14 Şubat 2015 0 Yorum Devamı →

Said Nursi’nin İslam Âleminde Gördüğü Hatalar ve Getirdiği Çözümler

“Cemi’ zerrat-ı kâinat, birer birer zât ve sıfât ve sair vücuh ile gayr-ı mahdude olan imkânat mabeyninde mütereddit iken, bir ciheti takip, hayretbahşâ mesâlihi intâc etmekle Sâniin vücûb-ul vücuduna şehadetle, avalim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâlife-i Rabbaniyeden ilân-ı Sâni eden itikadın misbahını ışıklandırıyorlar.

Evet, herbir zerre kendi başıyla Sânii ilân ettiği gibi, tesâvir-i mütedahileye benzeyen mürekkebat-ı müteşabike-i mütesâide-i kâinatın herbir makam ve herbir nispetinde herbir zerre muvazene-i cereyan-ı umumîyi muhafaza ve her nisbette ayrı ayrı mesalihi intac ettiklerinden, Sâniin kast ve hikmetini izhar ve kırâet ettikleri için, Sâniin delâili, zerrattan kat kat ziyadedir.

Eğer desen: Neden herkes aklıyla görmüyor?

Elcevap: Kemâl-i zuhurundan… Evet, şiddet-i zuhurdan görünmemek derecesine gelenler vardır: cirm-i şems gibi.

Yani, eb’âd-ı vâsia-i âlemin sahifesinde Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisatın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan gelen selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i yakîne çıkarsın.” Muhakemat, 3. Makale, 1. Maksat

İslam alimlerinin batı medeniyetinin gelişmesine katkıları

Said Nursi Muhakemat adlı eserini sadece 20. asrın başındaki problemleri çözmek için yazmamıştır. O problemleri çözmek suretiyle bizim de bugünkü şartlarda karşılaştığımız imana dair problemlerin çözümüne zemin hazırlamıştır. Aynı zamanda bunu yaparken İslam düşünce tarihinde yapılan çalışmaların en isabetli, en tutarlı olanlarını bize takdim eder. Bu çalışmalar, yüzlerce yıldır süren Müslüman alimlerin İslam düşüncesinin tekamülündeki sağlam basamaklarını bize tanıtır. Onlarca kitap okuyarak ulaşabileceğimiz sonuçlara bize ulaştırır. Bu sonuçlar, ulemanın birbiriyle tartışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Birisi iyi niyetle bir şey söylemiş, öbürü o söylenilen iddiadaki bir fikir boşluğunu, mantıki boşluğu tespit etmiş, onu düzeltmiştir. Bu şekilde yeni yeni düşünceler gelişmiş, fakat bazı boşlukların da farkında olunmamıştır. Sonra İslam alimleri, takip eden nesiller boyunca bir lideri eleştirirken artık en mükemmel düşünce tarzına ulaşmaya başlamışlardı. Mükemmel seviyeye ulaştıktan sonra çoğunluk tembelliğe düşmüş “Tamam artık, bu konularda söylenecek her şey söylendi” şeklinde bir rahatlama tavrı içerisine girmişlerdi. Çok nadir insanlar bu konuların ciddiyetine inanıp kendilerini tekrar tekrar yinelemeye çalışmışlardır.

Bu dönemlerde İslam alemi, tefekkür alanında zirveye çıkıp bütün dünyanın en ileri medeniyetini, en ileri düşünce akımlarını temsil eden alimleri yetiştirirken dünyanın diğer bölgelerindeki insanlar uyuyorlardı. Aşağı yukarı hiçbir şeyden haberleri yoktu ve karanlık çağı yaşıyorlardı. Birkaç kişinin söylediği güzel gibi görünen sözleri söyleyip devam ediyorlardı. Cehalet içerisindeydiler. İslam alemi, ilmî tefekkürü, mantığı kullanmayı zirveye çıkarttıktan sonra bırakıp rahatlarına bakmaya başlayınca Cenab-ı Hak onu aldı, dünyanın başka bölgelerindeki insanların elinde malzeme yaptırdı yani onlara verdi. Şimdi onlar bu malzemeleri kullanırken çok iyi niyetlerle kullanmamış olabilirler. Önemli bir kıskançlık, tarafgirlik duygusuyla, başkalarından aldıkları malzemeyi söylemeyip, kendilerine mal etme ve kendileri yapmış gibi gösterme eğilimleri başladı.

İnsanlar da toplumlar da her şeyi bir günde öğrenmezler. Fikirler basamak basamak birikime tabi olurlarken, teraküm ederken kimisi bir yerlerden faydalanmış, diğeri bir başka kültürden kaynaklanan bazı görüşleri İslam alemine taşımış ve onlarla meşgul olmuş, bazı fikirlerin bulunmasına meselelerin biraz daha karmaşık hale gelmesine sebep olmuşlardır. Bazı filozoflar Yunan kültüründen, Uzak Doğu kültüründen aldıkları fikirlerle kasti olarak zihinleri bozma kötü niyetiyle değil, bir araştırma çabası içerisinde “Acaba bu kültürlerden faydalanabilir miyiz?” düşüncesiyle hareket etmişlerdi. Dünyanın batı diye bilenen bölümündeki insanlar kendilerine ait olduğunu düşündükleri Yunan felsefe akımından etkilenen Müslüman düşünürlerin geliştirdikleri fikirleri ön plana çıkartmışlar ve ele almışlardı.

