إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجْعَىٰٓ
96.8: “Muhakkak ki her şey Rabbine döner.”
Ayet insana hitaben, bir Rabbi olduğunu ve her şeyin nihai dönüşünün O’na olduğunu haber veriyor. Okuyucu, öncelikle kendi varlığının şahitliğinde kendisini var eden, varlığını devam ettiren ve her an onu gözetip destekleyen bir Rabbi olduğunu anlayabilir. Var ediliş biçimi her an desteklendiğine şahittir. Bunu idrak edebilmek için var edildiğini, varlığının kendisine verildiğini fark etmesi şarttır. Genellikle varlığımızı ve varlığımızdaki özellikleri sanki hep böyle var olmak zorundaymış gibi zanneder, yaşar gideriz. Var olmak ne demektir? Hayatın gayesi nedir? Bu sorulara cevap bulabilmek için insanın kendinden başlayarak varlıkların nasıl var edildiğine dikkat etmesi gerekiyor. Örneğin, bu sabah uyandım. Gözlerim nasıl açıldı? Kendim mi açtım? Açılmalarına sebep olan nedir? Gözlerim nasıl oluyor da kırpılıyor? Gece ve gündüz beni varlıkta tutan ne veya kimdir? Anladığım kadarıyla Bilinçli Bir Varlık bana hayat veriyor gibi görünüyor. Bana hayat verildiğini fark ettiğimde, varlığımın anlamını aramaya başlayabilirim.
Var olmak ne anlama geliyor? Var olmak, insana hayatın verildiğinin farkında olmasına vesile oluyor. En basitten en karmaşığa, insana verilen yeteneklerin hiçbirini var eden kendisi değildir. Sadece kendisine verilmiş olan yetenekleri kullanır. Böylece hür iradesini de kullanmış olur. Hür iradesini kullanırken kendisine verilen insani nitelikleri kullandığına dikkat eden bir kişi varlığının farkına varır. Varlığının tamamıyla kendisine verildiğini idrak eder. Örneğin görme ve gördüğü tüm şeyler, duyma ve tüm gıda maddeleri, akletme ve üzerine düşünebildiği her şey bunlardan sadece birkaçıdır. Her şey insana kâinatın yaratıcısı olan Rabbi tarafından veriliyor. Bunun farkına varan biri, kendindeki her şeyin emanet olduğunu ve geri verilmesi gerektiğini de anlayabilir. Böylece kendisine verilen her şeyi aslına rücu etmeli, yani onları kendisine Veren’in bir ikramı olduğunu itiraf etmelidir. Varlıkları rastlantılar sonucu oluşmuş, gelişmiş gibi sahipsiz veya doğal göremez. Her şey kasıtlı olarak var ediliyor. Bütün varlıkların Var Edicisini, kâinatın ve dolayısıyla kendisinin Yaratıcısı olduğunu kabul etmekle onları esas Sahibine teslim etmiş olur.
Her varlık, her an Var Eden’ine geri dönüyor. Yaşanılan her an, varlığın aslına, yani geldiği kaynağa rücu ettiği andır. Bir an önce yaşandı ve geldiği kaynağa geri döndü. Kâinattaki işleyiş hiçbir anın kaybolmadığını gösteriyor. Onları yok iken var eden kim ise onların varlığı ona ait olmalıdır. Örneğin bu bahar açan bir çiçek sonraki baharda aynen yeniden var ediliyor. Tohumları onların yok olmadıklarına tanıklık yapıyor. Bu yıl yaratılıp insanlara ikram edilen buğday, gelecek yıl yine aynı Yaratıcı tarafından yaratılarak insanlara sunuluyor. Bu ay görünen dolunay, gelecek ay tekrar görülebiliyor. Bu hafta yaşanan bir gün sonraki hafta aynı adla adlandırılabiliyor. Bugün yaşanan gün, yarın benzer biçimde var ediliyor. Yaşanan her ne varsa yokluğa değil de adeta bir muhafazaya alınarak tekrar var ediliyor. Bütün bunların rastgele oluşmadığını, bilinçli bir düzenleme ile var edildiğini, onları var Edenin onları yokluğa atmadığını, tekrar yaratmakla onları muhafaza ettiğini anlıyoruz. Yani bu Yaratıcının “Hafız” (varlıkları koruyan, yokluğa bırakmayan) olduğunu ögreniyoruz. Yaratıcının bir özelliği de her şeyi koruyarak tekrar var etmesidir. O halde, her şey yeniden var edilmek üzere Yaratıcının muhafazası altına gidiyor. İnsan olarak bize verilen her ne varsa Yaratıcımıza aittir ve zamanı gelince O’na geri dönüyor. İnsaniyetimize uygun olan, bu hakikate teslim olmak ve bize verilen her şeyi bir emanet olarak görüp onları Sahibine geri vermektir. Yani, varlığı sahibine teslim etmek gibi bir görevimiz var.
Bu noktada önemli olan, emaneti Sahibine nasıl teslim edeceğimizdir. Örneğin, adresimize bir hediye paketi geliyor ve üzerinde gönderenin kim olduğu yazıyor. Paketi açıyoruz ve içindekileri almaktan memnun kalıyoruz. Göndereni tanıdığımız için ona bir teşekkür notu gönderiyoruz. Benzer şekilde, kâinat Rabbimizden gelen hediyelerle dolu. Her an, Rabbimiz kendini bize var ettiği varlıklar ve olaylarla tanıtıyor. Bu nedenle bizden beklenen, önce Gönderenini tanımak için hediyeyi incelemek ve tanıdıktan sonra da Ona teşekkür etmektir. Rabbimize teşekkür etmekle varlığımızın O’na ait olduğunu tasdik ederiz. İnsaniyetimize dahil edilmiş tüm özelliklerin O’ndan geldiğini onaylamış oluruz. Bu kadar iyilik ve ihsana karşılık insan, samimi biçimde Rabbine teşekkür edip O’na kavuşmak yani O’nu tanıyarak O’nunla Rab- abd ilişkisini kurarak O’na ibadet etmek ister. Fakat kendisine verilmiş özellikleri sahiplenirse veya tesadüfen, kendiliğinden oluştuğunu iddia ederse o zaman yaratılmış olduğunu ve Yaratıcısının varlığını inkâr etmiş olur. Böylece kendisine verilmiş olanlara adeta el koyarak gasp eder ve asıl Sahibine vermez yani O’na ait olduğunu kabul etmez.
İnsan aklıyla bu kâinatı okur ve yorumlar. Akıl, insana ancak kâinatın Yaratıcısı tarafından verilmiş olabilir. İnsan akletmek istiyor, Yaratıcı da bu isteğin yani duanın sonucunu yaratarak ona anlamayı ihsan ediyor. Bu hikmetli yaratma ancak aklı ve aklın anlayabildiği şeylerin Yaratıcısına ait olabilir, insana ait olamaz. İnsanın bu kâinat şartlarında Mutlak olan Rabbini görmesi aklen imkânsız olduğu için memnuniyet ve sevincini dua ve ibadetlerle ifade etmesi şarttır. Şükrünü sözlü ve fiili biçimlerde yerine getirir. Varlık Kaynağını yani, Rabbini tanıyıp tasdik ettiği sürece Rabbiyle ubudiyet ilişkisi kurar. Bu ubudiyet ilişkisi kişiye özeldir. Her insan, kendisini seven ve ilgilenen bir Rabbi olduğunu kendine özgü hisler ve kavrayışlarla tecrübe eder. İşte iman, bu şekilde temellendirilir. İnsan bu farkındalıkla inanç ve ibadetlerinin dayanağını inşa eder. Farkındalığın derecesi nispetinde kendisini Var Eden’e teşekkür eder. Böylelikle kendisine verilen emanetleri asıl Sahibine teslim etmiş olur.
Bu anlayışla ahiretin anlamını kavramak kolaylaşır. Her insan bu dünyaya ahirete hazırlık eğitimi görmek için gönderilir. Bu hayat, bir okulda meslek hayatına uygulamak üzere eğitim almaya benzer. Okuldayken belirli becerilere sahip olma eğitimi alınır. Mezun olduğumuzda, eğitim biter. Hiçbir şey öğrenmeden de mezun olunabilir. Diploma almadan da eğitim süresi bitmiş olabilir. İnsan, Rabbinin kim olduğunu ne kadar çok öğrenirse, insani duygularını o kadar çok geliştirir. Kim olduğunu ve bu kâinatta neden var olduğunu bildiği ölçüde Rabbini bilir. Ölüm anında ruh, kâinatla ilişki kurmak için kullandığı bedenden ayrılır. Mezun olunca okuldan ayrılan bir öğrenci gibi ruh, buradaki eğitim süreci bitince dünya hayatından ayrılır. İnsan burada öldüğü gibi, yani yaşadığı gibi dirilecek. Rabbinin kim olduğunu kendisi için ne kadar çok anlarsa, ahirette de o kadar çok O’nunla karşılaşacak. Ruhu buradaki eğitimden kazandığı beceriler ölçüsünde yeni bir yaratılışta Rabbiyle tanışacak.
Kur’an insanlara, bu dünyada Rabbinizin kim olduğunu ne kadar idrak ederseniz, ahirette de Rabbinizi o kadar idrak edeceksiniz mesajını verir. “Bu dünyada manen kör olan kimse ahirette de kördür; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır” (17:72). Öyleyse insan, Rabbinin kim olduğunu ruhuna tanıtmak için harekete geçmelidir. Tembel olmamalıdır. Varlıkların var edilişlerine dikkat etmelidir. Varlıkları anlamlandırma becerisini insana veren kim ve nedir? Bu soruya cevap verebilmek için bu hayatta yaşadıklarının farkında olmalıdır. Örneğin, insan birine yardım ettiğinde hür iradesiyle Yaratıcısının merhamet ve iyilik etme özelliğini yansıttığının farkında olmalıdır. Eğer bu benim yardımım derse, sanki o yardım duygusunu kendi yaratmış veya tesadüfen oluşmuş diye algılama tercihi yaptığı için hayatında gerçek Rabbini tanıyamaz. Birine yardım etmek bir insan için Yaratıcısının merhametli ve yardım edici olma sıfatını yansıtma fırsatıdır. İşte bu örnekte olduğu gibi makul ve mü’min insan, her şeyi O’na geri döndürür ve teslim eder. İnsan, abd olarak her şeyi Rabbine irca etmek suretiyle ubudiyet sürecini tecrübe eder. Ubudiyet sürecinde kalp, akıl ve tüm insani duygular eşliğinde eğitimden geçer. Bu eğitim sürecinin sonunda, yeni bir var ediliş biçimiyle Rabbine muhatap olma derecesi kazanır.
Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Chapter Iqra (Read) – Part 4 –07/20/16” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.


