Evrende bir olay gerçekleştiğinde -bir yıldız doğduğunda, yaşam filizlendiğinde ya da su yatağında aktığında- hem materyalist bilim insanı hem de inanan kişi tam olarak aynı fiziksel olayı gözlemler. Ancak, bu gözlemi anlamlandırma biçimleri taban tabana zıttırlar.
Materyalist Yaklaşım: Sistemin İçinden Okuma
Materyalist bakış açısı bu olayın varlık alemine gelişini; doğa yasaları, fiziksel nedenler, kuvvetler ve zorunluluk gibi kavramlarla açıklar. Bu yaklaşımın temel iddiası, evrenin varlığını açıklarken yine evrenin sınırları içinde kalmanın zorunluluğunu peşinen karar altına almak gerektiğidir. Fakat burada gözden kaçan kritik bir nokta vardır: Hiç kimse doğa yasasını çıplak gözle görmemiş, fiziksel zorunluluğa dokunmamış ya da maddenin öz yapısını doğrudan ölçememiştir. Bunlar fiziksel nesnelerin kendisi değil, materyalistin gözlemlerini birleştirmek için kullandığı zihinsel ve felsefi araçlardır. Bu kavramların nihai kaynağı ve onları neyin gerçek kıldığı sorusu, materyalist düşünce sisteminde hâlâ rasyonel bir cevaba kavuşmuş değildir.
İnanç Odaklı Yaklaşım: Kaynağa İşaret Eden Okuma
Evrenin varlığını “mutlaka evren içinde bir kaynak olmalı” peşin hükmüne bağlamadan araştırma yapan kişi ise, aynı olaya baktığında, kendi varlığını tek başına açıklayabilen bir maddenin bulunmadığını anlar. Aksine; maddenin atomlarında, parçalarında ve de bütününde ortaya çıkan nitelikleri fark eder: Düzen, sanat, bilgi, tutarlılık, amaçlılık ve iç içe geçmiş olmasına rağmen işlevsel bir bütünlük görür. Evrenin kendi fiziki yapısında bu niteliklerin kaynağı olduğu ileri sürülebilecek bir özellik görmediği için, evrene bu niteliklerle varlık veren bir kaynağın olması gerektiği sonucuna akıl yürütme ile ulaşır.
Bu durumu bir kitaba benzetebiliriz: Nasıl ki mürekkep ve kağıt bir araya geldiğinde, kaynağı mürekkebin kimyasında bulunmayan bir anlamı ve üslubu taşıyorsa; fiziksel olaylar da kendi maddi sınırlarını aşan bir bilgi ve sanata işaret eder. İnanan kişi bu kaynağı kendisi uydurmaz. Tıpkı bir okurun, yazarı fiziksel olarak görmese de sayfadaki kelimeler ve oradaki sanatsal ifade aracılığıyla yazarın zihnine ulaşması gibi; o da evrende zaten var olan anlamlılık, amaçlılık gibi izleri okur.
İspat Yükü ve Temel Yanılgılar
Bu tartışmada tarafların üzerine düşen ispat yükümlülüğü konusunda belirleyici bir fark vardır:
Materyalistin Yükümlülüğü: Kendine Yeterlilik İddiası
Materyalist, pozitif ve kapsayıcı bir iddia ortaya koyar: Evrendeki her şey; tesadüf, doğal nedenler, yasa ve kuvvet gibi tamamen evrene ait kavramlarla eksiksiz açıklanabilir. Bu iddia nedeniyle materyalist, söz konusu kavramların gerçekten kendine yeterli olduğunu ve sistemin işlemesi için dışarıdan hiçbir kaynağa gerek duymadığını kanıtlamak zorundadır. Ancak bu felsefi yükümlülük henüz yerine getirilebilmiş değildir.
İnananın Pozisyonu: Bir Anlam Okuması
İnanan kişi, materyalistle aynı türden bir iddiada bulunmaz. O, doğadaki işaretleri bir anlam olarak okur. Maddeyi oluşturan parçaların; o maddede tecelli eden düzen, sanat ve bilgi gibi üst düzey nitelikleri var etmeye tek başına yetmediğini gözlemler. Bu gözlem sonucunda, kaynağın evrenin sınırlarını aşan (aşkın) bir noktada olduğu sonucuna varır. Bu durum, bir yazının anlamını harflerin kimyasal özelliklerinden değil, o kitabin yazarının zihninden kaynaklandığını anlamaya benzer; mantıksal olarak tüm anlamlandırma süreçleri ile aynıdır. İnanan kişi, evrenin tümünün evren cinsinden olmayan bir kaynak tarafından var edilmesi gerektiğini savunur.
İki Temel Mantık Hatası
Materyalist bakış açısının, inananın pozisyonuna yönelttiği eleştiriler genellikle şu iki yanılgıya düşer: Mekânsal Yanılgı: Materyalist bilim insanının, inanandan aşkın kaynağı evrenin içinde göstermesini istemeye hakkı yoktur. Bu talep, inananın iddiasını temelden yanlış anlamaktır. Çünkü inanan, kaynağın zaten evrenin içinde olmadığını söylemektedir. Aşkın bir varlığının fiziksel kanıtını evrenin içinde aramak; bir yazarın varlığını kanıtlamak için onu kitabın sayfaları arasında fiziksel olarak aramaya benzer.
Nitelik Yanılgısı: Materyalistin; düzen, sanat ve amaçlılık gibi özelliklerin, maddenin fiziksel bir parçasıymış gibi laboratuar ortamında gösterilmesini beklemesi de hatalıdır. Tartışmanın asıl düğüm noktası tam burasıdır: Düzen, sanat, anlam ve bilgi gibi nitelikler; maddenin kendi içinden tek başına üretemeyeceği kadar yüksek ve harici bir kaynaktan gelmektedir.
Sonuç: İki Farklı Varlık Okuması
Özetlemek gerekirse; materyalist, her şeyi evrenin içinden ve felsefi temeli açıklanamamış kavramlarla izah etme yükümlülüğü altındadır, ancak bunu başaramamaktadır. Buna karşılık inanan kişi, aynı gerçekliği evrenin tümünün sınırlarını aşan bir kaynağa işaret eden bir metin gibi okur. Dolayısıyla bu aşkın kaynağı evrenin içinde fiziksel bir nesne olarak sunmak zorunda değildir; tıpkı bir okurun, yazarın varlığını kabul etmek için onu kitabın içinde bulmak zorunda olmaması gibi.