Bu arada İslam alemi de uykuya dalmıştı, tabii dalmayanlar vardı ama azınlıktaydılar. Medreseler artık bu konularla hiç ilgilenmez duruma gelmişti. Hele felsefe ile meşgul olan, aklını kullanacak ve sorgulayacak bir cümle sorulmaya başlandığında etraftaki insanların söylediği sözler “Estağfurullah kardeşim, Kur’an neyine yetmiyor ki” diyerek soru soranın bütün düşünce aşkını, hizmetini, himmetini kırmışlardı. Düşünmek sanki büyük bir günaha teşebbüs etmek gibi telakki edilmişti. Toptancılık yapmamak gerekirdi ama bu tür sorgulama yapanların ‘’İslam alimi’’ olma vasfına layık olmadıkları söylenmişti. Bu durumda, Yunan felsefesinin etkisiyle gelen fikir akımı batı tarafından desteklenerek kabul edilmiş ve şu görüş hakim olmuştur: “Müslümanlardan aldığımız bu fikirler aslında bizim düşüncelerimiz, bizim ürünlerimizdir. Biz uyurken, Müslümanlar bu eserleri, fikirleri tercüme edip canlandırmışlar, kaybolmaktan kurtarmışlar ve bize aktarmışlardır. Ama bütün bunlar bizim düşüncelerimizdir.”

Medrese eğitimindeki yanlış gidişat

Kainatın oluşumunda kullanılan zerrelerin, parçacıkların hareketinin ne anlama geldiği noktasında İslam alimlerinin Kur’an perspektifinden sundukları dünya görüşü, varlık alemi görüşü ve bir kainat düzeni tanımlaması ihmal edilmiştir. İslam hala “günah”la, “sevap”la, “bidat”la uğraşan din anlayışıyla sınırlanır. Kur’an ve hadis ezberleme, Arapça ilmini öğrenmeyle meselelerin halledildiği zannedilmektedir. Medrese sistemi bu şekilde yüzyıllar boyunca gelişip devam eder. Bu işler bir iki günde olmamıştır, yüzyıllar boyunca gelişen böyle bir medeniyetin ürünüdür. İslam medeniyeti en yüksek zirveye ulaştıktan sonra artık kendini tekrar eden duruma gelerek, pratik meselelere yoğunlaşan alanlar medrese eğitimine hakim olmuştu. Bunlara fıkıh usulü, tefsir usulü, hadis ilmi, kelam ilmi deriz. Kelam ilmi biraz felsefeye yaklaşmaya başlayınca, onu reddetme meyilleri ortaya çıkar. İtikadi meselelerin analizini yapmak için yeni yollara, yeni usullere teşebbüs etmekten daha ziyade eskiden yapılmış olan tartışmalar, tarihi bilgi olarak öğretmek medrese eğitiminin içerisine sokulmuştur. Çok nadirattan olarak insanların mantık çalışmalarında depreşmeler olmuş, yeni mantık usulü çıkartma çalışmaları yapmışlardır. Ama mevzi kalmıştır yani İslam aleminin geneline hakim olan bir ilmi çalışma ve eğitim müessesesi haline gelmemiştir.

Batıdaki bu uyanıştan sonra teknolojik alanda kendilerini geliştirme dünyevi görüşlerinin temeli olmuştur. Yaşadıkları dünyayı daha güzel hale getirme ve o zamanın şartlarında daha güçlü olma endişesine göre ilmi çalışmalar yapma eğilimleri baş göstermiştir. Müslümanların “Biz kuvvetli olup diğer insanların arazisini veya memleketlerini nasıl işgal ederiz” gibi bir düşüncelerinin olması mümkün değildir çünkü bunlar Müslümanlar için haramdır ve harama girmek de mümkün değildir. Gerçi bazı padişahlar mümkün olduğu kadar otoritelerini genişletmek için maddi güçlerini geliştirmeye ve bunun için de fenni çalışmalar yapmayı teşvik etmişlerdi ama insanların düşünce, tefekkür alanında gelişmelerini teşvik etmemişlerdi. Müslüman olduğunu söyleyen ve İslamiyeti genelde kabul eden insanlar, hiçbir zaman dünyası ahiret için olmayan batılılar kadar dünyaya hırsla girememişlerdir. Biraz maddi yönden yenilmeye, güç mukayesesinde geri kalmaya başladıklarını hissettikleri zaman, uyanmak için birazcık çaba sarf etmişlerse de tabanları yoktu ve itikadi esasları buna pek müsaade etmiyordu. Sömürücülük yani kolonyalizm faaliyetlerine girmeye müsait değillerdi. Kimse bu sömürüyü doğru bir davranış olarak görmüyordu ve içlerinde böyle bir hırs gelişmemişti. Bu nedenle batı dünyası Müslümanların getirdiği Yunan felsefesi kaynaklarını daha çok değerlendirmişler, geliştirmişler ve batı dünyasında dünyevi esaslı bir dünya görüşü oluşturmaya çalışmışlardır.

Biz de Müslümanlar olarak batılılar gibi davranıyor olabiliriz. Bizim de dünyevi esaslı dünya görüşünü geliştirme çabalarımız var ve dini de ona destekçi yapmaya çalışıyoruz. Bu tarihi süreci bilmek, bizim ne yapmamız gerektiği konusunda yardımcı olacaktır.

Pages12345
Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Ali Mermer

Yazar Hakkında:

Dr. Ali Mermer, halen New York Şehir Üniversitesi, Queens’te Din Görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca çeşitli üniversitelerde Kuran çalışma gruplarını koordine etmektedir.

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın