfran-ı NimetŞükürsüzlüğün bir başka sebebi de şu gibi: İnsan Allah için her şeyin çok kolay olduğunu düşünüyor ve bunu, verilen nimetlerin çok önemli olmadığına delil olarak gösteriyor sanki. Bize iki ekmeği olan birisinin vereceği bir ekmeğe karşı yapacağımız teşekkürle, çok zengin bir insanın vereceği bir ekmeğe yapacağımız teşekkür aynı olmaz gibi, ne dersiniz? Herhalde doğru olan, nimetlere kendi açımızdan bakarak bizim ihtiyaçlarımızın nasıl karşılandığına odaklanmak. Bu durumda bile nefis problem oluşturabilir. Açlıktan ölmek üzere olan bir insandaki nefis bile sadece kendisine verilen bir ekmeği, aynı durumda iken bir çok insanla birlikte kendisine verilen ekmekten daha değerli görür gibi geliyor bana.

Nimetin umumiliği, insana, yaratıcısı bizat onunla ilgilenmiyor, bizzat onu nimetlendirmiyor vehmini veriyor. İşte ortaya nimet saçılmış, meydana büyük bir sofra kurulmuş ve biz de oradan geçerken o sofradan faydalanıyoruz, sofra sahibinin bizden haberi yok gibi… Belki de fıtri ve insanın izzetine uygun olarak bu durumdan rahatsız olmak ya da en azından o sofra sahibine büyük bir minnet duymamak normal. Ama oradan geçerken bizzat sofra sahibi tarafından “Ahmet, Mehmet bey, lütfen buyurunuz, sizi aramızda görmek istiyoruz, farklı insanlarla beraber bizzat sizin ihtiyaçlarınız için bu sofra hazırlandı” şeklindeki bir davetiye, insanın insaniyetine daha çok hitap ediyor.

Velhasılı kelam, Cenab-ı Hakkın bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu anlama eğitimine girmek ve milyarlarca insan ya da galaksinin içinde bir zerre kadar bile ehemmiyetimizin olmadığı vehminden kurtulmak lazım. Üstadın şükür risalesinde değindiği gibi şu anda yediğim elmanın bu kainatın ve alemlerin yaratıcısı ve Rabbi tarafından bizzat benim için kainatın her yerinden toplanarak hazırlandığı ve bana sunulduğu bilincine ulaşmam gerekiyor. Bu bilince ulaşmak kolay bir iş gibi görünmüyor ama bunu başarmanın tek yolu da tefekkür galiba.

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Abdullah Berâ

Yazar Hakkında:

Bu köşede çeşitli platformlarda yapılan müzakereler sonucunda ortaya çıkmış bazı hakikatleri paylaşmaya çalışacağım. Bu hakikatlerin ortaya çıkmasında yorum ve eleştirileri ile büyük katkı sağlayan bütün hakikat yolcularına teşekkürü bir borç biliyorum. Yazılardaki eksiklikler hiç süphesiz bana aittir.

Yazar e-posta: [email protected]

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın