Kur'an Okumaları Usûle Dair

Kur’an’ın Allah Tarifi: Ayetü’l Kürsi-4

Kur’an’ın Allah Tarifi: Ayetü’l Kürsi-4 | Ha-Mim

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ

2.255: “O, insanların gözlerinin önünde olanı da onlardan gizli tutulanı da bilir; oysa O dilemedikçe insanlar O’nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar.”

İnsan, Yaratıcının sözlerini kendi bakış açısıyla okur. Yaratıcı, varlıkların mahiyetinin varlık sahnesine çıkmadan öncesini de sonrasını da bilir. İnsan var edilişte mutlak bir ilim, irade ve kasıt olduğunun delillerini anlayabilecek kabiliyettedir. Bu deliller kâinattadır. Örneğin, bir ağaçta onu var eden Yaratıcısının, ağacın yaratılmadan öncesi ve sonrasına dair her şeyi bildiğini gösteren işaretler vardır. Ağacın önceki hali bir tohumdur. Ağacın Yaratıcısı, tohumun ağaca dönüştürülmesini göstererek insana Kendi özelliklerinin işaretlerini gösterir. Ağacın tüm özellikleri tohumunda muhafaza edilmiştir. Tohumun sonraki aşaması bir ağaç olmak ve ondan sonra da meyveli bir ağaç olmaktır. Ağaçtaki meyvelerin de tohumları var. Bunlar da ağaçların bir sonraki neslinin temsilcileri olarak muhafaza altına alınır. Bu gerçek insana yaratılışta bir düzen olduğunu söylüyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, her bir varlık aşaması onun Yaratıcısının ilmînin sonsuzluğunu, zaman sınırlarını aştığını gösterir. Ağaç çekirdeği Yaratıcısının ilmine şahitlik yaparken aynı zamanda, ilk varlık aşamasındaki çekirdeği de Yaratıcısının ilmine şahitlik yapar ve bu ilmin zaman ve mekân sınırlarını aşan bir kaynaktan geldiğini gösterir.

Kâinattaki düzen, biz insanların yaratılışın nasıl gerçekleştiğini kolayca anlayabileceği ve takip edebileceği şekilde işler. Buradan, düzenin Yaratıcısının yaratılmış varlıkların öncesinde ve sonrasında ne olduğunu bildiği sonucuna varılabilir. Bu düzen aracılığıyla, düzenin Yaratıcısı insana, bir şeye ihtiyacı olursa, Yaratıcıdan bunu kendisi için yaratmasını istemesi gerektiğini, yani düzene uyması gerektiği mesajını verir. Böylece insan düzene uyarak, yani Yaratıcıya “benim için bu çekirdekten bir ağaç yarat” diye yalvarmak anlamında müracaat ederek Yaratıcısı ile iletişim kurar. İnsan eğer gerçekten bu hakikatin farkındaysa, hayatında daima bir düzene uyduğunu ve böylece sürekli bir dua halinde olduğunu görür. Bu bilinçle, Yaratıcısı ile olan irtibatını her zaman canlı tutabilir. Kâinattaki düzenin bir çeşit dua olduğunu fark ettiğinde bunu gündelik dualarında sözlü biçimde ifade edebilir.

Bu kâinat dinamiktir, her an her varlık ve olay yeni bir yaratılışla var edilir. Her şeye Varlık Veren, varlığı her an yeniler. Mesela, bir tohum filiz olmak için gerekli tüm özelliklere sahip olacak şekilde yaratılmıştır. Tohumun özelliklerini kendi başına yaratma gücü yoktur. Benzer şekilde, insanın bedenindeki hücrelerin tırnaklarını uzatma gücü yoktur. Hücreler, bedendeki değişim görevini yerine getirmek için kullanılır. Varlıklarda yansıyan özellikler ve var ediliş biçimleri, bu kâinatı Var Edenin, her yaratma eyleminin öncesi ve sonrası dahil her şeyi bildiğini gösterir. Her şey mükemmel bir bilgi ve kuşatıcılıkla var ediliyor. İnsan var edilmeye muhtaç olduğu için onda görülen bilme özelliği de var edilmeye muhtaçtır. İnsanı Var Eden, bilgisinden dilediği kadarını onun varlığında yansıtır. İnsan, O’nun dilediği miktarın ötesinde hiçbir şeyi kavrayamaz. Zira, insanı bir şeyi kavramış biçimde Var Eden, O’dur. İnsan, bu kâinatı ne kadar araştırırsa araştırsın yaratılıştaki düzenin inceliklerinin sonuna gelemez. Yaratılıştaki tüm düzeni kuşatıcı bir şekilde anlayıp bilemez çünkü kavrayışı var edilmektedir ve dolayısıyla sonludur. Kâinat ve düzen ise insan kapasitesine göre sonsuzdur. Sadece kendisine verilen yetenek ve kapasite ölçüsünde kâinattaki düzeni kısmen keşfedebilir.

Bütün bilimler kâinatta gözlemlenen düzenin insan algılarına göre ifade edilme çalışmalarıdır. Kâinatın Yaratıcısı insana, bu özellikleri keşfetme yeteneği ve imkânı vermiştir. İnsan aklı ve mantığı ulaşabileceği her şeyi keşfeder ve kavramsallaştırır fakat kendisine verilmiş kavrama ve anlayabilme sınırlarının ötesine geçemez. İnsanın Varlık Kaynağını bulmak ve ona yakın olmak için başka bir yere taşınmasına gerek yoktur. Bulunduğu şartlarda Yaratılış ve kendi varlığı üzerine düşünmek ve sorgulamak Yaratıcının var olduğunu bilmek için yeterlidir. İnsan laboratuvarda bir şey keşfettiğinde bunu kâinattaki mevcut düzen içinde yapar. Kimse bir şey icat edemez yani yoktan var edemez sadece kâinattaki düzene uyarak bazı kuralları keşfeder. Yaratıcının bilincinde olarak bu keşifleri yapan bir kişi daha üst düzey farkındalıklara ulaşabilir. Bu bilinçle çalışırken “Ey Rabbim, bilgimi artır” duasını fiilen yapar. Yani zihninde, bu kâinat düzeninde keşfettiği her şey, Yaratıcısının olmasını istediği şey haline gelir. Esasen dua, yaratılışı keşfetmek içindir. Bu keşiflerle insan Rabbini tanır. Ne kadar çok çalışır, keşfeder, yaratılış ve kâinat hakkında bilgi edinirse Rabbine o kadar çok yaklaşır. Yaratıcıyı tanımaya çalışırken bilgisi artar. Bu farkındalık da Yaratıcının bilgisi dahilindedir ve O’nun dilediği kadarını içerir. Araştırıp sorgulayan bir insan, düzen içinde keşfettiği her şeyin Allah’ın iradesiyle kendisine vahyedildiğinin farkına varabilir. Yaratıcı insana, geliştirme duası yaptığı kadarıyla kazandığı kapasitesi ölçüsünde düzeni keşfetme imkânı verir. İslam’daki “mukarrebun” yani Allah’a yakın olanlar terimi bu insanlar içindir. Böyle bir insan, yaratılışı ne kadar çok incelerse Yaratıcının özelliklerini de o kadar çok fark eder. Tıpkı bir insanın annesinin özelliklerini bildiği için ona yakın olması gibi, böyle insanlar da Yaratıcının özelliklerini keşfederek O’na yakınlaşır. Böylece Allah’ın yakın bir dostu yani velisi olur. Yeter ki insan kâinatı Yaratıcısını tanıma amacıyla okusun, araştırsın. Peşin hükümle, “bu kâinatın bir Yaratıcısı falan yok, ben yalnız kâinattan faydalanmak için onun nasıl çalıştığını ögrenip onu kullanmak istiyorum” diyerek inceleme yapanlar ise, yalnızca nasıl çalıştığını ögrenir ve “kendi kendine böyle oluşmuş” der. “Mukarrebun”dan olmak yerine “mukezzibun” yani yalanlayanlardan olurlar.

وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ

2.255: “O’nun kürsüsü (sonsuz kudreti ve egemenliği) gökleri ve yeri kuşatır.”

Ayetteki taht veya kürsü, Allah’ın hakimiyetinin sembolik bir temsilidir. Bütün varlıkları temsil eden gökler ve yer O’nun bize Kendisini tanıtma alanıdır. Bu kâinatın tümü O’nun kürsüsüdür, tahtıdır, orada yalnızca Onun özellikleri yansır. Tıpkı bir üniversitenin Felsefe kürsüsünde Felsefeyle ilgili bilgi, kavram ve manaların hâkim olması gibi, tüm kâinatta Yaratıcının özelliklerinin yansımaları hakimdir. Bunu anlayan kimse bilir ki, yaratılıştaki her varlığın ve olayın varlığı O’nun sayesindedir. O’nun yüceliği bizim kavrayışımızın ötesindedir. Kâinattaki her şey, her an, Yaratıcının hakimiyeti altındadır. Hiçbir şey O’nun iradesine karşı bağımsız hareket edemez. Günlük rutinlerimizde bağımsız hareket ettiğimizi düşünebiliriz fakat gerçekte, sonsuz mucizeler yaratılıyor. Her an soluduğumuz hava, göz kapaklarının kırpılması, yürüyüşümüz vb. her hal ve fiilimiz O‘nun iradesiyle varlık sahnesine gelir. Biz, kâinattaki düzen içinde zaten var olanı seçme konumundayız. Kâinatta olmayan bir şeyi irade edemeyiz, sadece düzene itaat ederiz. Kur’an’da kürsünün genişliği veya Allah’ın hakimiyetinin sonsuzluğunu ifade etmek için “arş” kelimesi de kullanılır.

وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ

2.255: “Göklerin ve yerin korunup desteklenmesi O’na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O’dur.”

Ayetin baş kısmında, Yaratıcının ne uyuduğu ne de uyukladığı ifade edilmişti. Bu son kısımda ise Yaratıcının hiçbir şeyden yoksun olmadığı ve kâinat türünden herhangi bir varlığa benzemediği ifade edilmektedir. Yaratılışta hiçbir kusur yoktur. Her şey mükemmel bir hikmet ve uyum içinde var edilmektedir. Güneş kendi yörüngesinde dönecek şekilde konumlandırılmıştır, geceyi gündüz takip eder ve insanlar gün geçtikçe yaşlandırılır. Bütün bunlar kâinatta bir düzen dahilinde gerçekleştirilir. Bütün bu olaylar Yaratıcının her şeyi bilerek, hikmetli bir düzen içerisinde yaratan olduğunu bildirmek içindir. Her olay kendi başına bir mucizedir. Ayetin sonunda Allah’ın en yüce ve en üstün olduğu ifade ediliyor. O’nun büyüklüğü ve ihtişamı kâinat türünde bir varlık veya anlayışla tarif edilemez ve kavranamaz. Çünkü Var Eden, var edilenlerin hiçbirine benzemez. Var eden, var edilmeye muhtaç olanlarla aynı türden bir varlık olamaz. Varlık kategorileri birbirinden tamamen farklıdır. Yaratıcı yaratık özelliğine sahip olsaydı, yaratılmaya muhtaç olurdu. Yaratılmaya muhtaç olan, Yaratıcı olamaz. Mantıken bir çelişki ortaya çıkar. Kur’an’ın kapsamlı bir Allah tanımı, bu tek ayette yer almaktadır. Birçok âlim bu ayetin, Allah’ı tanımlayan diğer ayetleri de kapsadığını belirtmektedir.

Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Ayatul-Kursi – Part 4 –03/09/16” başlıklı video kaydı çalışılarak hazırlanmıştır.

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yorum yazın