“Niçin” kelimesini niçin çok kullanıyoruz günlük hayatta? Çünkü karşılaştığımız olayların sebebini öğrenmek istiyoruz. Söz gelimi, “Arkadaşım bana bugün niçin yan baktı, babam bugün eve niçin geç geldi, öğretmen hafta sonu niçin çok ödev verdi” diye sorduğumuzda arkasındaki amacı bilmek ve bize bakan yönü varsa, tedbirini almak istiyoruz.
“Niçin” soruları günlük hayattaki olaylarla sınırlı değil elbette. Fikri, felsefî, dinî alanda da pek çok soru var “niçin” ile başlayan. Niçin dünyada birçok dil var, niçin bazı insanların teni beyazken bazılarının siyah? Niçin dünya vega burcuna doğru hareket ediyor? Niçin dünyamız elips şeklinde? Niçin insanlar bu dünyaya geliyor yahut gönderiliyor…?
Kitaplar var başlığında “niçin” olan. “Niçin Öldüler? Niçin Geç Geldiler? Niçin Yalnız Kaldılar? gibi. Belki de bütün kitaplar, bütün makaleler açık veya üstü örtülü “niçin” kelimeleriyle dolu. Niçinsiz hayat düşünmek sanki imkansız. Niçin veya niçinler olmasa ne yapardık? Hayatı nasıl sorgulardık, doğru ve yanlışları nasıl ayırt edebilirdik? Sevdiğimizin bizi sevdiğini veya biz sevdiklerimizi niçin sevdiğimizi nasıl gerekçelendirirdik?
Niçin kelimesi “ne” ve “için” kelimelerinin birleşimi. Bir soru edatı. Niyet ve amacı sorgulamaya dönük bir soru sözcüğü. Bir de yakın bir akrabası var, kimilerinin kendisi ile özdeş gördüğü: “neden” sözcüğü. İfade edildiğine göre “niçin” daha çok geleceğe ve amaca, “neden” biraz geçmişe ve şimdiye yönelik olarak kullanılıyor, bazen de birbiri yerinde.
Hayatın bu kadar içinde olan “niçin”in metin okumalarında da özel önemi var. “Yazar burada niçin şu kelimeyi kullandı, niçin yazar burada konuyu uzattı veya niçin yazar şu tercihte bulundu” gibi… Esasında bir kitap, bir metin, bir söz “niçin”i, “niçinler”i cevaplamak üzere kaleme alınmıyor mu? Hele bu söz Yaratıcının mesajı olan bir söz ise “niçin” sorusu ne kadar da önemlidir, mesajı gerekçesiyle anlamak için?
Sözü uzatmadan paylaşayım, “niçin” sözcüğü ile ilgili bu birkaç çağrışım niçin geçti aklımdan? Geçenlerde dinlediğim bir Ha-mim dersinde bu sözcüğün altının çizilmesi dolayısıyla. Benim, şartlarım dolayısıyla kısmen canlı kısmen daha sonra kayıtlardan dinlediğim Ha-mim’in “Kur’an Çalışmaları” dersinde bir müzakereci konuşmasında, Kur’an okumalarında önemli bir usulî prensip olarak bu sözcüğün önemine değindi. Tûr suresindeki şu ayet çalışılıyordu:
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ
Yani, “Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tesbih et” (52: 48)
Görüldüğü gibi ayet emir kipiyle “Rabbin hükmüne sabretmek” gerektiğini söylüyor ve “gözlerimizin önündesin” diyerek mecazi bir ifade ile ilahî gözetleme hakikatini dile getiriyor, sonra da yine emir kipiyle “kalktığın zaman Rabbini tesbih et” diyerek “tesbih” kavramına dikkat çekiyor. Bir müzakereci önündeki meallerden birisinin “Ey Muhammed! Rabbinin hükmüne sabret” şeklindeki çevirisini okuyunca şöyle dedi: “Bu meali hazırlayan nereden çıkarıyor ‘Ey Muhammed’ hitabını? Böyle bir tasarruf metnin anlamını daraltmak demektir. Kur’an, tarifi gereği, Yaratıcının herkese konuşması ise bunu peygambere hitap ile sınırlandırmak Kur’an’ın tarifine ve maksadına aykırı olur. Hatta ayet -doğrudan Peygamber’e has özel hükümler (mahsûsât-i nebî) hariç- ‘Ey peygamber!’ diye başlasa bile herkes bunu doğrudan kendisi ile ilişkilendirmek zorundadır. Doğrudan Peygamber’e has özel hükümler (mahsûsât-i nebî) diye anılan ayetlerin dahi şu anda Kur’an’da bulunuşu ve benim o ayetleri şu anda okuyor olmam yine beni ilgilendirmelidir. Eğer Kuran’da beni ilgilendirmeyen bir ayet var olsaydı, o takdirde Kur’an bütün zaman ve mekanların ve bütün insanların Yaratıcısının konuşması özelliğini kaybederdi. Sanki Kur’an beni ilgilendirmeyen bir bilgiyi bana aktarmakla israf konuşma yapan birisinin konuşması olurdu. Diğer taraftan ‘Sen gözlerimizin önündesin’ ayetini salt Peygamber’le sınırlandırdığımızda pratik hayatımız açısından Kur’an’ın verdiği çok önemli bir dersten mahrum kalmış oluruz: Her zaman, her işimizi Onun bizi gözetlediği gerçeğinden! Zira ayet her an Rabbimizin bizi gözetlediğini ifade ediyor. Demek ki her an gözetleniyoruz, her yerde gözetleniyoruz, her işimizde gözetleniyoruz… Yanlış anlamamak gerekir. Her zaman gözlemleniyoruz psikolojisi altında sanki bir polis rolünde “Allah” anlayışına izin vermez bu ayet; gözeten, koruyan, muhafaza eden, her an yardım istendiği zaman yardıma hazır bir Allah anlayışına bizi davet eder.”
Aynı müzakereci şöyle devam etti: ‘İnsan, efendim, benim ne kıymetim var ki, Allah beni gözetliyor, ben Allah’ın gözleri önündeyim’ dememelidir. Zira Allah alemlerin Rabbi olduğu gibi, fert planında herkesin de her anki yenilenen yaratılışını gerçekleştiren O’dur. Kainatın yaratılışındaki bu özelliğe dikkat ettiğimizde her bir var edilen şeyin O, tek tek Rabbidir; yani yaratanı, ihtiyaçlarını karşılayanı, varlığını devam ettireni. Kaldı ki Onun, -kainatın şahitlik ettiği üzere- mutlak yani sonsuz olması gerektiğini anladığımızda diğer sıfatları gibi basar sıfatının da sonsuz, her şeyi kuşatan, her şeyi içine alan oluğunu anlarız. Bu bağlamda, ‘Gözlerimizin önündesin’ ifadesi uluhiyete bakan yönüyle Onun başar sıfatının sonsuzluğunu ifade ederken, insanlara bakan yönüyle insanların her çeşit tutum ve davranışlarını bu bilinç içinde yerine getirmeleri vurgusu taşımaktadır…”
“Başka bazı ayetlerde her ne kadar literal olarak ‘Gözlerimizin önünde’ anlamında olsa da deyim olarak ‘gözetimimiz altında’ demek olan kayıtlar geçiyor. Mesela Hz. Nuh’tan bahseden bir ayette şöyle buyruluyor:
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Yani ‘Gözetimimiz altında ve vahyimiz ile öğrettiğimiz şekilde göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.’ (11: 37) Kur’an’ı lafzî okumaya tabi tutanlar, ‘Efendim ayet burada Nuh peygamberden bahsediyor’ diyerek ayetin mesajını daraltabilir, herkesin bu ayetin mesajından yararlanmasını engelleyebilirler. Peki gerçekten ayet Nuh’dan (asm) bahsetmiyor mu? Evet, bahsediyor, ayetin kapsamında Nuh (asm) da var, doğru. Doğru ama ayet bunu bana niçin söylüyor? Her vesile ile ilgili olarak sorulması gereken soru budur! Kur’an insanı ve kainatı yaratan Rabbin insanları eğitmek üzere yaptığı bir konuşma ise, Onun kimden bahsederse bahsetsin, muhatabı bütün insanlardır. ‘Efendim, Hz. Nuh Allah’ın emriyle gemi yapmaya başladı, ayet onun bu kıssasını anlatıyor’ demek yanlış olmamakla beraber Kur’an’ın maksadına ve Kur’an ile konuşan kainatın Rabbinin sonsuz ilim ve hikmet sahibi olma özelliğine aykırıdır. ‘Ben Nuh’u görmedim, etmedim, bana ne onun gemi yapmasından’ derim, eğer beni ilgilendirmeyecek şekilde bir Kur’an okuması yapmıyorsam. Ha-mim derslerinde belki yüzlerce kere söylendiği ve bütün Kur’an alimlerinin sürekli tekrarladığı üzere Kur’an bir tarih kitabı gibi okunamaz, Kur’an kıssaları da tarihî olayların naklinden ibaretmiş gibi anlaşılamaz. Her ayet, her kıssa hatta bir kıssadaki her figür veya motif bana, bize, benim veya bizim insanlığımızı ilgilendiren her türlü yönlerimize işaret ediyor. Bu noktayı kaçırmamak için ayetleri okuduğumuzda soracağımız temel soru budur: Kur’an bunu bana niçin söylüyor? Aslında çok basit bir soru. Ama hem Kur’an’ı maksadına göre okuma imkanı veren bir soru hem de Kur’an’dan doğrudan hayatımıza bakan yönü ile ders almamızı sağlayan bir soru!”
“O halde mesela Hz. Adem’in yaratılışından bahsediliyorsa, ‘Kur’an bunu bana bunu anlatarak niçin konuşuyor?’ ve ‘Bana ne mesajı vermek istiyor?’ demek gerekiyor. Yine mesela Yahudilerin azgınlıklarından, kendilerine gönderilen vahyi maksadı dışında okuyarak tahrif etmelerinden bahsediliyorsa, ‘Kur’an bunu bana niçin söylüyor?’ diye kendimize sormak gerekiyor. Keza başka bir örnek olarak Salih peygamber’in devesinden, Hz. Yunus’un balık tarafından yutulmasından, Tebuk seferine katılmayan üç sahabenin durumundan bahsediliyorsa, ‘Kur’an bunu bana niçin söylüyor’ diye aynı soruyu tekrarlamak şart görünüyor. Acaba, mesela Tebük seferine katılmayanlarla ilgili olarak ‘üç sayısı’ndan bahsederken, ‘herkes hakkında kesin bilgi olmadan spekülatif tahminlerde bulunmayınız’ mı diyor? Bu üç kişinin kalbinde olanları bilen Allah ‘Ben sonsuz ilmimle biliyorum ve onun için size kesin konuşuyorum, siz ise bir insanın kalbinde olanı bilemeyeceğiniz için kesin bilgiye ulaşmanızın mümkün olmadığı bu gibi konularda tahminlere dayanarak hüküm vermeyin mi diyor? Her ne ise… İşte ‘Şimdi Kur’an bunu bana niçin söylüyor’ sorusunu sorarak ayetlere baktığımızda, Kur’an’ı tarifine ve maksadına uygun şekilde okumuş oluyoruz. Bu durumda, söz gelimi, Salih Peygamber’in devesi hayatımızdaki ‘imtihan vesile”sini yahut vesilelerini, Hz. Yunus’un balık tarafından yutulması nefsimizin hegemonyasını, Tebük seferine katılmayan sahabilerin durumundan cihada katılmayı ihmal etmenin sonuçlarını, yanlış bir tercih yaptığımız zaman dürüstçe hatamızı kabul edip, af dilememizi… hatırlatmış oluyor…”
Ders, Tûr süresindeki söz konusu ayetin tefsiri, arkasından ana konu olan ibadetin mahiyetine dair müzakerelerle devam etti. Ben kendi adıma “Kuran okurken, Allah bunu bana niçin söylüyor” sorusunu sormanın önemine dair yapılan vurgudan çok istifade ettim. Allah razı olsun.


