Geçtiğimiz hafta sonu yapılan (30. 06. 2024) Kayyûmiyet dersinde On Sekizinci Mektup’un “Üçüncü Mesele” başlığında yer alan soru ve cevabın ilk kısmı ile ilgili olarak paylaşılan tefekkürlere devam edildi. Bahsin başında “hikmet ve akıl ile halledilmeyen bir mesele-i mühimme” notuyla konunun önemine dikkat çekildikten sonra “O her ‘yevm’ yeni bir iştedir” (Rahman 55/29) ile “O dilediğini daima yapmakta olandır” (Hûd 11/107) şeklindeki iki ayete yer veriliyor. Ardından şu soru vaz ediliyor: “Kainattaki, mütemadiyen şu hayretengiz faaliyetin sırrı ve hikmeti nedir? Neden şu durmayanlar durmuyorlar, daima dönüp tazeleniyorlar?” Ardından cevabın ilk cümlesinde “Şu hikmetin izahı bin sahife ister. Öyle ise izahını bırakıp gayet muhtasar bir icmalini iki sahifeye sıkıştıracağız” kaydı düşülüyor. Peşinden de çok kısa bir temsil üzerinden açıklamalar başlıyor. Önceki derste ilk cümlelerinin okunup mütalaa edildiği bahisle ilgili olarak bu hafta metinden devam etmek yerine kayyûmiyetle ilişkili olmak üzere bazı Kur’an ayetlerinin açıklama ve tefsirleri yapıldı.
İlgili ayetlerin yorumuna geçmeden önce, dersin başında, -diğer derslerde zaman zaman tekrarlandığı halde önemi dolayısıyla çok isabetli olarak- Risale-i Nur’un verdiği usul çerçevesinde, dört özet madde olarak Kur’an okuma prensiplerine değinildi: “Ha-mim sitesi olarak başlıca Kur’an okuma prensiplerimiz şunlardır: a) Arapça dil kurallarına ve Kur’an’ın maksatlarına (makâsıd-ı Kur’an) aykırı olmamak şartıyla her anlama şeklinin mümkün olduğunu yani, ayetin ‘mâsadakı’ olduğunu kabul etmek, b) Kur’an’ın ‘tenezzülât-ı ilahiye’ olması hasebiyle insana insan düzeyinde konuştuğunu unutmamak, c) Kur’an’ın -tarifi gereği- ‘alem-i şehâdette alem-i gaybın lisanı’ olduğunu göz önünde bulundurmak, d) Kur’an’ın, düzenli daimî yaratılış sürecini sergileyen kainatın şahitliğinde Yaratıcıyı, -bu tabiri kullanmamakla beraber bu tabirin içeriğine uygun olarak- ‘mutlak varlık‘, ‘Vâcibü’l-vücûd’ diye nitelediğini hesaba katıp ayetleri Onun beyanı olarak anlamaya çalışmak.”
Moderatör bu prensipleri kısaca açıkladıktan sonra sonuncusunu izah ederken şu ifadelere yer verdi: “Kainattaki yaratılışa, yaratılışın düzenli oluşuna yani sayısız örneklerini gördüğümüz düzenli yaratılışa baktığımızda Yaratıcının zorunlu olarak ‘mutlak’ yani sınırsız ve ‘vâcibü’l-vücûd’ yani varlığı zorunlu olan, varlığı evrendeki varlıklar cinsinden (mümkinât) olmayan olduğuna hükmediyoruz. Bizim en çok dikkat etmemiz gereken noktalardan birisi ‘düzenli, daimî yaratılış süreçlerini gözlemlediğimiz’ gerçeğidir. Çok tekrarlıyoruz ama ne kadar tekrarlarsak değer-, kainatta; a) düzenli yaratılış gerçekleşiyor, b) daimî yaratılış gerçekleşiyor. Biz -kendine bakan yönüyle- yok olan bu alemde her an var oluşu, her an yaratılışı seyrediyoruz. Her zaman diliminde seyrimi sürdürüyorum. Onun için denebilir ki, bir kainat yoktur, çok kainat da yoktur. Ya? Sayı ile ifade edilmesi mümkün olmayan, yani sayılamayan kainat vardır. Çünkü her an, hiçbir aralık söz konusu olmadan daima var edilen, daima tazelenen bir kainat vardır. Metin buna ‘durmayanlar durmuyorlar, daima dönüp tazeleniyorlar’ ifadesi ile dikkat çekiyor. Yani kainat daima yenileniyor. Eski elbise tamir ediliyor değil. Elbise yapıldı da sana verildi, sen giyiyorsun değil. O senin alışkanlığın. İşte zaman dediğimiz ve şeride benzetilen kareler bu. Deyim yerindeyse ben bir filim seyrediyorum. Öyle düşünelim. Ne filmi bu? Yaratmanın bana takdim edildiği bir film. İşte yaratmanın daimî sürecini anlamayanlar ‘Allah yarattı, Allah’ın yarattığı şeyler de başka şeylerin yaratılmasını sağladı’ demeye gelen ve tevhit açısından çelişkili olan bir alana kayıyorlar. Mesela ‘şu kadar zaman evvel kainat yaratıldı, sonra şöyle şöyle gelişti’ mealinde sözler söylüyorlar. Sanki kendisi gelişiyor, kendisi ayarlıyor, kendisi ayakta kalmaya çalışıyor gibi. Düzenli sürekli yaratma sürecinin tecellisini gözlemlediğimiz şu kainatı, kendi içinde varlığını kendisinin devam ettirecek özellikte olduğu iddia ediliyor. Bir yaratıcı olması gerekir diyenler, başta Allah bu özellik ile kainatın parçacıklarını öyle bir potansiyel ile donattı ki şimdi onlar kendileri varlıklarını geliştirerek devam ettiriyorlar iddiasında bulunuyorlar. Yaratıcıya inanmayanlar ise, kainat nasıl olmuşsa olmuş, varlığını sürdürebilecek bir ortamda oluşmuş ve şimdi varlığını kendisi devam ettirmektedirler, diyorlar. Dikkatli olmak gerekiyor.”
Dersin ilerleyen bölümlerinde moderatör son tespite örnek olarak şunu verdi: “Kur’an’da şöyle bir ayet var: ‘İnkar edenler gökler ile yer bitişik iken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi?’ (Enbiya 21/30). Bakın bir Kur’an mealinde bu ayet hakkında ne deniyor? ‘Buradaki ratk (yapışık olmak) ile alemin var oluş öncesi potansiyel hal, fetk (ayırmak) ile de bunun fiilî varlık olarak ortaya çıkma hali kast edilmiş olabilir.’ İfadeye bakın, ayak nasıl kayıyor ya da şeytan boynunu nasıl uzatıyor? Bu açıklama ne demeye geliyor? Bir sonraki aşamada varlıklar yok iken yeniden yeniye yaratılış yok demeye geliyor. Hatta bir sonraki aşama bir önceki aşamanın kendi kendine çalışmasıdır demeye geliyor. İşte evrim tam da budur! Bu açıklamayı yapan mealci iki klasik kaynağı zikredip Bakara suresinin 117. ayeti ile Fâtır suresinin birinci ayetine gönderme yapıyor. Şimdi bakıyoruz Bakara 117’ye. Meali şu: ‘O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır’ (Bedîu’s-semâvâti ve’l-arz). Nerede bu ayette ‘potansiyel hal’ ifadesini belirten cümle? Yok. Fâtır suresinin birinci ayetine bakalım. Orada da şöyle buyruluyor: ‘Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur.’ Burada da göklerin ve yerin yaratıcısı anlamında ‘fâtır’, melekler için de yine yaratıcısı anlamına gelen ‘câıl’ fiili kullanılıyor. Peki nerede mealcinin bahsettiği ‘potansiyel yaratma’ ya da buna işaret eden ifade? Yok. Zaten Enbiya suresindeki ayet ‘Göklerle yer bitişik iken onları ayıran biziz, canlıları sudan yaratan biziz’ demişti. Dolayısıyla meal hazırlayanın açıklama yaparken nasıl ayağının kaydığı açıkça görülüyor. Zaten evrime de bu tür ayak kayışlar kapı aralıyor.”
Tekrar dersin ilk kısımlarına dönersek, takdimci birinci olarak Bakara suresinin 21 ve 22. ayeti okuyup mealini paylaştı: “Şimdi şu ayetlere bakalım, nasıl bir temellendirme yapılıyor: ‘Ey İnsanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız. O (Allah ki) sizin için yeri bir döşek, göğü de bina yapan, gökten su indiren, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.’ Ayet ne diyor? Sizi de Allah yarattı, sizden öncekileri de. Yenileri de Allah yarattı, eskileri de. Yani Onun yaratıcılığı devam ediyor. Ayetteki vurgu burada! O, öncekileri yarattı, siz de onların ürünü değilsiniz. Ayet devam ediyor: Yaşadığınız dünyayı hayata elverişli kılan da O’dur. Göğü bina eden, yapan, yaratan da O’dur. Gökten su indiren yani yağmur yağdıran da O’dur. Su ile size rızık olarak yerden türlü bitkiler çıkaran da O’dur. Peki biz ne görüyoruz? Buluttan yağmurun yağdığını görüyoruz, topraktan bitkilerin çıktığını görüyoruz. Ayet diyor ki, bunları yapan, yaratan Allah’tır. Böylece bütün fiilleri Allah’a isnat ediyor. Bunları çeşitli fiillerle ifade ediyor. Biliyoruz ki yaratmanın değişik türleri ve aşamaları vardır. Aklî bakımdan yoklayıp bunları kendileri veya çevresindeki şeyler yapabilir mi diye düşündüğümüzde yapmayacaklarını açıkça teslim ettiğimiz gibi, ayetler de yaratmanın bütün türlerini ve aşamalarını Allah’a izafe ediyor.”
Bir katılımcı bu açıklamalar üzerine şunu sordu: “Kayyûmiyet derslerinde sıkça vurgulandığı üzere alemde ‘daimî yaratılış’ var. Okunan ayetlerde ise ‘Allah yarattı, Allah bina etti, Allah su indirdi, Allah rızık çıkardı’ gibi ifadelerle geçmiş zaman kipi kullanılıyor. Bu da yaratmanın olup-biten bir şey dolduğunu hatıra getiriyor. Oysa geniş zaman kipi olan ve devamlılığa işaret eden ‘muzâri sigası’ kullanılsa daha uygun olmaz mıydı?” Takdimci cevap olarak özetle şunları söyledi: “Kur’an okuma prensiplerinde belirtildiği üzere Kur’an bana, biz insanlara konuşuyor. Konuşan kim? Mutlak olan Yaratıcı. Konuştuğu kim? Ân-ı seyyâlede yaşayan biz insanlar. Ben ne gördüm? Faraza yağmurun yaratılışını gördüm. Kim yarattı? Cevap: Kainatın Hâlıkı yarattı. Ben şu anda bir yaratılış görüyorum. Dün geçti. Şimdiki yaratılışı kim gerçekleştirdi? Allah gerçekleştirdi. Bakın ben ne yaptım? Geçmiş zaman kipi kullandım. Çünkü ben yaratılışı ân-ı seyyâlede müşahede eden bir insanım. Daha önce gördüğüm ise o benim hafızamdadır. Dolayısıyla ‘dün’ dediğim şeyler hafızamda mahluktur. Nesi mahluk? Filim mahluk. Ama ben yaratılış sürecini ân-ı seyyâlede seyreden bir insan olduğum için, gördüğümü kayıt altına almam gerekiyor. Ayet ‘Ben yarattım’ diyerek beni eğitiyor. Diğer taraftan Kur’an’ın anlatımında geçmiş zaman kipi kesinliği ifade eder. Nitekim bu kesinlikten dolayı, mesela Kurân kıyamet günü gerçekleşecek olayları geçmiş zaman kipi ile anlatmaz mı? Yine mesela ahirette gerçekleşecek olayları yine geçmiş zaman kipi ile anlatmaz mı? Dolayısıyla Kur’an’daki geçmiş zaman kipine dayalı bu anlatımlar ‘yaratmanın daimiliğini’ gölgeleyen bir husus olmayıp kat’iyyeti ifade eden anlatımlardır.”
Daha sonra takdimci şunları dillendirdi: “Kur’an’da yaratmayı ifade eden çok kelimeler yahut fiiller var. Bunların her biri yaratma türlerini veya aşamalarını ifade etmek üzere kullanılıyor. Mastarlarıyla ifade etmek gerekirse halk-hilkat, fatr-fıtrat, ca’l, ibdâ, inşâ, ihyâ, inbât, ber’, zer’, sun’, ihdâs, tasvir…’ bunlardan bazılarıdır. Bunlardan mesela ibdâ ‘benzersiz yaratmak’, inşâ ‘terkibe dayalı yaratmak’, tasvîr ‘suret yahut şekil vermek’, inbât ‘topraktan bitirmek’, ihyâ ‘canlandırmak’ gibi anlamlara geliyor. Yaratıcı bize konuştuğu, biz de bu alemde yaratılışları, söz gelimi, cansız varlıkların yaratılması (mesela yıldızların doğması), canlıların yaratılması, insanların yaratılması gibi çeşitlilik içinde; ayrıca vücûd bulma, canlanma, büyüme, suret ya da bir form kazanma gibi muhtelif aşamalar içinde gözlemlediğimiz için Kur’an bizim gözlemlerimize uygun dil kullanıp sonuçta bütün yaratılışları, bütün cepheleri ve bütün safhalarıyla Allah’a izafe ediyor. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Mesela ‘inşâ’yı Yaratıcının mevcut materyalleri kullanarak yaratıyor gibi görünmesi bizim gözlemimiz açısındandır. Yoksa bütün yaratılışlar kelimenin tam anlamıyla ‘yok iken’ var edilmesi keyfiyetinden ibarettir.”
Ders aynı hakikatle ilgili olarak diğer bazı ayetlerin açıklaması istikametinde derinlikli yorum ve verimli tefekkürlerle devam etti. Allah razı olsun (link: https://www.youtube.com/watch?v=AmJzisJbkD8).


