Allah’ın verdiği kabiliyetlerin haini olmamak
Kur’an, “Ne demek istiyor?” sorusunu araştırmak amacıyla okunmalıdır. “Ben bu kitabı okudum, biliyorum” tavrıyla okuyanlar Kur’an’dan faydalanamaz. Hayatında hiçbir kitap eğitimi almamış, gerçekten avam ve sadakatle aczini bilen bir insan, Allah’ın kelamıyla başbaşa olmak niyetiyle Kur’an’ı okursa, o kişi için hak bir davranış olur. O kimseyi ayıplamak, dışlamak, hiç faydası olmayan bir işle meşgul olduğunu söylemeye dair fetva vermek bizim ne kapasitemiz dahilinde ne de böyle bir şeye hakkımız vardır. Bizi ilgilendiren kısmı şudur: Kendi kapasitemiz dahilinde Kur’an’a yönelerek bu kapasitemizi kullanabiliyor muyuz? İş hayatımızda gösterdiğimiz hassasiyeti Kur’an tefsirleriyle olan ilişkilerimizde gösteriyor muyuz? Kur’an anlama çalışmasında da meslek edinmek için yaptığımız eğitime benzer bir eğitime kendimizi tabi tutuyor muyuz?
Mesela mühendislik eğitimi alırken hiç bilmediğimiz konuları bilir hale gelecek programdan geçiyoruz. Demek ki Allah’ın bize emanet ettiği aklı böyle bir eğitim aracı olarak kullanabiliyoruz. Peki, bu eğitim aracı olan aklımızı hiç anlamadığımız Kur’an’ı anlar hale gelecek şekilde kullanabiliyor muyuz? Aklını dünyevi meselelerde çalıştıran insanın Kur’an’ı anlamaya gelince aklını tamamen terk eden bir tavır içerisine girmesi kendini kandıran, riyakar, sahte bir davranıştır. Bu yanlış davranışını haklı çıkarmak için “İnsanların çoğu avamdır, Kur’an’ı anlayamazlar bu nedenle taklitle okumaları caizdir” şeklindeki savunmaları kendilerini kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Avamın kapasitesine göre Kur’an’a muhatap olması onların meselesidir ama eğitimli insanın kendini onların düzeyine indirgeyip avam rolünü oynaması sahtekarlıktır. Dünyevi meselelerde kabiliyetini geliştirip de aynı kabiliyetini Kur’an anlamada göstermeyen insanlar ahmak, cahil, kendini kandıran olarak nitelendirilebilir.
Babaannelerimiz Kur’an okurken gözleri yaşlarla dolar ve bu davranışlarında samimidirler. Ama seküler eğitim almış birinin Kur’an okurken aynı şeyleri yaşaması mümkün değildir. Çünkü bir taraftan muhakeme eğitimi alırken diğer taraftan duygularını geliştirmemiştir. Bu nedenle gözlerinin yaşlanması mümkün değildir. Seküler eğitimden geçen insan kabiliyetini kullanmazken, yaşlı babaanne kullanmıştır. Yaşlı babaannelerin düşünme kabiliyetleri olmayabilir ama hisleriyle düşünebilirler. Babaanne aklını kullanmasını tam bilmeyebilir, 3-5 kuruşun hesabını yapamaya kalktığında karıştırır, “Ben anlamam bunları, ne istiyorsan al şu parayla, üstü varsa ver değilse söyle onu vereyim” der, geçer, yani 3 ile 5’i bile toplayamaz. O duygusunu geliştirmemiştir ama onun yerine başka duygularıyla yaşar. Seküler eğitim alan kişinin ise o duygusu yani aklı ve muhakemesi gelişmiş, başka duyguları körelmiştir.
Babaanne diğer duygularını geliştirerek Rableriyle ilişki kurma eğitimi geçirmiştir. O eğitimden geçmiş duygularıyla Kur’an’ı okuduğunda Besmele çekerken gözleri yaşarır. Fakat üniversite okumuş kişi, bu tür duygularını geliştirmeden sadece aklını her türlü meselede kullanmaya alıştığı için, Kur’an okumaya gelince babaannesi gibi yapacağını iddia etmesi kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir.
Duyguların nasıl gelişebileceğine en güzel örnek âmâların durumudur. Tam âmâlar, karanlık ile aydınlığı çok hafifçe fark edebilirler. Karanlık bir yerdeler mi yoksa aydınlık bir mekandalar mı hissederler. Bu farkı hissedecek kabiliyetlerle donatılmışlardır. Bu kişiler karartının tonlarıyla, karşılarında bir eşyanın olup olmadığını anlarlar. Hatta ses dalgalarının boyutları da onlara yardımcı olur. Yani bir ses çıkardıklarında o sesin yankısının mesafesiyle nesneleri algılarlar. Ayrıca yine âmâlar, kendilerine bir şey yaklaştığında o şeyin ısısını hissedebilecek kabiliyetleri vardır. Bu insanların dokunma, ısı algılama, karanlığın tonunu algılama gibi belli meselelerde duyuları o kadar gelişmiştir ki bizim kadar normal hayatlarını görür gibi yaşarlar. Eşyaların nerelerde olduğunu hafızalarına yerleştirirler, bir yoldan gittikleri zaman o yolun bütün inişlerini çıkışlarını hafızalarına kaydederler böylece görme duyusu dışındaki başka organlarını geliştirirler. O organlarını geliştirdikleri için onları göz yerine kullanır hale gelirler.
Yukarıdaki örneğimize dönersek, gözü gören birisi diğer organlarını geliştirmediği halde âmâlar gibi duyularıyla, ısıyla, hisleriyle nesneleri algılama kabiliyeti olduğunu söylerse “Ben de onlar gibi yapıyorum” derse ahmaklık etmiş olur. Gören bir insan görerek yaşamayı öğrenir; farklı duyularını, hislerini geliştirmez. Isı ve karanlık tonlarının algılanmasıyla ilgili hafızasını kullanarak eşyaların yerlerini, özelliklerini algılama yeteneğini geliştirmemiş kişi, âmâ gibi davranamaz çünkü gören insan gözünü kullanır. Âmâ ise gözü olmadığı için başka duygularını geliştirme özelliği vardır.
Gördüğü halde görmüyormuş gibi davranmak kendini kandırmadır, sahtekarlıktır. Bu sahtekarlıktan vazgeçilmesi gerekir. Bu yanlış davranış tarzı sadece Türkçe konuşulan yerlerde değil, bütün dünyadaki İslam alemini sarmış bir hastalıktır. Kişi dünya hayatında profesör olacak kadar eğitimini, muhakemesini geliştirir ama Kur’an okumaya gelince babaannesi gibi okur. Bu davranış, insanın kendisine yaptığı bir hainliktir. O kişi, Allah’ın verdiği imkanların hainidir. Allah göz vermiştir, o kişi de görme duygusunu kullanarak yaşar, farklı duygularını geliştirmez. Diğer taraftan gözü yerine farklı duygularını geliştirmiş insanları taklit ederek, gözünü kullanmak istemeyen bakar kör gibi davranması ahmaklıktır. İslam alemi gördüğü halde görmez gibi davranan insanlarla doludur. Kur’an’ın ciddiye alınmamasının başlıca nedenlerinden biri de bu haldir.
“Onlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler.” Bakara Suresi (2): 78.




Allah Razı olsun Çok iyi özetlemişsiniz.Bu usule çok ciddi ihtiyaç var.Aytıntılarda insanlar birşeyler söyleyebiliyorlar ama bütünün krokisini çizmek kolay değil Allah size ihsan etmiş. Said Nursiyi ciddiyetle okumuşsunuz. Bize de anlatıyorsunuz. Allah razı olsun.
Cok guzel bir yaklasim gercekten, daha once geleneksel Risale okumalarinda hic rastlamadim. Binlerce elhamdulillah bu manalar kalbinize ilham edildigi icin.
Ben de Elhamdulillah diyorum. Dualariniz icin tesekkur ederim. ali