Ders Notları

Kayyûmiyet, Daimî Yaratılış ve Evrim Teorisinin Çıkmazı -3-

Kayyûmiyet, Daimî Yaratılış ve Evrim Teorisinin Çıkmazı -3- | Ha-Mim

Evrim Teorisinin Çıkmazı

Dersin üçüncü bölümünde evrim konusuna geçildi. Konuyla ilgilenenlerin bildiği üzere, evrim bir tür içinde yaşanan değişimden hayatın ilk ortaya çıkışına kadar çok geniş bir alanda tartışılıyor. Bu konuda ortaya çıkan anlayışları şöyle gruplandırabiliriz: 1. Materyalist evrimci anlayış. Bu anlayış canlıların zaman içinde doğal süreçlerle, özellikle doğal seçilim yoluyla değiştiğini savunur. Bu bakış açısına göre, hayatın başlangıcı ve evrimi, doğa yasaları ve rastlantısal süreçler sonucunda açıklanabilir. 2. Deist anlayış. Bu anlayışa göre Allah evreni yaratmış ve doğal yasalar çerçevesinde işleyen bir düzen kurmuştur, ancak bu düzeni sürdürebilmesi için Allah’ın sürekli müdahalede bulunmasına gerek yoktur. 3. Akıllı Tasarımcıların evrim anlayışı. Bu anlayışı benimseyenlere göre evrenin ve hayatın karmaşıklığı, rastlantı ya da yalnızca doğal süreçlerle açıklanamayacak kadar düzenlidir ve bu nedenle bilinçli bir tasarımcının varlığına dayanmak zorundadır. Bu anlayışta olanların büyük çoğunluğu türlerin ortak atadan geldiğini savunan evrimi reddederken, bir kısmı evrendeki tüm süreçlerin belirlenmiş bir şekilde akıllı tasarımcı tarafından yönlendirildiğini kabul eder. 4. Spritüalistlerin veya Panenteistlerin evrim anlayışı. Bunlar evrimin sadece maddi bir süreç olmadığını, evrenin ve yaşamın ruhsal ya da bilinçli bir ilkenin etkisi altında geliştiğini savunurlar. Bu yaklaşıma göre, evrim maddi olduğu kadar ruhsal bir gelişimi de içerir ve her şey ilahî bir bütünün parçasıdır. 5- Teistik evrim anlayışı. Bu görüşe göre evrim süreci ilahi bir gücün rehberliğinde işler. Teistik evrim savunucuları, evrimi bilimsel bir gerçeklik olarak kabul ederler, ancak bu sürecin arkasında bir Allah’ın veya yaratıcı gücün olduğuna inanırlar. Yani Allah evrimsel süreci bir yöntem olarak kullanarak canlıları yaratmıştır.

Anlaşılıyor ki, evrimin, var oluşu “yaratılış”ın karşısına koyarak varlığı ve hayatı doğal süreçlere bağlayan “inkarcı evrim anlayışı”ndan Yaratıcı Gücün, hayatı belli süreçler halinde tekamüle tabi tutarak yaratması şeklinde kabul eden “teist evrimci anlayışına” kadar farklı çeşitleri bulunuyor.

Her bir şey, her bir anda varlık aleminde görünüp sonra ona yeni bir varlık veriliyor. Kendilerinin varlıklarını gerçekleştirmeye muhtaç olan bir şeyin, varlığını kendisinin sürdürdüğünü hiçbir akıl sahibi iddia edemez. ‘Yaratıcıları onlara bu özelliği vermiş, şimdi de onlar bu özelliklerini otomatik olarak kullanarak varlıklarını sürdürüyorlar’ demek de makul değildir. Zira böyle bir düşünce Yaratıcının Yaratıcı olma özelliğini dikkate almamaktan kaynaklanıyor. Yaratıcı olmak ancak yok olan bir şeyi yalnızca ‘irade etmek’ ile yani var olmasını tercih etmekle gerçekleştirebilmek demektir.

Bu sayılanların ötesinde, kainatın Yaratıcısının Kendisini bilinçli insanlara tanıtmak için görevlendirdiği Elçileri (peygamberleri) aracılığıyla ulaştırdığı Kur’an’ında yaptığı açıklamada “evrim” terimini kullanmayı engelleyen bir yaratılıştan bahsedilmekte olduğunu anlıyoruz. Bu açıklamaya göre varlık alemini anlamaya çalıştığımızda, yukarıda özet olarak listelenen evrimci görüşlerin tümünden çok daha farklı bir sonuca ulaşıyoruz. Kur’an’ın varlık hakkında yapmış olduğu açıklamalarının tümü kainatın şahitliği ile insanlara sunulduğunu Kur’an ile tanışan herkes bilir, yeter ki Kur’an bir tarih, menkıbe veya kıssa kitabı olarak okunmasın.

Dersin ilk bölümünde varlığın zaman ve mekan boyutunda açıkça gözlenen “düzenli yaratılış”ından yola çıkarak ve varlığın her biriminin bütün kainatla ilişkili olduğundan hareket ederek “zaman ve mekan kayıtlarından münezzeh, mutlak bir Yaratıcının varlığının zorunluluğu” ispat edilerek ateist evrimci görüşün hiçbir makul temele dayanmadığı ortaya konuldu. Dersin bu bölümünde ise Yaratıcının varlığını kabul ettiği halde yaratılışta gözlemlediğimiz aşamalardan hareketle, her aşamanın bir sonraki aşamaya kaynaklık etmiş olduğu fikrine dayanan “teist evrimci” görüşün temelsizliği ortaya konuldu.

Derste açıkça altı çizilen hususlar şöyle özetlenebilir: “Bazı inançlı insanlarda görülen evrim telakkisi bir algılama yanılgısından ibarettir. Bunu fark etmek için şu hususların iyice irdelenmesi gerekmektedir:

*Kainat ve kainattaki her şeyin, her bir andaki varlığı düzenli bir yaratılıştır. Ancak ‘zaman’ boyutları içinde düşünebilen insan için canlı veya cansız bir şeyin var olduğunu ve o şeyin varlığının devam ediyor olduğunu gözlemlemek, o şeyin önceki varlığının bir sonraki aşamadaki varlığı ile ilişkili olduğu, onun buna kaynaklık ettiği ileri sürülemez. Bu hususta aklı ikna edecek hiçbir delil yoktur. Yalnızca, bizim sürekli olarak varlığını gözlemlediğimiz o şeyin, bize göre bir önceki varlığı ile bir sonraki varlığı, düzenli bir yaratma işleminin sonucunda yan yana bulunmasından ibarettir.

*Her bir şeyin varlığında sayamayacağımız kadar özellikler görüyoruz. Bunlar arasında, o şeyin daha önceki yaratılışında sergilenen özelliklerinin birazcık değiştirilerek kodlar halinde yaratıldığını da gözlemliyoruz. Bu kodlar, o şeyin o andaki sonsuz özelliklere sahip olduğunu yarattıklarında görünen özelliklerle tanıdığımız Yaratıcısının, bir de Hafîz (yarattıklarında özellikleri yokluğa atmayan muhafaza eden, koruyan) özelliği, -Kur’an’ın ifadesiyle ‘ismi’ ile- Kendisini tanıtmasından başka bir şey değildir. Kısacası, o şeyin böyle bir kodlama ile yaratılıyor olması, kendinden önceki varlığından miras aldığı özelliği sürdürmesi değildir.

Eşyanın kendinde varlık verme veya varlığını sürdürme özelliğini yoktur, kimse de böyle bir özelliğin olduğunu gösteremez. Varlıklar var edilmeye muhtaç özelliklerle var oluyorlar. Gerçek bu iken, neden böyle bir Yaratıcı için, ‘eşyaya Kendisinin bir yetki verdiği’ boş inancına kapılalım ki?

*Varlıkların kendilerinde varlık kaynağı olacak hiçbir delil yoktur, kimse de gösteremez. Öyleyse, onların her bir andaki varlıklarının bir önceki varlığından farklı olması, onların her bir andaki değiştirilmiş haliyle yeni bir varlığa kavuşturulmaya muhtaç olduğunu düşünen her insan anlar. Varlıkların varlıklarının sonsuzluğu söz konusu olamaz. Kainatta sonsuzluk yoktur. Biz insanların kainatın ne zaman ve ne de mekan boyutuyla sonuna gelemiyor olmamız kainatın sonsuzluğuna delil olamaz. Her an değiştirilerek varlığı gerçekleştirilmeye muhtaç olan bu kainatın sonsuzluğundan bahsetmek ancak spekülasyondan ibarettir.

*Her bir şey, her bir anda varlık aleminde görünüp sonra ona yeni bir varlık veriliyor. Kendilerinin varlıklarını gerçekleştirmeye muhtaç olan bir şeyin, varlığını kendisinin sürdürdüğünü hiçbir akıl sahibi iddia edemez. ‘Yaratıcıları onlara bu özelliği vermiş, şimdi de onlar bu özelliklerini otomatik olarak kullanarak varlıklarını sürdürüyorlar’ demek de makul değildir. Zira böyle bir düşünce Yaratıcının Yaratıcı olma özelliğini dikkate almamaktan kaynaklanıyor. Yaratıcı olmak ancak yok olan bir şeyi yalnızca “irade” etmek ile yani var olmasını tercih etmekle gerçekleştirebilmek demektir. Kainatın varlığı bu gerçeği her bir parçacığının her an yeniden yeniye var edilmesiyle ilan etmektedir. Eşyanın kendinde varlık verme veya varlığını sürdürme özelliğini yoktur, kimse de böyle bir özelliğin olduğunu gösteremez. Varlıklar var edilmeye muhtaç özelliklerle var oluyorlar. Gerçek bu iken, neden böyle bir Yaratıcı için, ‘eşyaya Kendisinin bir yetki verdiği’ boş inancına kapılalım ki? Kur’an’da anlatılan mucizeleriyle meşhur Hz İsa için mucizelerini, Allah’ın Hz. İsa’ya verdiği yetki ile kendisi yaratıyor anlayışından dolayı Hıristiyanlığın teslis inancını şiddetle reddeden Kur’an için, Allah’ın verdiği yetki ile eşya kendi kendine varlığını sürdürüyor olduğunu iddia eden ‘teistik veya spritüalist, panenteist evrim’ anlayışını onaylar diyebilir miyiz?

Su hayat kaynağı da değil. Yalnızca Yaratanın düzenli yaratmasıdır. Bütün problemler yalnızca başlangıçtaki yaratılışı başlatan ve düzenliliği yaratan Allah anlayışının, (ki bu bir Hıristiyan veya akıllı tasarımcı anlayışıdır) kapısını açmaktan veya ona ihtimal vermekten kaynaklanıyor. Bu anlayışın da gerisinde Mu’tezile anlayışının sembolleşmiş ifadesi olan ‘Kul fiilinin yaratıcısıdır’ anlayışının burada kalmayıp, ‘eşya da kendi fiilinin yaratıcısıdır’ diye genişletilmesinden ibarettir.

*Yeni bir varlık verilmeye muhtaç olmaları gösteriyor ki, iddia edildiği gibi ‘evrimleşme’ yoktur, her anlarının ve her hallerinin evreler halinde mükemmel biçimde, yeniden yeniye, düzenli bir şekilde varlık verilme vardır. Baktığımızda tam da bunun böyle olması gerektiği sonucuna tanıklık yapan bir kainat görüyoruz.”

“Kainatın hem bütünü hem de her bir parçacığı, bu parçacıkların bileşimiyle oluşan her katmanı, her an sonsuz ilişkiler örgüsü içinde birbirlerine bağımlılık gösterir. Bu durum, varlıkların her an var olabilmeleri için düzenli, kasıtlı ve bilinçli bir şekilde varlıklarını sürdürebilecek sonsuz özelliklere sahip, yarattığı kainattan farklı bir Mutlak Varlık Kaynağı’nın (Vâcıbü’l-Vücud) zorunluluğunu akıl yoluyla kabul etmemizi gerektirir.”

“İnsanlar özgür irade ile yaratıldıklarından, bu kabulü seçebilir veya reddedebilirler. Her insan, yaptığı seçimden dolayı bu Mutlak Yaratıcı’ya karşı sorumludur. İnsan, en çok ihtiyaç duyduğu var olma, hayat sahibi olma, bilinçli olma ve yapılan iyiliğe karşı minnettar olma duygularını kullanması onu mutlu edecek şekilde yaratılmıştır. Bu duygularımızın gerektirdiği doğrultuda tercih yapmamız, insanlığımızın gereğidir.”

*Kainat kelimesine ‘evren’ ismi kasıtlı olarak takılmış görünmektedir. Maalesef yanlış bir anlayışı temsil eden bir kelime türetilmiş ve herkes bu kelimeyi kullandığı için biz de kullanıyoruz, fakat farkındayız. ‘Kainat’ kelimesi ‘mümkinat alemi’ anlamındadır yani varlığı zorunlu değil, kendisinden değil, var edilmesi tercih edilirse var olanlardır, var edilmeye muhtaç olanlar demektir.

Şu ayete bakalım:

أَوَلَمْ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَـٰهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ

‘Ya o Yaratıcıya imanı reddetmekte direnenler görmediler mi ki semavât ve arz bitişik idiler de biz onları ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık, hâlâ inanmıyorlar mı?’ (Enbiya 21/30) Bu ayetle ilgili olarak bazı tercümelerde ‘başlangıçta’ ifadesi konuluyor. Bunun zorlamalı bir ilave olduğu bellidir. Nedeni de bilinmektedir. Bu esas itibariyle Mu’tezile anlayışına dayanır. ‘Mu’tezile anlayışı’ demek her görüşleri yanlış demek değildir. Ama bu konuda yanlış anladıklarını kainat şahitliğinde anlıyoruz. Ayet bize Yaratıcının düzenli yaratmasını bizim gözlemlediğimiz yaratılış filmindeki görüntüsünü anlatıyor. Yanlış algılayarak, maddenin kendisinin bitişik iken yaratıcılarının doğrudan yaratmasıyla değil, sonra maddenin kendisi veya kendisine Yaratıcılarının verdiği kalıtsal özelliklerle kendisi ayrıldı, anlamında anlayamayız bu ayeti.

فَفَتَقْنَـٰهُمَا diyerek ‘onları Biz ayırdık’ diyor, ‘kendileri ayrıldılar’ demiyor.

جَعَلْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ diyerek de, ‘Sizin gözlemlediğinize göre milyonlarca canlı varlıkları bakın basit bir sudan Biz yaratıyoruz, su onların varlık kaynağı olamaz, anlayın’ diyor. Yani لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ  eğitim sürecinin لَآ إِلَـٰهَ başlangıcı eğitimi yapılıyor. Bu yaratılış biçimi hiçbir zaman hangi türü olursa olsun ‘evrim teorisi’ ile birleştirilemez. Her tür evrim teorisi ‘Bu karelerin yaratıcısı daha önceki yaratılıştaki özelliklerin kendilerinin doğasında bulunan kodlamanın şimdi kendisini devam ettirmesidir’ der. Bazıları da, ‘Bu varlıkların doğasındaki özellikleri Yaratan var. Bakın bu özellikler nasıl tam bir düzen içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar. Demek ki düzenli yaratılış için, (Materyalist, akıllı tasarımcı, panenteist, teistik) adları altında her tür evrim teorisi) kendiliğinden olamaz bir Yaratıcıları olması gerekir’, diye iddia ediyorlar. Farkında olmalıyız ki, materyalist evrimciler dışında bu teoriler, Yaratıcı şu veya bu şekilde yarattıklarına varlıklarını kendileri yürütme yetkisi verdiği ve fakat bu Yaratıcı bazen veya sürekli müdahale ettiği anlayışını içerir.”

Kainat kelimesine ‘evren’ ismi kasıtlı olarak takılmış görünmektedir. Maalesef yanlış bir anlayışı temsil eden bir kelime türetilmiş ve herkes bu kelimeyi kullandığı için biz de kullanıyoruz, fakat farkındayız. ‘Kainat’ kelimesi ‘mümkinat alemi’ anlamındadır yani varlığı zorunlu değil, kendisinden değil, var edilmesi tercih edilirse var olanlardır, var edilmeye muhtaç olanlar demektir.

“Kur’an’ın yukarıda ve daha önceki alıntılanan ayetlerde kullandığı geçmiş zaman kipindeki ve yaratılışın her an değişik bir şekilde gerçekleştiğini bildiren bu tür ifadelerin hepsi, ‘Sünnetullah’ın (Yaratıcının yaratma prensipleri) daima düzenli, hikmetli bir yaratılış gerçekleştirdiğini ifade eder. Var olan bir suyu kullanarak hayat yaratıyor değil. Su hayat kaynağı da değil. Yalnızca Yaratanın düzenli yaratmasıdır. Bütün problemler yalnızca başlangıçtaki yaratılışı başlatan ve düzenliliği yaratan Allah anlayışının, (ki bu bir Hıristiyan veya akıllı tasarımcı anlayışıdır) kapısını açmaktan veya ona ihtimal vermekten kaynaklanıyor. Bu anlayışın da gerisinde Mu’tezile anlayışının sembolleşmiş ifadesi olan ‘Kul fiilinin yaratıcısıdır’ anlayışının burada kalmayıp, ‘eşya da kendi fiilinin yaratıcısıdır’ diye genişletilmesinden ibarettir.”

“Kanaatimce, bu gayretlerin arkasında bilimcilik modasının bilimsellikte geri kalan Müslümanlarda oluşturduğu aşağılık kompleksinin tatmin edilmesi zafiyeti vardır. Bu zafiyete kapılmadan ‘Allah her şeyi, her bir anda, düzenli, hikmetli, ılımlı, ölçülü, adaletli, ferdaniyetli yaratır’ demek gerekir ki, yanlış anlayışlara kapı açmasın.”

Sonuç olarak bir buçuk saatlik ders süresinde okunan bu uzun metin Kayyûmiyet’e, “mutlak olan” Allah’ın yaratma biçimine, yaratılışla ilgili ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiğine ve nihayet “kayyûmiyet”i dikkate alarak yaratılışı düşündüğümüzde bunun hiçbir evrim teorisiyle asla bağdaşmayacağına dair çizdiği geniş çerçevesi itibariyle, kendi adıma, çok istifadeli metin vasfını taşıyor. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın