17 Mayıs 2014 2 Yorum Devamı →

İktisat ve Kanaat

19. Lem’a’da dikkate değer iki iktisat tarifi var:

“İktisat ve kanaat, hikmet-i İlahiyeye tevfik-i hareket etmektir.”

Bu tarif çok meselenin çözülmesinde bana rehber oldu. İktisat, kasıt, maksat, aynı kökten gelen kelimelerdir. Demek ki, bir şeyin yaratılışındaki hikmet, o şeyin yaratılışındaki maksattır. “Bu şeyin yaratılışındaki maksat, Yaratıcısını tanıtmaktır” diye özetlersek, o takdirde, bu şey ile olan ilişkimizin maksadı, o şey vasıtası ile Yaratıcısını tanımaktır. Özetle iktisat, Halık-ı kainatı tanımak maksadıyla yaşamaktır.

Mesela, gün batımını, Müsavvir, Müzeyyin, Munazzım, Müvezzin, Hakim, Rahman gibi isimleriyle Yaratıcıyı tanımak için seyredersek, iktisat etmiş oluyoruz. Böyle bir maksadın dışında veya gafletinde seyredilen bir gün batımı, bizim için israftır.

Bir nimet, mesela, bir üzüm danesi, beden için rızık, akıl için tefekkür aracı, kalb için sevme, sevildiğini bilme, ruh için üzüm ile insana sevimli, lezzetli bir ikramda bulunan, insanı tanıyan ve seven bir Halıkın varlığı haberini vermek maksadına matuf yaratılıyor. Eğer ben her bir özelliğimin karşılığını gerçekleştirecek şekilde, üzümü çürütmeden yersem, bedenim için iktisat ettim; tefekkür ederek yersem, aklım için iktisat ettim; memnuniyetle bana üzümü vereni tanıyarak, severek yersem kalbim için iktisat ettim; üzüm danesinin yaratıcısının rahmetini, ikramını, ihsanının sonsuzluğunu idrak ederek yemişsem ruhum için ebedi cennetin haberini almama vesile olduğundan “hikmet-i İlahiyeye muvafık hareket ettim” demektir. Yani, iktisat ettim, üzüm danesinin yaratılışındaki maksata uygun hareket ettim, demektir.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz,

Özetle, “kainattaki nizam-ı hikmet-i İlahiyenin medarından olan iktisat” aynı zamanda “ahlak-ı aliye-yi Peygamberiyedendir.”

Demek ki, sünnet-i seniyyeye ittiba, bu şekildeki bir iktisat anlayışıyla yaşamaktır. Çünkü, Peygamberin üstün ahlakı bu iktisat üzerine tesis edilmiştir.

Özetle, gerek kendi hayatımızı, gerekse etrafımızdaki mahlukat ile ilişkilerimizi, yaratılış maksadımızın dışında bir netice için, yani, bütün duygularımızla Yaratıcımızı tanımak maksadının dışında bir netice için kullanıyor isek, hayatımızı ve mahlukatla olan ilişkilerimizi israf ediyoruz demektir.

Risale-i Nurların, Kur’an’daki ayat-ı imaniyeyi niçin kendisine esas aldığını anlamak şimdi daha kolay olsa gerek: Kainatı ve kendimizi israf etmemek, Yaratıcımızın abes bir iş yapmadığını idrak etmek ve bizim de abes işlerle meşgul olmamamızı sağlamak içindir.

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
 
“Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” Mü’minun Suresi (23): 115
Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens’te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Diğer yazıları için tıklayın.

Okuyucu Yorumları

  1. Ahmet Ali Erduhan dedi ki:

    İslamın herbir konusunu imanın niyetiyle ve tevhidin nazarıyla anlayabilmek ne güzel bir hassasiyet. İktisat ayinesinde nazarlar manayı-ismiden manayı-harfiye dönünce yaratıcımızı özellikleriyle tanıtarak Rabbimizi bize yakın kılıyor. Dinin her bir meselesine böyle muhatap olabilmeyi Allah’tan tüm hücrelerimle istiyorum ki imanımın çoşkusuyla tevhide garkolayım. Allah sizden razı olsun.

  2. S.Özkan S. dedi ki:

    Esselam ı aleykum. İmanımız için gayretinize teşekkür ederiz. Allah (cc), sizden razı olsun. Resulullah savs. efendimizin, risalet vazifesinden ( henüz sadece Muhammed iken, sadece, Kelime i Şahadet deki abd i iken) önceki hayatına ve o zamanki tüm vasıflarına bakıldığında, musrif olmadığı,  doğru (emin),  şuur lu ( bilinçli), merhametli, adaletli, özgürlükçü ve sulh perver, vs. ( ve bunlar gibi pek çok müspet erdemlerle donatılmış) olduğu görülür. Bu iyi fasıfları ile de Miraç a kadar uzandığı ve ulaştırıldığı görülür. Demek ki, iman için, bütün bu enstrumanların kullanımı gerekiyor diye düşünebiliriz.  Bir Acem sözü şöyle der: ” alim olmak ne kolay, insan olmak ne zor” Bu enstrümanları kullanmadan her meslekte ilerleyebilirsiniz ama insan olamazsınız;  iman edemezsiniz. Ve bu her bir erdem, bizi vahidiyete ve imana götürecek yollardır.  Ve her biri için, şu ibareyi de kullanabiliriz diye düşünüyorum, ” iktisat= iman” , “sadakat=iman”, “şuur=iman” vs. … Bu enstrumanlar olmadan doktor,  bilim adamı,  başkan,  sultan, vs. … olabiliriz,  bir şey ifade etmez. Çünkü tatmin olmuş yani iman etmiş olmayız.  Çünkü tüm bunları yaratanı ve hikmetini görmüş olmayız.  Sonsuzluğa yalancı bir bilim adamı olarak devam edebiliriz… MaazAllah… Esselam

Fikrinizi Paylaşın