Relativism’in temelleri ve iman egitimi

Bu konuyu aşağıdaki uzunca ve fakat önemli olan İngilizce alıntı üzerinden çalışacağız.

“…Maturana has concluded that the single most important characteristic that distinguishes the living from the nonliving, in regard to their unitary character, is autopoiesis (a term he coined). In brief, an autopoietic unity is self-organized and structurally closed. Their behavior and internal processes are their internal organization (embodied in a particular structure) that must be maintained (conserved). That is, their structure can and will change as a function of internal processes and environmental influences, but the basic unity of the organism and its adaptation must be conserved. With respect to humans, the following, highly integrated points may be noted:
1. Humans are structurally determined systems; that is, they are autonomous and recursively organized living systems that behave as a function of their organization and particular structure. Instead of responding in a cause-effect manner to objective environmental stimuli, living systems, when perturbed by structured patterns of energy, respond in their own idiosyncratic way — they determine their own response. Thus, there are no cause-effect relationships between the world and the learner and the patterns exhibited by the perturbed living system do not reflect the structure of perturbing stimuli. Behavior, whether internal or external, emerges within a context in which the human organism conserves its adaptation and organization.
2. Living systems are informationally closed. Human cannot take in information from the outside world and map it onto mental symbols that are then manipulated and processed. Rather, people are always immersed in a sea of structured energy that is interpreted and made sense of by an active observer. For example, light, that enters our eyes and perturbs the structure of our nervous system by triggering chemical changes, is organized by our nervous system into edges, light-dark gradients, bars, intense spots, etc., that our cognitive system actively interprets. In other words, we ” objectify” our “subjective reality”; “objects [that] we think we see and study are [actually] products of the activities of our own nervous system.” Light energy from the environment can “trigger” but not determine the visual experience.
……
4. Humans are observing systems who describe, distinguish, and delineate in words and symbols. Without the observer, for example the very notion of behavior in response to external instructions from the environment ceases to exist. It is the human observer who imposes some sort of conceptual system upon the phenomena he/she observes and thereby brings forth a world  that includes those phenomena. We do not perceive an objective universe but rather it is through observing that humans are capable of generating meaning. Further, all kinds of cause-effect thinking are just verbal formula we use to make sense of our experience.
……instruction in the traditional sense is simply not possible. They suggest that “you do not change organisms–you design an environment in which organisms thrive, respond, and change themselves” The idea that we can prescriptively design instruction is based on the belief that it is possible to predict a learner’s behavior, a concept that has been convincingly argued against by Maturana. He believes that we cannot determine a student’s learning, that is, directly produce the behaviors we want, when we want them. When we believe we are doing a pretty good job of instructing, students may simply be accommodating to the situation in which they find themselves, acting in the way they think we want them to act….. Whether this is “instruction” in the sense that most of us feel is important is open to question.”
Tools for Constructivism by Knuth, R. A and Cunningham, D. J.  in (eds) Designing Environments for Constructive Learning by Duffy, T. M. Lowyck J., Jonassen, D. H. and Welsh, T. M. (1993).

Yukarıdaki alıntıda anahtar kelimeler, structurally determined, informationally closed ve observing systems. İnsanın fabrika ayarları bunlar.

1. Structurally determined: Kendisine ait bir yapısı var; integrity’si olan bir structure. Yani her istediğini istediğin gibi ona yaptıramazsın. Ondaki structure’i göz önüne alman gerek. O yüzden diyor ya, cause and effect şeklinde otomatiğe bağlanmış ve onun organic varlığını es geçen bir şekilde ona muhatap olamazsın diye.

Bir örnek vereyim: at ya da eşeğe bindiniz mi hiç bilmem. Benim en çok dikkatimi çeken şu oldu. Mesela, atın üzerindesin ve bir yerden bir yere gideceksin. İlk bakışta atı siz yönlendiriyorsunuz ve istediğiniz yere onu sürüyorsunuz gibi duruyor. Ama aslında öyle değil.

Çünkü atın kendisine göre bir underlying structure’ı var; aslında at, sizin istediğiniz yere giderken bile, bir robot gibi gitmiyor. Senden gelen stimuli’ı kendisi değerlendiriyor ve ona göre yine kendisi bir karar verip onu uyguluyor.

Örneğin, yolun üzerinde bir taş varsa ve onun üzerine basmayı kendisi uygun görmüyorsa eğer, ona basmamak için yolunu hafifçe değiştirip onda sonra yine aynı yöne gidecek şekilde bir route çiziyor kendisi.

