İnsan olarak her birerimiz etkilenen varlığız. Yol kenarında acı çeken bir hayvanı gördüğümüzde içimiz burkulur. Kanadı kırık bir kuşun çaresizliği karşısında bizim de sanki bir yerlerimizin kırıldığını hissederiz. Dünyanın bir ucunda sel felaketinden yahut depremden dolayı yaralananlar veya ölenler içimizden bir şeyler alıp götürür. Bırakalım canlı olarak görmeyi, videoda bile tel örgüye sıkışmış zavallı bir ceylanı kurtarıp ormana bırakan kişiyi izleyince memnuniyet duyarız. Hasret yüklü nağmelerle “anam” türküsünü dinleyince hayalen annemizin kollarına koşarız. Yetimin başını okşayan, yoksula destek olanlara samimi muhabbet duyarız…
İnsanın etkiye açık olması, bazı şeylerin kendisini üzerken bazı şeylerin sevindirmesi belli ki insanın yaratılışında bulunan özelliklerle alakalı. Diğer bazı canlılarda küçük çaplı etkilenmeler olsa bile insandaki zenginlik ve çeşitlilik ile kıyaslamaya imkan yok. Yaşadığı bölgesi yahut dönemi, inancı yahut kültürü ne olursa olsun insanlardaki genel anlamda etkilenme ortak insanî özelliklerin sonucu. Bir de bunun dışında kişilerin kendi ilgi, merak, eğilim ve ihtiyaçlarına bağlı etkilenme var ki, işaret etmek istediğim husus bu. Söz gelimi siyah derili birisi siyah derililerle ilgili haberlerle daha fazla ilgilenir. Başka bir ülkede yaşayan Japon kendi ülkesiyle ilgili gelişmeleri daha özel bir duygu ile takip eder. Mide rahatsızlığı yaşayan birisi sağlık programları arasında kendi rahatsızlığı ile ilgili olanlara daha fazla merak duyar vs.
Ortak özelliklerin dışında birey olarak bazı şeylerden sınırlı biçimde etkilenme yahut ciddi şekilde etkilenme kişisel eğilim, düşünce inanç seviyesi gibi birçok değişkenle ilgili. Mesela okuduğu bir kitap yahut makale hatta bir söz birisine “sıradan” gelirken başka birisine çok çarpıcı, çok etkileyici gelebilir. Duyduğu bir atasözü veya bir vecizeden etkilenerek hayatına yöne verenler olduğu gibi aynı atasözü veya vecize karşısında duyarsız kalanlar da olabilir. Burada başka faktörler yanında “ihtiyacın” belirleyici olduğunun altını çizmek lazım. Karnı aç olan birisi dolaştığı şehirde lokanta arar, yatacak yere ihtiyacı olan da otel. İhtiyaçlar kişiden kişiye, kişinin zaman ve zemindeki durumuna göre değişebiliyor. İhtiyaçlar listesi ve listedeki sıralama ne olursa olsun, tayin edici faktörün insanın insan olmaktan kaynaklanan muhtaciyetleri olmalı diye düşünüyor insan. Aktüel tabirle “temel insanî değerler”. Biliyoruz ki bu değerlerin içinde doğruluk var, adalet var, iyilik-severlik var, fedakarlık var vs. İnsan bu değerlerle ilişkisini ne kadar canlı tutarsa bu değerlere ilişkin gelişmeler onu o oranda etkiler, etkiliyor. Bir de insanî değerlerin içinde İslamî değerler var. Aslında bunlar da insanî değerlerin bir parçası. Çünkü İslam insanı yaratan ve insanı ihtiyaçlı kılanın insanın insanî ihtiyaçlarını karşılamak üzere gönderdiği mesajların adıdır.
Etkilenme ile ilgili olarak benim dünyamda çarpıcı örneklerinden birisi Peygamber’in (asm) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd 10/ 112) ayeti karşısında, “Bu ayet beni ihtiyarlattı” (Tirmizi, “Tefsir”, 56) diyen tavrı. Belki aynı ayeti onlarca kez duyan birisi bu ayet karşısında çok sınırlı bir duyarlılık göstermekle iktifa etmiş olabilir. Bu da Peygamber’in his dünyasının ne kadar derin olduğunu gösteren ve bizim için de etkilenme vesilesi olan bir tavır.
Peygamber-i Zîşan’ın (asm) bu tavrını hatırlamamın sebebi Ha-mim dersinde bir katılımcının bir ayet vesilesiyle söylediği bir ifade. Söz konusu katılımcı Miraç Risalesi dersinde metinde geçen bir kelimenin Kur’an’daki zengin referanslarıyla karşılaşıldığında şu mealde açıklamalarda bulundu: “Biz Kur’an’ı ihmal ediyoruz. Kur’an’a muhatap olmada ciddi sorun yaşıyoruz, onu geleneksel formları aşarak insanî ihtiyaçlarımız bağlamında okumaya ve anlamaya çalışmıyoruz. Elinden Kur’an’ı düşürmeyenler dahil -elbette istisnaları olmakla beraber- ayetlerin canlı, dinamik mesajlarına adeta sağır kesiliyoruz. Daha açık söylemek gerekirse Kur’an’ı terk ediyoruz. Kur’an’da bir ayet var, ödümüzü patlatıyor: ‘Peygamber dedi ki ‘Ey Rabbim! Kavmim Kur’an’ı terk edilmiş bir şey haline getirdi’ (Furkan 25/30). Yok efendim bu ayet Mekke’li müşriklerle alakalı imiş, yok efendim Peygamber bu şikayeti ahirette söyleyecekmiş gibi açıklamalara aldanmamak lazım. Kur’an basbayağı bana, bize, Müslüman olduğunu söyleyip de Kur’an’ı eline alarak okuyan herkese söylüyor, ‘Kur’an’ı terk etmeyin, onun hakikatlerine ilgisiz kalmayın, onu anlamaya ve o anlam ile hayatınıza anlam katın’ diyor. Ayette geçen ‘mehcûr’ kelimesi terk edilmiş, bir yere gönderilmiş, bırakılmış anlamına geliyor. Bir yerden başka bir yere gitmek anlamındaki ‘hicret’ kelimesi de aynı kökten geliyor. Ben kendimi başa koyarak ifade ediyorum Müslümanlar olarak Kur’an’ı ne kadar anlamaya, düşünce ve ameli hayatımızı ona göre düzenlemeye çalışıyoruz? Bir defa Kur’an’a olan ihtiyacımızın farkında olmamız lazım. İkinci olarak Kur’an’ı ‘zahiri ve tarihi bağlamı’ çerçevesinde okuma hatasından vaz geçmeliyiz. Onu canlı, bugüne hitap eden, bizim her halimize mesaj veren beyan olarak görmeliyiz…”
Katılımcının söz konusu ayetle ilgili olarak “bu ayet ödümüzü patlatıyor” sözü, samimiyetle ifade etmek gerekir ki bana çok etkileyici geldi. Allah razı olsun.


