Kainat ve İnsan

Kişisel Bir Sonuç: Evreni İnanan Gözüyle Okumak

Kişisel Bir Sonuç: Evreni İnanan Gözüyle Okumak | Ha-Mim

Hakikat ve Sınırları Üzerine

Akıl yürütmede tutarlı bir yol izlemek, mutlak hakikati bildiğini iddia etmekle aynı şey değildir. Bu evren içinden yükselen her “mutlak hakikat” iddiası, aslında evrenin kendi gerçeğiyle çelişir. Çünkü evren geçici, sürekli değişen ve varlığı bir başkasına bağımlı olan bir yapıdadır. Gözlemlediğimiz her şey değişime ve yok oluşa tabidir; bu sistem içinde hiçbir şey tek başına, bağımsız biçimde bir varlık sürdürme gücüne sahip değildir. Dolayısıyla bu kısıtlı koşullar altında yapılan hiçbir iddia “mutlak” bir otorite taşıyamaz. Bu sınırlılık, hem inanan hem de materyalist için aynı derecede geçerlidir.

Materyalist Gözlemin Öznelliği

Materyalist, fiziksel olayları gözlemler ve bunları; nedensellik, doğa yasası, kuvvet, zorunluluk veya maddenin öz yapısı gibi kavramlarla açıklar. Ancak dikkat edilmesi gereken şudur: Bu kavramların hiçbiri bizzat gözlemlenebilir fiziksel nesneler değildir. Hiç kimse bir “doğa yasasını” gözleriyle görmemiş, “zorunluluğa” eliyle dokunmamış ya da “özsel yapıyı” laboratuar ortamında doğrudan ölçememiştir.

Bunlar, yalın gözlemlere sonradan eklenen yorumsal kavramlardır. Bu kavramların, inananın vardığı sonuçlardan daha fazla “doğrudan fiziksel gerçekliği” yoktur. Dolayısıyla materyalist, sanıldığı gibi tarafsız ve yorumsuz bir gözlem noktasından konuşmaz; aksine gerçekliğin doğasına dair felsefi olarak sorgulanmamış ve kanıtlanmamış kendi varsayımsal yargılarını öne sürer. Bu bağlamda her iki tutum da bu anlamda özneldir; çünkü her ikisi de salt gözlemin ötesine geçerek bir anlamlandırma çabasına girişmektedir.

İnananın Okuması: Bağımlılık Zincirinden Aşkınlığa

İnanan kişi de materyalistle aynı fiziksel dünyaya bakar; ancak yaptığı işlem farklıdır. O, yalnızca olanı betimlemekle kalmaz; olayın kendi kaynağı hakkında neye işaret ettiğini anlamaya çalışır, yani evreni işaretler bütünü olarak okur. Akıl yürütme şu gözlemle başlar: “Var olan şeyleri dikkatle inceliyorum ve görüyorum ki; gözlemlediğim hiçbir varlık, kendi varlığının yeterli nedenini kendi içinde taşımıyor.”

Hiçbir şey kendi kendine var olmaz; varoluşu mutlaka bir başkasına bağlıdır. Bir varlığın sahip olduğu düzen, sanat, biçim ve nitelikler o varlığın kendi parçacıkları tarafından üretilmiş olamaz, çünkü parçacıklarında böyle üretime neden olacak kendilerinden kaynaklanan bir özellik bulunmamaktadır; aksine bu nitelikler o şeyin ötesinde bir kaynağa işaret eder. Bu mantığın evrenin bütününde geçerli olması gerektiğini her bir varlığın tüm evren ile ilişkili olarak varlığa geldiğini anladığımızda şu sonuca varırız: Evrenin varlığının kaynağı evrenin içinde olamaz. Bu kaynak evrenin ötesinde, yani ona aşkın (transandantal) olmalıdır.

Bir Mantık Yanılgısının Düzeltilmesi

Bu çıkarım, aşkın kaynağın fiziksel bir nesne olarak ortaya konmasını gerektirmez. Böyle bir talep, iddia edilen hakikati temelden yanlış anlamaktır. Evrenin varlık kaynağı, tanımı gereği evrenin bir parçası olmayan “Varlık’tır. Aşkın bir varlıktan evren içinde ve evren cinsinden fiziksel bir görünüm beklemek; bir yazarın varlığını kanıtlamak için onu yazdığı kitabın sayfaları arasında fiziksel bedeni ile görünmesini aramaya benzer.

Öte yandan, var olmak için evrenin düzenine muhtaç olan hiçbir varlık, mantıksal olarak başka bir şeyin varlık kaynağı olamaz. Bağımlı bir varlığın, varoluşu sıfırdan gerçekleştirdiğini iddia etmek insan gözlemleri ile çelişir. Her bir parçacığı sürekli değiştirilmeye ve belli bir düzenlemeye mahkum olan bu evrenin varlığı bu gözlemlemeyi onaylar. Ancak kendisi hiçbir şeye bağımlı olmayan ve evrenin koşullarına tabi olmayan bir varlık, evrenin kaynağı olabilir.

Bu keyfi bir öne sürüm değil; bağımlılık zincirini dürüstçe takip eden bir aklın ulaştığı kaçınılmaz bir sonuçtur.

Sonsuzun Bilgisi Değil, Varlığının Onaylanması Üzerine

İnanan kişi, aynı fiziksel dünyaya bakar; varlığına inanıyorum derken; fiziksel bir nesneyi gördüğü veya matematiksel bir gerçeği kanıtladığı gibi bir kesinlikten bahsetmez. İnananın beyanı bundan çok daha dürüst bir zemine oturur: “Elimdeki kanıtları inceledim, akıl yürütme sürecini takip ettim ve vardığım sonuca güveniyorum. Aklım bu sonuçla tatmin olmuştur.” Bu, basit bir “kanıt” iddiası değildir. Bu; dikkatle bakan ve alternatifin -yani var oluşun nihayetinde kendiliğinden olduğunu, hiçbir şeye bağlı olmadığını ve hiçbir şey tarafından temellendirilemediğini- analiz eden bir aklın kararıdır. İnanan, bu alternatifin ne akılla, ne gözlemle ne de evrendeki tutarlılıkla bağdaşmadığını görür.

Sonuç olarak; bu güven hissi kişiseldir ve dürüst bir düşünme sürecinin meyvesidir. İnanan, bu sonucu herkes için zorunlu kıldığını iddia etmez. Ancak bu duruş keyfi de değildir; varoluşun gerçekte neyi işaret ettiğine dair disiplinli ve rasyonel bir okumanın ürünüdür.

Yazar hakkında

Ali Mermer

Yorum yazın