Ama sürdüğünüz şey at değil de araba olsa böyle bir değerlendirmeyi yapmaz ve olduğu gibi o taşın üstüne basar ve geçer. Veya bir atı uçurumdan aşağı düşecek şekilde süremezsiniz; sürmek için emir versen bile o gelir uçurumun kıyısında durur; daha da ileri gitmez. Ancak araba öyle değil. Siz direksiyonu nereye çevirirseniz oraya gider; uçurumdan aşağı düşecek şekilde de kullanabilirsiniz. Sonuçta arabanın kendisi de ve onun içindeki tüm insanlar ölse de, bu, araba için hiç birşey ifade etmez. Çünkü, şimdi baştaki prensibe dönelim, a car is not an autopoietic system. It is just a stupid hunk of junk with no decision mechanism or whatsoever — unlike living beings.

2. Informationally closed: Yukarıdaki ile bağlantılı. Ben buradan şu ınput’u koyayım o da bana otomatik olarak her zaman şu output’u versin diyemezsiniz — insan için. Açık bir sistem değil; yani başı boş anlamında. Yol geçen hani değil yani. :) Koyduğun input’un nasıl değerlendirileceği o sistemin bileceği bir iş. Ve o sistem statik değil, dinamik. Yani bugün nasıl çalıştıysa yarın da yüzde yüz aynı çalışacak ve noktası virgülüne aynı reaksiyonu verecek diye bir garanti vermek imkansız.

Bizler genelde insanları oldukça dört başı belli ve çok açık seçik tarif edilebilir falan zannediyoruz. Aslında hiç öyle değil. Yani genel geçer bir resim çizmek mümkün olmakla birlikte iş detaylara girdikçe çatallanıyor. Hani tüm insanların ortak özellikleri şunlardır diye kolayca bir tanzim yapmana rağmen, mesele, o tarifini yaptığın insanların hakikaten bire bir tanımlanmasına gelince mesele karmaşıklaşıyor. Çünkü her insan farklı bir dünya. Kardeşler bile birbirinden bambaşka özelliklerde.

Pratikten ilginç bir örnek. İnsan, kendisini çok iyi tanıdığını ve mesela bazı olaylar karşısında nasıl reaksiyon vereceğini çok iyi tahmin ettiğini zanneder – zanneder anahtar kelime burada.

Diyelim bir zaman, bir ortamda, bir kişi, bir başkası ile belirli bir konu üzerinde konuşurken o an, dinamik olarak yani o ortamın organikliği içersinde, bir value judgement’ta bulunur; “Bu iş böyledir der; ben böyle düşünüyorum ve böyle inanıyorum” der. Bunu da baya baya objektif olarak yaptığını düşünür; hani böyle kolay kolay değişmeyecek ve genel geçer bir hüküm verme anlamında.

Şimdi aynı kişi, aynı olay hakkında diyelim o olaydan 10 sene sonra tekrar bir judgement call yapmak durumunda olsun; veya en basitinden o olayı hatırlayıp nasıl bir karar verdiğini şimdi 10 sene sonraki içinde bulunduğu bağlamda tekrar düşünsün.

Bunu yaparken insan zannediyor ki, sadece mekanik olarak bir hatırayı beynin o köşesinden retrieve ediyor. İşte zan dediğim olay bu; insan, bu informationally closed ve de structurally determined prensipleri gereği aslında o memory’yi bilgisayar gibi bir yerden gidip alıp gelmiyor. Ya ne yapıyor? O an tekrar organik ve dinamik bir bağlam içersinde o yaşamış olduğu olayı şimdi tekrar ama bu seferki şartlara göre yorumluyor.

Çünkü every understanding is an interpretation — hatta, bu örnekte olduğu gibi, insanın kendisinin bire bir yaşamış olduğu olayı, ikinci bir kez hatırlamasında dahi, mekanik olarak bir information’ın bir yerden alınıp öteki tarafa konulması diye bir olay yok. Zira her zaman aktif olarak yorum yapan (Cognitive system actively interprets) bir mekanizmayız biz.

Bu söylediğimizin nasıl sağlamasını yapabiliriz? Şöyle.

​Diyelim o daha önce yaşanan olayda karşımızda bulunan kişi ile o aradan geçen zaman içersinde ilişkimiz farklı bir düzleme geçmiş olsun. Mesela, o zaman için o kişi, bizim çok sevdiğimiz eşimiz olsun farz-ı muhal ve daha sonra biz o kişi ile kavga edip ayrıldık diyelim.​ Yani 10 yıl önce sevdiğimiz bir kişi ile yaşadığımız bir olayı 10 yıl sonra hatırladığımızda tamamiyle başka bir gözlükten/paradigmadan değerlendiririz ve o anki halimizi hatırlama zannederiz (!). O yüzden de böyle bir durumda ne olur genelde? “Ah ben bilememişim onun ne menem bir insan olduğunu da onun şu yaptığına kanmışım ve iyi niyetli olduğunu zannetmişim falan filan” turu yakınmalar başlar. Sounds familiar?

İşte bu yüzden derler ya “İnsanoğlu çığ süt emmiş” diye. Doğrudur. Bir gün dediğine ikinci gün güvenmen mümkün değil. Çünkü ikinci günde o kişi yeni bir yaratılış ile karşı karşıya ve yep yeni bir value judgement yapacak. Bu kaçınılmazdır. (Meraklıları için: Theory of Personality başlığı altında çalışılır genelde bu konular.)

Yine bu sebeple, psikoanalizdeki “Çocukluğuna git ve şimdi oradan şu detayı hatırla. Hah bak gördün mü problem buymuş işte” şeklindeki duruş oldukça naive ve sorgulanabilir bir tabana dayanır. Zira, çocukluğunda yaşadığın herhangi bir olayı, şu anki problem yaşadığın halet-i ruhiye içersinde problemsiz olarak “hatırlaman” mümkün değil ki. O yüzden zavallı Freud, her yaptığı analizin tuttuğunu zannetmiş. :) Yani usual suspects are so easy to fınd; kedidir kedi. :) Neyse, konu çok farklı implicationlara sahip.

​3. Observing systems:​ Yukarıdakilerden anlaşıldı herhalde. Örnek: İnsanın olmadığı ormanda ağaç düşerse “ses” çıkartmaz. Zira ses, titreşimleri ses şeklinde algılayacak bir observing sistem olduğu zaman ve sadece o sistem/oranizma için vardır. Bir soyut olarak ses var, bir de onu algılayan insan var diye bir şey yok. Herşey, o bağlamda ve o bağlamla vardır.

Bir başka örnek ile bu noktaların hepsi şu şekilde özetlenebilir mi acaba? Diyelim önümüzde bir ağaç var. Bu ağaç, parçada söylenildiği gibi otopoetik bir fıtrata sahip — bu üç özellik onda var. Bunun anlamı şu — bizim için: biz bu ağacı yetiştirmek istiyorsak eğer onun kendisine has bir organik yapısı olduğunu kabul etmemiz lazım. Onunla interact ederken, bir robot ya da araba gibi davranamayız.

Mesela, ona su vermek istediğimizde, elimize bıçağı alıp, onu karnını yarıp elimizle suyu oraya koyamayız. Bu, o otopoteik sistemi paramparça eder ve artık o, o özelliği ile bir bütün olarak var olmaya devam edemez. Parçalandığı için olur: Structurally determined ve informationally closed bu demektir. Ağaç bir bütündür ve kapalıdır. Onun içine, yine onun ihtiyacı olan suyu, o bütünlüğü bozacak şekilde davranarak koyamazsınız. Onun o yapısınının gerektirdiklerine riayet etmek zorundasınız. Su vermek istediğinde yapabileceğiniz tek şey, etrafına su döküp bırakmaktır — ki kendisi, kendi özelliklerini kullanarak onu bünyesine alıp kulanabilsin.

İngilizce’de dedikleri gibi, Atı suyun başına götürebilirsiniz, ancak onu şu içmeye zorlayamazsınız. Bırakacaksınız, at kendisi içecek. Karnını yarıp suyu oraya siz koymaya kalkarsanız eğer, atı öldürürsünüz. “Ama suyun zaten onun karnına gitmesi gerekiyordu, ben de onu gitmesi gereken yere koydum; benim suçum yok ki” diyemezsiniz. Siz koymayacaksınız ve de siz koyamazsınız zaten. Sizin rolünüz sadece suyu sunmaktan ibarettir.

Bu yukarıdaki alıntının neden tahkiki iman eğitimi ve tebliğ mesleği ile alakası olduğu anlaşılmıştır umarım!

 

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Kategori: Genel, Usûle Dair
Mehmet Ali Akgün

Yazar Hakkında:

Dini, insanın kendi gerçeği olarak tanımlamayı doğru buluyorum; dolayısıyla din ve getirmiş olduğu her türlü tanım, hayatın üzerine ekstradan konulan aksesuarlar değil, aksine, olmazsa olmaz kavramlardır demek çok insani bir tavır ve bana çok tatmin edici geliyor. Hal böyle iken, İslamiyet’i de insanın kendi gerçeğini teslim etmesi olarak tarif etmek mümkün. Böylece dinin neden fıtrat dini olduğu ortaya çıkıyor. Bu bağlamda yapılan “dini” sohbetlerden hoşlanan birisi olarak katıldığım ortamlarda dikkatimi çeken bazı noktaları bu sitede ilgilenenlerin dikkatine sunmaya çalışacağım. İnşallah yararlı olur.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın