Ders Notları

“Allah’tan Korkmak” Ne Demektir?

“Allah’tan Korkmak” Ne Demektir? | Ha-Mim

Ha-mim’de, Geçtiğimiz günlerde yapılan (15. 04. 2025) “Kur’an Çalışmaları” dersinde A’râf süresinin 205. ayetinin çalışılmasına devam edildi. Önceki hafta müzakere edilmeye başlanan ayet kısa olmakla beraber tek tek kelimeler üzerinde durularak tefekküre konu edildiği için tamamlanamadı ancak çok değerli müzakereler gerçekleşti. Ayet metin ve meal olarak şöyle:

وَاذْكُرْ رَبَّكَ ف۪ي نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخ۪يفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ وَلَا تَكُنْ مِنَ الْغَافِل۪ينَ

“Öz benliğinin içinde yalvarıp ürpererek, sesini yükseltmeden sabah-akşam Rabbini zikret; sakin gafillerden olma” (7: 205).

Geçen hafta ayetteki “zikir”, “Rab”, “nefis”, “tazarru” kelimeleri üzerinde duruldu. Buradaki “zikir”in elimize tesbih alarak belli cümleleri belli sayıda söylemek olmayıp zihnî bir ameliye olarak daima ilişkili olduğumuz her bir şeyin Yaratıcısını “hatırlama, düşünme” demek olduğu ifade olundu. İnsanın Yaratıcıyı tefekkür ederken bunun kendi anlayışı, kendi bakışı, kendi seviyesi ile ilgili olacağı için ayetteki “rabbeke” yani “senin Rabbin” kelimesinin buna işaret ettiği belirtildi. “Nefis” kelimesinin ise can, bir şeyin kendisi, hayat, ruh gibi birçok manası olup burada daha çok insanın iç dünyası anlamına geldiğine dikkat çekildi. “Tazarru” kelimesinin de insanın Yaratıcıya dua ederken “muhtaçlığı”nın farkında olmasına gönderme yaptığı dile getirildi.

Takdimci geçen haftaki müzakerelere atıf yaptıktan sonra “hîfet” kelimesiyle ilgili olarak şunları söyledi: “Sözlük anlamı bakımından ‘hîfet’ kelimesi ‘için için korkma’ anlamına geliyor. Kur’an’da Allah’tan korkmayı, sakınmayı ifade eden takva, hasyet, rehbet, faza’, vacel gibi çok farklı kelimeler var.” Ardından şu soruyu sordu: “Peki neden korkuyoruz? Allah’tan mı? Allah korkulacak bir şey mi?” Bunun üzerine bir katılımcı, Allah’ın sayısız nimetleri olduğunu, kulun ise bunlara hakkıyla şükredemediğini, ayrıca da birtakım hatalar ve günahları işlediğini, dolayısıyla müminin korkusunun bundan kaynaklandığını ifade etti. Bunun üzerine takdimci şunları söyledi: “Çoğumuzun bildiği bir ayet var Kur’an’da: ‘وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz’ (76: 30): şeklinde. Hep söylüyoruz ya, ayetlerin sonundaki ifadeler yani fezlekeler çok önemli diye. Bu ayetin fezlekesinde ‘إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا: Kesinlikle Allah alîmdir, hakîmdir’ deniliyor. Yani Allah her şeyi en ince detayına kadar bilir, hikmetle hükmeder. Demek ki Allah ilmiyle dileyendir, Allah hikmetiyle dileyendir, diye anlamak gerekiyor. Çünkü devamındaki ayette ‘يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ: O dilediği kimseyi rahmetine dahil eder’ buyuruluyor. Demek ki Allah dilediğini rahmetine girdirir, rahmetiyle muamele eder. Yoksa rastgele değil. Dikkat etmek gerekiyor. Ayetin son kısmında ‘وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا: Zalimlere ise elem dolu azap vardır’ (76: 31) buyruluyor. Demek ki kimler Onun rahmetine dahil olamıyor? Zalimler! O halde zalim olmak yani zulmetmek rahmetin dışında kalma sebebidir. ‘Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz’ anlamına gelen tüm ayetleri ‘Allah’ın sonsuz bilgisinin ve hikmetinin gereğine göre dilediğini yaratır’ şeklinde anlamak icap ediyor. Değilse, insan ‘Allah dilediğini yaratıyorsa, benim irademi kullanarak yapmış olduğum tercihlerin bir anlamı olmaz, gereksiz yere uğraşıp durmayayım’ diyerek sorumluluklarını yerine getirme teşebbüsünden geri kalır. Zulüm kelimesi ise Allah’ı inkar etmek yahut Ona şirk koşmaktan başlıyor başkasına haksızlık yapmaya kadar gidiyor. Her inançsız yahut her müşrik zalimdir ama her zalim müşrik değildir. Allah’a ortak koşma zulmü ile mesela masumlara haksızlık yapma zulmü arasında fark vardır. Sonuç olarak Allah zalimler için acıklı azap hazırladığını ifade ediyor. Bu ise insanın iradesi dahilinde olan bir şeydir.”

Bence iyi dikkat etmek lazım, Allah’tan korkmak demek Ondan korkmak değil, kulluğumuzu hakkıyla yerine getiremediğimizden dolayı kendi hatalarımızdan korkmaktır. Bizi Yaratan, ihtiyaçlarımızı sonsuz rahmet ve şefkatiyle hazırlayan, bizi eğiten, terbiye eden Allah korkulacak bir şey değil. Yaratıcısının azametini, rahmetinin sonsuzluğunu hakkıyla takdir edememekten korkmak ayrıdır, Yaratıcısının korkulacak bir varlık olduğunu tasavvur ederek korkuya kapılmak ayrıdır.

Bir müzakereci özetle şunları söyledi: “Denildiği gibi Kur’an’da korku ve sakınmayı ifade eden kelimeler var. Bunlardan birisi de ‘haşyet’. Ben haşyet kelimesini biraz da Allah’ın azametinin sonsuzluğu ile ilişkilendirmek istiyorum. Mesela, kainat sayılara sığmayacak bir büyüklüğe sahip. Böyle bir kainatı var eden, varlığını devam ettiren, genişleten ancak sonsuz azamet sahibi birisi olabilir. Böyle sonsuz azamet sahibi olana karşı da -günahlardan bağımsız olarak- insan haşyet duyar, korkar, ürperir diye düşünüyorum. Bu ayette biraz ‘enfüs’e yani insana işaret ediliyor gibi görünüyor. فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى ‘Musa içinde bir korku hissetti’ (Tâhâ 20:67) ayetinde olduğu gibi. İnsan da küçük bir alem olarak akla durgunluk verecek bir yaratılışa sahip. Mesela insanda trilyonlarla ifade edilen hücre var. Dolayısıyla insanın yapısı, yaratılışı, varlığı da Yaratıcısının azametine işaret ediyor. Bu ayette ‘hîfet’ ile buna işaret edildiği düşünülebilir mi, diye aklımdan geçti. Diğer taraftan ‘insan hatalarından, günahlardan dolayı çekinir, Allah’tan korkar’ denildiğinde bu elbette makul görünüyor. Suçlu olan hesap merciinden çekinir. Ama bunun ötesinde Allah’ın sonsuz azametinden dolayı özel bir korkudan bahsedemez miyiz?”

Takdimci bu soruya şöyle cevap verdi: “Bence iyi dikkat etmek lazım, Allah’tan korkmak demek Ondan korkmak değil, kulluğumuzu hakkıyla yerine getiremediğimizden dolayı kendi hatalarımızdan korkmaktır. Bizi Yaratan, ihtiyaçlarımızı sonsuz rahmet ve şefkatiyle hazırlayan, bizi eğiten, terbiye eden Allah korkulacak bir şey değil. Yaratıcısının azametini, rahmetinin sonsuzluğunu hakkıyla takdir edememekten korkmak ayrıdır, Yaratıcısının korkulacak bir varlık olduğunu tasavvur ederek korkuya kapılmak ayrıdır. Bizim Yaratanımızı hakkıyla tanımamamız, Onun hakkına tecavüz etmek olacağından böyle bir haksız davranışa düşmemek için dikkatli olmaya bir davet yapılıyor, hatırlatılıyor. Yoksa ayette, ‘Allah zalimler için azap hazırladı’ denilmezdi. Bu vesile ile şunu paylaşmak istiyorum. Bugün dünyanın üçte birine yakını Hıristiyan. Müslümanlar da dünya nüfusunun dörtte biri kadar. Hıristiyanların bu kadar çok olmalarının bir sebebi Hz. İsa’nın kendilerinin günahları için kendisini feda ettiğine dair inançlarıdır. Onlara göre Hz. İsa insanların ‘ilk günah’ı sebebiyle acı çekerek bedel ödemiştir. Bu inanç insanlara çok cazip geliyor. İnsan psikolojisi açısından bu olay bir kaçış noktasıdır. Niçin? Çünkü, diyelim ki benim günahım var, suçum veya suçlarım var. Kilisede böyle birisine deniyor ki, ‘hayır, senin böyle bir günahın yok. İsa bedelini ödedi.’ İnsanı çok memnun etmez mi bu? Hıristiyanların Hz. İsa’yı çok sevmeleri, hatta ona ‘Rab İsa’ demelerinin sebebi bu! Hz. İsa’nın -deyim yerindeyse- Allah’ın önüne geçmesinin sebebi bu! Bilmem bu husus çok dikkatinizi çekti mi?”

Ardından bazı katılımcıların soru ve katkılarından sonra takdimci aynı konuyla ilgili olarak şunları paylaştı: “Peki, Hıristiyanların bu anlayışına karşı İslam ne getirdi, diye düşününce karşımıza istiğfar ve itiraf çıkıyor. Şu ayeti kelime kelime hatta harf harf çalışmak lazım:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اَسْرَفُوا عَلٰىٓ اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَم۪يعًاۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ

‘De ki, “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü o, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’ (Zumer 39/53) Bu ayet ne diyor? ‘Kendilerine emanet edilen insanı duygularını ve şu muazzam kainatta gösterilen delilleri değerlendirmeyip, onların yaratılış maksadına aykırı olarak kullanarak kendilerinin aleyhine netice verecek şekilde israf edenler, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, hemen vazgeçip, onların Yaratıcısından özür dileyin.’ Konumuzla ilgili olarak değerlendirirsek, bu ayet suçlarımız, günahlarımız karşısında ne diyor? ‘İstiğfar edin, günahlarda aşırılığınız ne olursa olsun, eğer istiğfar ederseniz, O bütün günahları bağışlayabilen bir affedici özelliği olandır’ diyor. Hıristiyanların durumu şuna benziyor: Diyelim ki birisi bir suç işledi. Hakim de ona şu kadar ay veya yıl ceza verdi. Peki o adamın annesinin veya babasının ağlaması, üzülmesi vs. hakimi -eğer o hakim adilse- verdiği cezadan vazgeçirir mi? Hayır! Demek ki önemli olan -annesi bile olsa- başkasının üzülmesi veya kendini feda etmesi-, cezadan kurtulmaya yetmiyor. Başka bir ayet var, o hatırıma geliyor: ‘Bana dua edin, duanıza cevap vereyim’ (40: 60). Bir talepte bulunduğumuzda hemen cevap veren bir Yaratıcımız var. Hatamızdan, günahımızdan dolayı af dilersek hemen icabet edeceğini belirtiyor. Şu ayet daha da dikkat çekici ve müjde dolu: وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ ‘Kullarım, benden sorarlarsa gerçekten ben onlara yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm…’ (2: 186). Rabbimiz bu gibi benzeri ayetlerde şunu söylüyor: ‘Sen kul olarak hata işleyebilirsin, zayıflık gösterebilirsin ama itiraf edersen, istiğfar edersen seni otomatik olarak affederim.’ İşte İslamiyet’in çözümü bu: İstiğfar et, bağışlanırsın. Peki Hıristiyanlığın çözümü ne? ‘İsa senin yerine acı çekti fikri ile ‘Papaza git, ona itirafta bulun’ teklifi. Hangisi daha makul, hangisi daha tutarlı, ortada değil mi? Sözü tekrar ‘Allah korkusu’na getirirsek, demek ki Allah, korkulacak bir merci değil, rahmet ve af kaynağıdır. Suçumuz olduğunda, günahımız olduğunda istiğfar etme mertliğini göstermek lazım.”

Arkasından bir müzakereci şunu gündeme getirdi: “İşaret edildiği gibi önemli bir konuyu konuşuyoruz. ‘Allah’tan korkmak lazım, Allah korkusu kalbimizde olmalı’ gibi ifadeler toplumda sıklıkla kullanılır. Çalışılan ayette buna ‘hîfet’ deniyor. Başka bir kelime de ‘mehâfet’. Bu da ‘hîfet’ kelimesiyle aynı kökten. İster ‘hîfet’, ister ‘mehafet’, ister ‘Allah korkusu’ diyelim aynı kapıya çıkıyor. Nasıl anlamak lazım bunu deyince, az önce söylenenler güzel bir çerçeve çiziyor. Allah rahmet ve mağfiret sahibi, kul suçlarından dolayı Ona müracaat ederse, O affedeceğini bildiriyor, dolayısıyla Ondan değil, Onun hükmünü dikkate almayıp günahlarımızdan dolayı ceza göreceğimizden korkmak lazım deniyor. Bu bana, çocuğun annesinden korkunca tekrar onun kucağına sığınması temsili ile anlaşılabilir görünüyor. Çocuk annesinden korkar. Niçin? Kendisine bu kadar şefkatle muamele eden annesini incitmemek, onun şefkatini istismar etmemek için. Dolayısıyla kulun Allah’tan korkması da Onun bunca iyiliğine karşı saygısızlık yapmaktan korkmak diye anlaşılabilir. Sorum şu: Peki bunun ötesinde, kulun Allah’ın nihayetsiz azametini ve celâlini düşünerek korkması söz konusu olamaz mı, konunun böyle bir boyutu yok mu?”

İnsan Mabud’undan korkar mı? Korktuğum birisine nasıl ibadet edebilirim? Korktuğumdan dolayı ibadet edersem bu, diktatörlere karşı etrafındakilerin yalakalık yapmasına benzemez mi? Bir arkadaşımız sohbet kutusunda Risale-i Nur’da geçen bir ifadeyi paylaştı: ‘Cenab-ı Hakka karşı havf etmek ise Onun şefkatine yol bulup rahmetine iltica etmektir.’ Hakikaten Allah’a karşı ‘havf etmek’ ne demektir, Onun özellikleri ve insanin ihtiyaçlarını dikkate alarak baktığımızda çok anlamlı, çok kuşatıcı ve çok hakikatli bir açıklama.

Takdimci şöyle söyledi: “Ben soruyu anlıyorum. Ama ‘evet, kul biraz bundan da korkar, korkmalı’ deyince ‘abd-Mabûd ilişkisi’nde bunun yerini göremiyorum. İnsan Mabud’undan korkar mı? Korktuğum birisine nasıl ibadet edebilirim? Korktuğumdan dolayı ibadet edersem bu, diktatörlere karşı etrafındakilerin yalakalık yapmasına benzemez mi? Bir arkadaşımız sohbet kutusunda Risale-i Nur’da geçen bir ifadeyi paylaştı: ‘Cenab-ı Hakka karşı havf etmek ise Onun şefkatine yol bulup rahmetine iltica etmektir.’ Hakikaten Allah’a karşı ‘havf etmek’ ne demektir, Onun özellikleri ve insanin ihtiyaçlarını dikkate alarak baktığımızda çok anlamlı, çok kuşatıcı ve çok hakikatli bir açıklama. İnsanın yaratılışına konan korku duygusu, o duyguyu verenden korkmak için değil, o duyguyu kullanarak Ona sığınmaya davet içindir. Böyle bir duygumuz olmasaydı, yaptığımız yanlışlardan dolayı yanlışımızı Yaratıcımıza itiraf etme ve bize emanet ettiği insanî özelliklerimizi ve hizmetimize verdiği kainatı yaratılış maksadına göre değerlendirmeyerek israf ettiğimiz için özür dileme ihtiyacı hissetmezdik. Demek ki, ‘Allah’tan korkmak’ bir çocuğun annesinin tokat atmasından korkması gibi bir mânâya gelmiyor, gelmemelidir. Yüzlerce ayet var, bunu destekleyen.”

“Konuyu biraz daha irdeleyelim: İnsanlar genel olarak hakimden korkarlar mı? Hayır! Mahkemeden korkarlar mı? Hayır! Peki kim, neden korkar? Suçu olanlar suçlarının açığa çıkıp ceza almalarından korkarlar. Yoksa suçu olmayan bir kimse hakimden yahut mahkemeden neden korksun? Benim bulunduğum yerde, ‘polis arabasını görünce panik yapmayın, panik yaparsanız polis şüphelenir ve sizi sorguya çeker’ denir. Neden? Eğer birisi polis arabasını görünce panikliyorsa suçludur ve polisin kendisini yakalamasından korkuyor demektir. Allah’tan korkmanın da böyle bir yanı var. Günahlarından dolayı istiğfar yolunu seçmeyen birisi günahlarının deşifre olmasından, hak ettiği cezayı almasından korkar. Kul elbette hata edebilir, yapması gerekeni yapmayacak yahut yapmaması gerekeni yapacak tercihlerde bulunabilir ama hemen farkına varıp pişmanlık duymalı, Ondan istiğfar ederek özür dilemelidir. İstiğfar etmek çok güzel bir yoldur, insan fıtratına en uygun bir çözümdür. İstiğfar, özü itibariyle Yaratıcıya imanı gerektirir. Öyle ya, Yaratıcısı olmadığını düşünen birisi kime karşı özür dileyecek? Kendinin rastlantı gelişmeleri sonucunda oluştuğunu düşünen bir insan rastlantıdan mı özür dileyecek? Yaratıcıya inanmayan bir insan en fazla polisten ve yargı organlarından, hapse atılıp cezalandırılmasından korkar. Özür dileyeceği bir kaynak da olmadığı için, eğer kimsenin bilemeyeceği bir şekilde bir suç işlemeyi özgür iradesi ile tercih etse, onu bu tercihinden kim vazgeçirebilir? Onun için Allah’a inanmayan bir toplumda kötü niyetli insanların yönetilmesi, anarşinin önüne geçilmesi için neredeyse her köşeye bir polis görevlendirmek gerekir. Allah birçok ayetin fezlekesinde kendisinin gafûr, afuvv olduğunu söyler. Onun mağfiretine ve affına sığınmak gerekiyor. Ama ne yazık ki insanları günahlarından dolayı Hıristiyanlar kilisede itiraf odalarında papazın karşısına çıkararak, modern psikoloji de terapistin karşısına çıkararak rahatlatmaya çalıştılar da bir türlü gafûr, rahîm olan Allah’a istiğfar ve itirafa davet edemediler. İslamî geleneği yanlış anlayanlar da Allah’ı korkulacak bir şey gibi göstererek başka bir açıdan çarpıtma yaptılar; Allah ile olan ibadet ilişkilerini severek kurmalarına engel oldular. Korkudan dolayı ibadet etmenin riyakarlığa kapı açtığını konuşmuştuk. Oysa çözüm Kur’an’da açıkça ifade edildiği üzere insanın günahlarıyla ilgili olarak Allah’tan bağışlanma dilemeleri ve Ona muhabbet, şükür ve dua eksenli samimi bir hayat yaşamalarıdır. Kur’an’ın bu haberi insanı kendisine emanet edilen duyguları yaratılış maksadına göre kullanacak şekilde tercihler yapmaya davet eder. Fakat her insan bu davete olumlu cevap verecek şekilde tercih yapmayabilir. Hatalı tercihler yapan insanı Yaratıcısından özür dileyip, ümitsizliğe kapılmamaya davet ederek hatalı tercihlerinden vazgeçirir.”

Ders bu minvalde, başka soru ve katkılarla derinleşerek devam etti. Ben ‘Allah korkusu’ gibi çok önemli bir kavramın doğru bir şekilde anlaşılmasıyla ilgili olarak çok istifade ettim. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın