Kur’an’ı, Yaratıcının canlı bir konuşması olarak okumak gerekir. Çünkü Kur’an, insanı Yaratanın insana yaptığı bir konuşmadır. Yaratıcı, Kur’an’ı okuyanla onu okuduğu anda konuşur. Okuduğu andaki haline bir cevap verir ve rehberlik yapar. Konuşma evrensel bir mesaj içerir. Her an bütün varlıklara varlık verilmek suretiyle yaratılışın yenilendiğini görmek mümkündür. Yaratıcı, yaratma eylemi ile sürekli biçimde konuşur. İnsan her an rehberliğe muhtaçtır. Kur’an insana bu rehberliği yapar. Kur’an, ilk muhataplarının ihtiyacı olan tarihsel bağlamı içine gömülemeyecek bir mesaj taşır. Kur’an’ı tanımına uygun olarak okuyanın kendi gerçekliğine uygun dersler çıkarması ve insani sorularına cevaplar bulması mümkündür. Kur’an’ı tarihselleştirmek, Kur’an’da konuşan Yaratıcının mutlakiyetine aykırıdır. O’nun yaratması her an sonsuz ve mükemmel olmalıdır. O halde, konuşması da her an sonsuz ve mükemmel olmalı.
Yaratıcı, bütün özellikleri ile Mutlak olmalıdır. Yani, O’nun Konuşması bir insan tarafından yapılmış gibi belli bir zaman-mekân bağlamıyla sınırlanamaz. Mutlak Yaratıcının özelliklerinden biri de sürekli konuşan yani, mütekellim olmasıdır. O, Halık yani yaratan olduğu gibi, aynı zamanda Hallak yani sürekli yaratandır. Dolayısıyla, Kur’an’ın sözleri sürekli yaratan ve sürekli konuşan Yaratıcıya ait olduğundan zaman ve mekân sınırlarını aşar. Sürekli yaratanın Sözü, sonsuz bilgiye sahip olanın sözü olmalıdır. İnsanı şu anda yenileyerek yarattığı gibi, onu sınırsız bilgisiyle de yaratıyor olmalıdır. Bu nedenle Onun Sözü, şu andaki hayat koşullarına da hitap ediyor olmalıdır. Bunun için insan, Kur’an’ın ayetlerini kendi koşullarına göre yorumlamayı öğrenmelidir. Böylece, mesajın farklı yorumları ortaya çıkar. Sonsuz bilgi ile konuşanın konuşmasının anlam katmanları da sonsuz olur. Herkes Kur’an’ın kendi şartlarına ışık saçan yönünü aramalıdır. Farklı anlayışlar ortaya çıkacaktır ve çıkmalıdır da. Çünkü insanın varlığının dayandığı hakikatlere ulaşan yollar çok yönlü ve çeşitlidir. İnsanları farklı ihtiyaçlarla donatarak yaratanın konuşmasının da farklı nitelikte anlam katmanları içeren bir rehberlik yapması beklenir.
ٱقْرَأْ وَرَبُّكَ ٱلْأَكْرَمُ
96.3: “Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.”
Varlıkları Yaratanın adıyla okuyan bir insan, her an varlıklarda yansıyan sonsuz cömertlik ve ikramın işaretlerini görebilir. İçinde bulunduğu anda hem kendisi hem de diğer varlıkların var edilişlerinin sürdürülmesi bu hakikatin en çarpıcı şahididir. İnsanın bizzat kendisi hayatında olup bitenleri, kim olduğunu ve kime ait olduğunu bilmekle mükelleftir. Eğer bir insan, kendi varlığını ve nasıl var edildiğini merak etmezse yaratılıştaki sonsuz ikram ve cömertliği de fark edemez. Mesela bu kâinat şartlarında nasıl nefes alıp verebiliyorum, neden her saniye nefes almaya muhtacım, nasıl oluyor da nefes alıp vermede hiç zorlanmıyorum, beni bu şartlarda kim var etti, hayatımı kim devam ettiriyor gibi sorulara cevaplar arayan bir insan, kendisine ne kadar çok nimet ve ikramın sunulduğunu fark edebilir. Bu hakikati, genellikle bir hastalıktan kurtulup iyileştikten sonra idrak etmek mümkündür. Sağlıklı haldeyken bir saniye önce nefes almaya muhtaç olduğumuzu ve bunun bize her an ikram edildiğini fark etmeyiz. Oysa, her saniye hayatımızda gerçekleşen bu sonsuz cömertliği ve ikramı fark etmemiz gerekir. Varlığımız ve hayatımız üzerinde daha fazla düşünerek Yaratan’ın cömertliğini ve en büyük kerem sahibi olduğunu tasdik edebiliriz.
Yaratıcının varlığını kabul etmeyen biri, nefes almak için havaya ihtiyacım var, şu an hava var ve ben de bunu ciğerlerime gönderiyorum. Hava olmasaydı ben de olmazdım diye düşünebilir. Bu düşünce ilk başta bize makul gelebilir. Fakat daha iyi düşünerek şu soruyu sormak lazım: Hava ve benim varlığım, kâinata varlık veren Bilinçli Bir Varlık tarafından var edilmeden, kendi kendine var olabilir mi? Eğer böyle bir var oluş mümkünse o zaman Yaratıcıyı kabul etmeyen anlayış da mantıklı olabilir. Ama sürekli değişen bu kâinatta kendi kendine var olmanın imkânsız olduğu açıkça görülmektedir. Her şeyin, her an, sürekli yenilenerek, varlığının devam ettirildiği bu dünyada bunu yapabilecek hiçbir varlık ve özellik yoktur. Her şeyin sonsuz bir cömertlik ve ikram Sahibi tarafından var ediliyor olması zorunludur. Çünkü maddede ne bir bilinç ne bir ilim ne bir kudret ve ne bir irade bulmak mümkün değildir. Aksini iddia edenler, yalnızca ön yargılarına bahane uydurmak için belki de maddede veya doğada var edici olma özelliği var derler fakat bir delil gösteremezler. Halbuki, kâinattaki bu sonsuz ikram ve ihsan insana Yaratıcısını tanıtıyor. Her varlık ve olay insana sonsuz sevgi ve şefkat mesajı getiriyor. Böylece insan, Yaratıcısının kendisine güven verdiğini ve koruduğunu anlayabilir.
Kur’an’da Cehennemle ilgili tehdit ayetleri, insanın Yaratıcısının merhamet ve cömertliğinden mahrum kalmaması için birer uyarı mahiyetindedirler. Yaratıcı cezalandırmak istemez fakat zarar görmemesi için insanı uyarır. Bu uyarılarda Yaratıcının şefkati tezahür eder. Yaratıcının şefkati, yarattıklarında tezahür eder. Örneğin, dünyaya yeni gönderilmiş bir bebeğe anne ve babası çok yakın ilgi ve şefkatle yaklaşır. Onun her ihtiyacını karşılamak için seferber olurlar. Anne ve babaya bu sevgi ve şefkati ikram eden, sonsuz merhamet sahibi olan Yaratıcı, onlara bebeği her türlü tehlikeye karşı korumaları için gerekli duygularla donatandır. İşte bu Yaratıcının konuşması, insanı da benzer tehlikelere karşı uyararak korur. Cehennemi hatırlatan ayetler bu niteliktedir. Anne ve babasının şefkati, desteğiyle belli bir yaşa ve olgunluğa gelen birinin ben kendi kendime büyüdüm demesi ne kadar anlamsızsa, varlıkların kendi kendine var olduğunu sanmak da o kadar anlamsızdır.
Hiçbir varlık ve olay tesadüfen veya kendi kendine var olacak özelliğe sahip değildir. Kâinatın kendi kendine oluştuğunu sanmak insanı dehşete düşürür. Eğer her şey rastlantı eseri ve anlamsızsa insanın duyguları da anlamsızdır ve onu korkunç bir son bekliyor demektir. Bundan dolayı, kendini güvende hissedemez. Yani Yaratıcı, Gözetici ve Koruyucu bir varlığın olmaması insanın başı boş olması demektir. Fakat insanın gerçekliği böyle bir ihtimali ortadan kaldırır. İnsan ve diğer tüm varlıklar her an var edilmekte ve gözetilip kollanmakta olduğunu, akılsız maddeden oluşan bu dünyada her şeyin çok anlamlı amaçları gerçekleştirecek şekilde yaratıldıklarını gözlemleyerek anlar. Aksi halde, hiçbir varlık bir an bile var olamaz. İnsan, ebedi mutluluk ve güveni isteyecek şekilde yaratılmıştır. Onu böyle yaratan Yaratıcı, her şeyi biliyor ve her ihtiyacı karşılıyor demektir. Bunun farkına vararak Yaratıcıya teslim olan bir insanı ölüm dahil hiçbir şey korkutamaz ve ümitsizliğe düşüremez. Çünkü her özelliği mutlak olan Yaratıcı varsa, her şey var demektir.

ٱلَّذِى عَلَّمَ بِٱلْقَلَمِ
96.4: “O, kalemle öğretendir.”
Kalem, bir yazı aracı olarak yazarın düşüncelerini harf denen sembollerle ifade etmesine yarar. Okuyucu ile yazar arasında iletişim görevi yapar. Yazarın fikirlerini okuyuculara ulaştırır. Yazar ve okuyucunun bildiği harflerle iletişim sağlanır. Aksi halde, okuyucu yazarın bilgisine ulaşamaz. Yazar, özelliklerini kalemle satırlara yansıtarak bilgisini okuyucuya iletir. Bu anlayışla ayette geçen kalem, Yaratıcının yaratma kudretini ifade eder. Kâinat bir kitap gibi okunursa her varlık o kitabın harfleri gibidir. Sonsuz kudret ve ikram sahibi olan Yaratıcı, kendi özelliklerini varlıklarda yansıtır. Kalemle öğretmesi, bu bakımdan varlıkları adeta birer harf gibi kullanarak kendini tanıtması anlamına gelir. Kalem, Yaratıcının insan için kâinatı adeta bir kitap gibi yazarak yaratmasını temsil eder. Yazarı göremiyoruz ama kalemden çıkanları yani yarattıklarını görebiliyoruz. İlk inen ayetlerde kalem metaforu bu anlamda kullanılır. Bu ve benzeri metafor ve benzetmeler muhatabı varlıkları anlamlandırmaya davet eder, çünkü onların hepsi bilinçli bir Yaratıcının ilim ve kudretinin eseridirler.
Yaratıcının, kâinat kitabını yazarak kendisini insana tanıttığını anlamak ve varlıkları bu şekilde okuyabilmek için Yaratıcının sonsuz ilmiyle yaptığı konuşmayı anlama eğitiminden geçmesi gerekir. Böylece insan, bütün kâinatı bilinçli bir Varlık tarafından yazılmış bir kitap gibi okuyabilir. Varlıklarda tezahür eden özellikler, manalar taşıyarak insana Yaratıcısını tanıtır. Bu yaklaşım, bütün insanları varlık ve yaratılış üzerinde tefekkür etmeye çağırır. Fakat insanlar genellikle düşünmez. Belki beklenmedik bir olay olduğunda biraz rahatsız olurlar. Bu rahatsızlığın kaynağı nedir? Bu hastalık nereden geldi? Sorularıyla ne yaşadığının anlamını anlama imkânına sahip kılınmıştır. Veya yakın bir dostunun ölümüyle sarsılabilir. Eğer her şey yolundaysa, her gün nasıl sağlıklı olduğunu pek düşünmez. İnsanı sarsan her olay, bu kâinatta gözlemlediği her şey ve yaşadığı her an ikram edilen sonsuz nimetlerin farkına varması için bir uyarıdan başka bir şey değildir. Sarsılmış olsa da olmasa da Yaratıcı kâinat kitabını her an yazarak insana daima bir şeyler öğretiyor. İnsana yakışan, kâinatı bir kitap gibi okumak ve varlıklardaki mesajları anlamaya çalışmaktır.
عَلَّمَ ٱلْإِنسَـٰنَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
96.5: “İnsana, bilmediklerini öğretir.”
İnsan, en başta varlığının gayesini bilmeye ihtiyaç duyar. Bütün bu varlıklar ve daha da önemlisi kendi varlığı nasıl var oluyor, niçin yaşıyor ve nereye gidiyor sorularına cevap bulmak ister. Değişik yeteneklerle donatılmış bir beden ve ebediyeti isteyen ruhuyla var edilmenin anlamını bilmek ister. Neden var olduğunu bilmeye muhtaçtır. Vahiy, bu noktada insanın sorularına cevap verme iddiasındadır. Yaratıcının yaratma kudretini temsil eden kalem, insana bilmediğini öğretme görevindedir. Varlıkların ne anlama geldiğini insana öğretir. İnsan, farklı varlık türlerini ayırt edebilir. Yaratılıştaki mükemmelliği gözlemleyebilir. Fakat, bütün bu anlamlı yaratılış eylemlerinin neye işaret ettiğini anlayabilmek için bir rehberliğe ihtiyacı vardır. İşte vahiy insana bu rehberliği yapar.
Yaratıcının yaratma kudretini temsil eden kalem, insana varlıkların ve olayların ne manaya geldiğini öğretir. Kalemle öğretmek, yaratma fiilleriyle gerçekleşir. Bu öğretim türlerinde biri de insanın anlayacağı bir dil ve yazıyla gerçekleşir. Yaratıcının bir tür konuşması olan vahiy insana kâinatın manasını ve varlık kaynağını tanıtır. İnsanın böyle bir konuşmaya ve kitaba ihtiyacı vardır. Örneğin, insanın harika özelliklerle donatılmış bir bedeni var ama bu bedenin nasıl var edildiğini bilmek ister. Farklı varlık türleri var ama bunların ne manaya geldiğini anlamak ister. Vahiy insana, bütün kâinatı ve varlıkları var eden mutlak bir Yaratıcının var olduğunu, her şeyi yaratarak bunlarda yansıyan özelliklerle kendisini tanıttığını haber verir.
İnsan, bilmediği şeyleri öğrenmek için kâinatı incelemeli ve okumaya çalışmalıdır. Fakat, sadece kâinatı inceleyerek her şeyi öğrenemez. Çünkü insanın bilincinin sorduğu sorulara bu dünya cevap vermekte yetersiz kalır. Bu alem nasıl oldu da var oldu? Niçin var oldu? Bu varlıklar insanın sonsuz mutluluk beklentisine karşılık verecek bir özelliğe sahip değil, öyleyse bu duygular nereden geldi, niçin vardırlar? Bütün bu soruların cevabına insanın ihtiyacı vardır, değilse insan anlamsızlık içinde kıvranır ve hayatı zehir olur. Yaratıcı, görevlendirdiği elçileriyle insanlara bu soruların cevaplarını ulaştırır. Bu elçiler de birer insan olmalıdır ki, diğer insanlara örnek olabilsinler. Bu elçilerle gönderilen mesaja “Vahiy” denir. Kur’an ve diğer Kutsal kitaplar, insanın mana ihtiyacına cevap vermek üzere insanın anlayacağı dilde yazılmış cevapları içerir.
Kâinat fiilen yazılarak yapılan bir konuşmadır. Kur’an ise sözlü ve yazılı bir konuşma türüdür. Her iki mesaj türünü de okuyarak Yaratıcıyı tanımak gerekir. Bu mesajlara hem insaniyetimizdeki özellikler hem de bir insan örneği olarak Hz. Peygamber’in (SAV) uygulamaları eşlik etmelidir ki, kâinatı ve Kur’an’ı anlama eğitimi amacına ulaşabilsin. Bu eğitimden geçerek Yaratıcının hangi özelliklere sahip olduğunu idrak edebilmek mümkündür. Böyle bir eğitim olmadan hayatın ve var olmanın ne anlama geldiği anlaşılamaz. İnsan, bu eğitimle kazandığı farkındalık sayesinde Yaratıcıya güvenir, hayattan lezzet alır, her tür korku ve endişeden uzak kalır. Zaten insanın özünde ebediyen var olmak, nihayetsiz mutluluk ve huzura kavuşma isteği hep vardır. Bunu karşılamanın yegâne yolu ise Ebedi olan Yaratıcıyı tanımak ve O’na teslim olmaktır. Aksi halde her an yok oluş ve fenaya gidişin dehşetini daima hissetmek zorunda kalır. Herkes ölecek ve kimse ölümden kurtulamayacak. Kimse yakınlarına olan sevgisini kaybetmek istemez. Fakat herkesin ölüp toprağa karışacak olması bu sevgiyi de bitirecek. Bu kâinatın gerçeği böyledir. Görünüşte, insani duygularımızla çelişen bu anlamsızlıktan kurtulabilmek için bizleri bu ihtiyaçla Yaratanın Ebedi Varlığını tanımamız şarttır.
Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Chapter Iqra (Read) – Part 2 –07/06/16” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.



