Ha-mim’in İngilizce versiyonu olan Islam from within sitesinde Kur’an çalışmalarıyla ilgili olarak orijinal tefekkürlerin paylaşıldığı çok sayıda video kaydı var. Bunlardan birisi Furkan suresinin 71 ve 72. ayetlerinin yorumlandığı 47. ders. Video kaydından anlaşıldığı kadarıyla 05. 05. 2025 tarihinde gerçekleşen dersin ilk üçte birinde söz konusu surenin 71. ayeti vesilesiyle tövbe konusunda istifadeli açıklamalar paylaşılıyor. Ben dersin orijinalini ilgili kayda havale ederek gündeme getirilen hususların bazılarına işaret etmek istiyorum.
Kur’an’ın 25. suresini teşkil eden bu surenin 68. ve 69. ayetlerinde “Allah ile beraber başka ilâha kulluk etmeyen, haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan, zina etmeyen insanların durumuna değinildikten sonra, bunların zıddını yapan insanların ağır azaba uğrayacakları, kıyamet günü azaplarının kat kar artırılacağı ve horlanmış olarak orada ebedi kalacakları ifade olunuyor. Ardından 70. ayette, “Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” deniliyor. Derste bu ayetlerin yorumu çerçevesinde önceki hafta konuşulanlara atıf yapıldıktan sonra 71. ayete geçiliyor:
وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا
Yani, “Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, gerçekten tövbe etmiş bir kişi olarak döner” (25: 71). Bu ayet şu şekilde de tercüme edilebilir: “Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.” Ardından takdimci şu açıklamayı yapıyor: “Bu ayette şu üç sorunun cevabını netleştirmeye çalışmak gerekiyor: a) Tövbe nedir, günah tekrarlanırsa tövbe bozulmuş mu olur, b) Burada salih amelin zikredilmesinin sebebi nedir, salih amel ile tövbe arasında ilişki var mıdır, c) Tövbe eden kimsenin ‘Allah’a tövbesi kabul edilmiş olarak dönmesi’ ne demektir?”
Sonra şöyle devam ediyor takdimci: “Önce şunu hatırlamak gerekir ki, her amel gibi tövbenin de samimi olması şarttır. Çünkü tövbe kişinin işlediği hatadan dönerek içtenlikle Allah’tan bağışlanma dilemesidir. Bu da tövbeyi kulun ‘özür dilerim, beni bağışla’ şeklinde lafızla sınırlandırmayıp yaptığı yanlışın farkında olarak bundan vazgeçmesi ve bağışlanma talebinde bulunması anlamına taşıyor. Daha açık ifadeyle tövbe yaptığımız hatanın ne olduğunu, ne demeye geldiğini zihnimizle ve kalbimizle bilmemiz ve bunu terk etmemiz demektir. Tövbe dendiği zaman geleneksel olarak ‘günaha bir daha dönmemek üzere bundan uzak kalmak ve af dilemek’ olduğu anlaşılır. Yani tövbe bir kişinin yanlışını itiraf etmesidir. Peki tekrarlanırsa ne olur? Tekrarlanırsa yaptığımız tövbe, tövbe olmaktan çıkar mı? Bunu iyi anlamamız lazım.”
“Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kur’an, ‘Eğer günahı tekrarlarsanız, yaptığınız tövbe boşa gider’ şeklinde hiçbir açıklamaya yer vermez. Kur’an’ın kullandığı dilden anlaşıldığına göre tövbe ettiğimizde mutlaka bundan faydalanırız. Bir kimse günah işlerse, sonra aynı günahı tekrarlarsa bile önceki tövbesi ve istiğfarı geçersiz olmaz. Kur’an’ın bu bağlamda kullandığı dil çok pozitif bir dildir. Tövbeden sonra işlenen günah ayrı bir günahtır. Yapılan bir hatanın itirafının bir insan için fazilet olduğunu tecrübelerimizle biliyoruz ve böylesi insanları takdir ediyoruz. Hem hata işleyip ve hem de itiraf etmeyen kişinin halini sevmeyiz. Demek ki aralarında çok fark var. Söz konusu ayette şart cümlesi olarak gelen ‘men tâbe’ yani ‘kim tövbe etti ise’ ifadesi geçmiş zaman kipiyle, cevap cümlesinde gelen ‘yetûbu’ ifadesi ise geniş zaman kipiyledir. Geniş zaman kipi geçmişi içine aldığı gibi mevcut zamanı ve geleceği de içine alır. Diğer bir ifadeyle bu kip (muzari sigası) devamlılık ifade eden bir kiptir. Yani tövbe eden bir kimse için Allah’ın onu bağışlaması ‘süreklilik’ içinde söz konusu olur. Kur’an’ın bu kullanımı ümit verici bir kullanımdır. Çünkü günah psikolojisi bazen insanları karamsarlığa sürükleyebilir. Özellikle tövbe ettiği halde alışkanlık, zayıflık gibi insanı günaha sevk eden faktörlerin çokluğu sebebiyle aynı veya benzer günahları işleyen kimseler ümitsizliğe düşebilirler. Oysa Kur’an kullandığı bu dil ile müminlere ümit ışığı sunuyor. Bunun farkında olmak lazım.”
“Kelime anlamı bakımından tövbe ‘dönmek’, istiğfar ise ‘bağışlanma isteğinde bulunmak’ demektir. Bir günahtan sonra tövbe eden bir kimse, elbette daha dikkatli olmaya çalışmalı, tövbe ve istiğfarına bağlı kalmaya gayret etmelidir. Ancak şu da bir gerçektir ki, insanın hata yapma ihtimali her an vardır; her tercihimiz doğru ile yanlış, daha iyi ile daha kötü arasında gerçekleşir. Dolayısıyla tövbe ettiği halde bir kimsenin tekrar aynı günahı işlemesi samimiyetsizliğinden değildir. Samimiyet dediğimiz husus, belirtmek gerekir ki, sadece dile yansıyan ifade değil insanın derûnî dünyasında gerçekleşen içtenliktir.”
“Şimdi ayetteki bir başka inceliğe dikkate edelim. Ayette ‘bir kimse tövbe ederse… Allah’a kesin bir dönüş gerçekleştirerek dönmüş olur’ deniliyor. Meallerde buna ‘Allah’a tövbesi kabul edilmiş olarak döner’ diye anlam veriliyor. Kulun Allah’a tövbe etmesi de, Allah’ın Onu bağışlaması da ‘dönmek’ anlamına gelen aynı fiil ile ifade ediliyor. Allah’ın ‘tevvâb’ olması bu demektir. Çünkü tövbe temel özelliği bakımından ‘dönmek’tir. Hangi şeyden dönmektir? Yaratıcıyı tanımamaktan, Onun varlık kaynağımız olduğunu unutarak yaşamaktan, Onun bize tavsiye ettiklerini dikkate almamaktan, yaratılış görevimizi ihmal etmekten dönmektir. Günah, ‘Yaratıcımızın bizi yaratma maksadına aykırı hareket etmek’, tövbe ise ‘bundan dönmek’ demektir. Zira insan olarak asıl vazifemiz bizi Yaratan, ihtiyaçlarımızı karşılayan, bizi var etmeye devam eden Yaratıcımızı tanımak ve Ona ubudiyette bulunmaktır. Günah bizim bu görevimizdeki gaflet ya da ihmalin bir eseridir. Tövbe ise tüm bu zaaflardan vazgeçmek, -deyim yerindeyse- kendimize gelmek, kendimizi bilmektir. Bu bağlamda tövbe kelimenin tam anlamıyla farkındalıktır. Kul tövbe ile bu farkındalığını ortaya koyduğunda, Yaratıcısını da daima affedici ve mağfiret edici olarak bulacaktır. Ayet bunu müjdeliyor.”
“Burada bir noktaya daha işaret etmek gerekir: Tövbe ile ‘hesaba çekilmek ve cezalandırmak korkusu’ arasındaki ilişki. İşlenen hatalardan dolayı hesaba çekilme ve bunun karşılığında cezaya çarptırılma korkusu ayrıdır, tövbe ve istiğfarda bulunma ayrıdır. Mümin yaratılış amacına uygun düşmediği, insaniyeti ile bağdaşmadığı, Yaratıcısının kendisine yaptığı tekliflere uygun davranmadığı için günahlarından döner, tövbe ve istiğfarda bulunur. Tıpkı bir öğrencinin hocasının bütün gayretlerine ve öğretim kurallarına göre davranmasının yanı sıra öğrencinin kendi iyiliği için verdiği bir görevi aksattığında bundan üzüntü duyup hemen yanlışından dönerek tekrar görevini yapmaya odaklanması gibi. ‘Aman öğretmen beni cezalandırır’ korkusu insan gerçeğine uygun olmakla beraber, onun bu yanlışından dönmesinin asıl sebebi olmamalıdır. Dolayısıyla bu bağlamda, müminin cezalandırılırım korkusuyla tövbe ve istiğfarda bulunmasının ne kadar doğru bir tutum olduğunu iyi analiz etmek lazım. Günahtan sonra mümin şöyle düşünür ya da düşünmelidir: ‘Yaptığım şey yanlıştı. Bunu yapmamalıydım. Ey Yaratıcım! Senin benim varlık maksadıma uygun bir hayat yaşamam için yapmış olduğun tekliflere -istemeyerek de olsa- karşı geldim. Yanlışımın farkına varıyor, bundan vazgeçiyor, Senden bağışlanma diliyorum.’ Cezalandırma meselesine gelince, tekrarlayalım ki, bu iyi yorumlanmamış kültürel bir açıklamaya dayanır. Bunu söylerken hesaba çekilme, doğru davranışların mükafatlandırılması veya yanlışların cezalandırılmasını bir tarafa koyuyor değiliz; zira bu, insan gerçeğiyle örtüşür. Hayatımız bunun örnekleriyle doludur. Elbette muhasebeye çekilme ve bunun karşılığında cezaya maruz kalma yahut ödüllendirilme vardır. Fakat bu husus tövbe konusundan ayrı bir konudur. Tövbe ‘hatanın hata olduğunu kabul etmektir, tövbe ‘yanlışı itiraf’tır, tövbe ‘farkındalıkla yanlıştan dönmek’tir.”
“Ayrıca şu gerçeği de unutmamalıyız: Kur’anî bir terim olarak ‘tövbe’ bir yanlış davranışın yanlışlığını anlayıp, itiraf edip, pişmanlıkla Allah’a yönelme çabasını ifade eder. Kelime anlamı itibariyle ‘tövbe,’ tüm insanların kendi iç dünyalarında yaptıkları bir tercihin yanlışlığını hissedip pişmanlık duyup vaz geçme çabası ise, bu, bir insanın iradesini böylesi bir hissi itirafa dönüştürmek veya dönüştürmemek konusunda yapmış olduğu seçime dayanır. Her ne kadar insan vicdanında farkında olsa bile, vicdanını susturma veya dikkate almama seçeneğini seçebilir ve dolayısıyla itirafa ve vazgeçme aşamasına geçmeyebilir. Bu ise, insanın inatçılık diye bilinen özelliğini yanlış yönde kullanmasının sonucudur. Kur’an böylesi bir durumda okuyucusuna doğru olan seçeneği önerir ve ‘tövbe etmeniz yani yanlışlarınızdan dönmeniz gerekir ve bu dönme yalnızca Yaratıcınıza yönelmeniz için olmalıdır’, diyerek doğru olan alternatife yönlendirir. Konumuz olan ayette tövbenin bu özelliği ‘o, gerçekten tövbe etmiş bir kişi olarak Allah’a döner’ şeklinde ifade edilmiştir.”
“Kur’an’ın sıklıkla okuyucusunu davet ettiği ve kesinlikle ümitsizliğe düşmeden başvurması gereken bir alternatif olarak sunduğu aşama ise ‘istiğfar’dır. ‘İstiğfar’ın anlamı ‘affedilme isteğinde bulunmak’tır. Affedecek olan ise bu yetkiye sahip olan bir konumda olmalıdır. Kur’an’ın amacı insanı Yaratıcısını tanımaya davet etmek ve Onu tanımanın yollarını, delillerini bildirmek olduğundan, bu ilahî mesaj affetme yetkisinin ancak insanı yaratan olabileceğini de Allah’a yönelmiş bir ‘tövbe’ ve ‘istiğfar’a davet etmekle öğretir. Yaratılış amacına aykırı davranışta bulunan bir kişi ise, ancak Yaratıcısını tanımayı seçmemiş bir insan olabilir. Yani, Allah’a inanmayan bir kişi yaptığı hatadan dolayı vicdanen ıstırap duysa, bir daha yapmamaya karar verse bile, bu durum ne Allah’a yönelme ve ne de Yaratıcısından özür dileyerek affedilme tercihine dönüşemez. Dolayısıyla böylesi bir pişmanlık duygusu insanın yaratılış maksadı açısından insana bir fayda sağlamaz. Kuran’ın tövbeye ve istiğfara davetinin maksadı Yaratıcıya inanmaya insanı davet etmektir.”
“Tövbe ile istiğfar arasındaki farklılık bize şu aşamalardan geçen bir insan psikolojisi analizi sunar: İnsan önce kendisini tanımlamalıdır. Ben kimim, sorusunun cevabını aramalıdır. Tercih ettiği cevaba göre kişi, insanî duygularının varlık kaynağını tanır. İşlenilmiş bir hatadan dolayı pişmanlık duymak tüm insanlığın ortak duygusudur. Bu aşamada Yaratıcıya inanan ile inanmayan arasında bir fark yoktur. Yaratıcısının ancak evrenin tümünü yaratan olabileceği alternatifini seçip hayatını bu temel üzerine oturtan bir kişi, işlemiş olduğu bir hatadan dolayı hissettiği pişmanlık duygusunu, yaratılış maksadına uymadığı için, Yaratıcısına karşı bir mahcubiyet, utanma ve pişmanlık olarak görür. Bu duygusunu böylece Allah’a yöneltir. Kur’an’ın ‘o tövbe etmiş bir kişi olarak Allah’a döner’ ifadesi inanan bir kişi için geçerlidir. Bu aşamadan sonra Kur’an’ın ‘istiğfar’ kavramı gündeme geldiğini söylemiştik. Sanki Kur’an der ki, ‘Eğer yanlışından dolayı Allah’a yönelmiş isen, sen Allah’ı tüm hataları -ki dinî bir terim olarak buna ‘günah’ denir- affeden olarak bulacaksın’ der.
قُلْ يَـٰعِبَادِىَ ٱلَّذِينَ أَسْرَفُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا۟ مِن رَّحْمَةِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
‘De ki: ‘Allah şöyle buyurdu: Ey kendi yaratılış gerçekleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok affedicidir; merhamet sahibidir’ (39: 53). Böylece Kur’an insanı af dileme talebinde bulunarak Yaratıcısına müracaata davet eder. Böylesi bir daveti ancak Allah’a inanan kişi olumlu karşılar. Demek ki, Kur’an’ın maksadına uygun olarak, ‘tövbe’ terimini Yaratıcıya yönelmek ve hatasını ancak Ona itiraf etmek; ‘istiğfar’ terimini ise affedilme isteğini yine Yaratıcının karşılayacağına güvenerek Ona yönelmesi olarak anlamamız gerekiyor.”
“Özetlersek, pişmanlık bütün insanlığın özelliğidir. Kur’an bu özelliğin insanın yaratıcısına yönelmesi için bir araç olarak kullanılmasına davet eder. Sonraki aşamada ise, ancak insanın Yaratıcısının insan üzerindeki hakkı olarak affetmek veya etmemek alternatifini kullanabileceğini bildirir. Fakat bu iki alternatiften birincisi olan ‘affetme alternatifinin’ yaratıcının tercihi olduğu konusunda da insanı bir güven ortamına davet eder. Bu bilgilendirme insanın ümitlerle dolu bir hayat yaşamasının kaynağıdır. Değilse, yanlış yapma alternatifi olan insan her yanlışının farkına varacak bir özellikte yaratıldığı için, vicdan ıstırabıyla ümitsizlik içinde hayatını sürdürür. Böylesi bir ıstıraptan bir insan ancak Yaratıcısını tanıyıp Ondan affetmesini isteyip ve affedeceğinden emin olarak kurtulabilir. Allah’a inanmayan bir kişi mutlu bir hayat yaşayamaz, vicdanıyla çelişki içinde yaşamak zorunda kalır. Demek ki, hem ‘tövbe’nin ve hem de ‘istiğfar’ın gerçekleşme şartı ‘Allah’a inanma’dır. İman etmeyen istiğfar edecek bir kaynak tanıyamaz, bulamaz. İstiğfar, imanın alametidir. Ve istiğfar imanî bir ameldir, işlemdir. Kur’an’ın ‘salih amel işlerse’ şartı, tövbeden sonra ‘istiğfar ederse’ diye anlaşılmalıdır.”
“Şu halde ayette geçen ‘amel-i salih’ ifadesinin tövbeden ayrı bir işlem olduğu açıktır. Zira Arapçada ‘ve’ bağlacı konu edinilen iki şeyin birbirinden farklı olduğunu bildirir. Ayette hem tövbe hem salih amel iki ayrı husus olarak zikrediliyor ve bunları yapanların ‘tövbesi kabul edilmiş kimseler oldukları’ dile getiriliyor. Türkçede de ‘ve’ bağlacı aynı şekildedir. Mesela ‘Ben telefonu aldım ve arkadaşımı aradım’ dediğimde, iki farklı eylemden bahsediyorum demektir. Ama -aynı örnek üzerinden devam edersek- bu iki işlemin birbiriyle ilişkili olduğu da bir gerçektir. Zira telefonu almasam, arkadaşımı telefonla arayamam. Ayette de ‘tövbe ve salih amelin’ birbiriyle bağlantılı olarak sunulması böyle anlaşılmalıdır. Yani bu bağlamda salih amel, yapılan bir hatadan pişmanlık duyarak vazgeçip Yaratıcıdan affedilmesini istemektir. Af istediğinde bulunan kişi artık Yaratıcısına yönelmiş olarak ümitsizliğe düşmeden hatasından vazgeçebilir. Hataya devam etmek, insanın Yaratıcısının yardımına ve ardında da kendi iradesine güvenmemesinden kaynaklanır…”
Derste bu çerçevede açıklamalar paylaşılmaya devam ediyor. Ben dersi kayıtlardan dinledikten sonra konuşulanları da teyit eden bir hadisi hatırladım. Temel hadis kaynaklarında yer alan ve sıhhatinden şüphe duyulmayan yahut duyulmaması gereken kutsî bir hadiste mealen şöyle buyruluyor: “Resulullah (asm) Rabbinden naklen buyurdu ki, Bir kul günah işledi ve: “Ya Rabbi günahımı affet!” dedi. Allah da: “Kulum bir günah işledi, arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim günahımı affet!” der. Allah yine: “Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır.” Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: “Ey Rabbim beni affeyle!” der. Allah Teala da: “Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!” buyurur” (Buharî, Tevhid, 35; Müslim, Tevbe, 29).
Sık sık günah işleyebilen kimseler olarak ümitsizliğe düşmemek için tövbeyi, ayetler ışığında bu tür ümit verici açıklamalarla yorumlamalara çok ihtiyacımız olduğu açıktır. Ben kendi adıma dersten çok faydalandım. Allah razı olsun.


