Ha-mim’de geçtiğimiz günlerde yapılan (22. 10. 2024) “Kur’an’dan Ayet Demetleri” dersinde Enam suresinin 95. ayeti çalışıldı, özellikle usûl/metot açısından çok önemli bir prensibin altı çizildi. Ha-mim’de gerek Kur’an ve hadis okumalarında gerekse Risale okumalarında dikkat çekilen usulî prensipler hem metinlerin zengin içeriklerini anlama hem de ortaya çıkan özgün mesajları pratik hayatımıza yansıtma açısından çok önemli görünüyor. Zira elde edilen bu usullerle insanlar şahsî okumalarında da yeni anlamlara ulaşıyor, hayatlarını daha anlamlı ve daha güvenli şekilde yaşama imkanı buluyorlar.
Takdimcinin konuşmasından gelecek Kur’an okumalarında söz konusu surenin 95-104. ayetlerinin çalışılacağının belirtildiği derste, 95. ayet okunup müzakere edildi. Ayetin meali şöyle: “Şüphesiz Allah, tohumu ve meyve çekirdeğini yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi meydana getirendir ve diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Ve akıllarınız hâlâ nasıl da tersyüz oluyor?” Takdimci şunları söyledi: “Kur’an, ‘Yaratıcımız kim, niye yarattı bizi, daha sonra sonumuz ne olacak?’ gibi soruların cevaplarını bize vermek üzere Yaratanın sözel konuşmasıdır. Fakat O, bu sözel konuşmasında devamlı surette yarattığı şu kainatı şahit gösteriyor, ‘bunları yapıyorum, bunları yaratanım’ diyor, ‘bunları yaratan olarak konuşuyorum’ diyor. ‘Sana yaptığım rehberlik konuşmasında, seni eğitmek üzere gönderdiğim bu eğitim kitabında, bu ders setinde sen söylenenlerin karşılığını kainatta yaptığım işlerle sabitleyebilir, delillerini bulabilirsin’ diyor.”
Takdimci giriş mahiyetindeki bu kısa açıklamasından sonra şunları söyledi: “Görüldüğü gibi ayette Allah’ın taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendiren; ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran olduğu belirtiliyor, ardından ‘zâliküm Allah’ denilerek -biraz sonra konuşacağımız- önemli bir usûle dikkat çekiliyor, fezlekede yani ayetin sonunda ise ‘böyleyken, nasıl akıllarınız ters yüz oluyor’ denilerek yine başka önemli bir hakikate işaret ediliyor. Baktığımızda çekirdeğin kendisi canlı değildir. Fakat canlı bir bitkinin yaratılmasında görevlendirilen, düzenli yaratılışın gereği olan bir yaratık türüdür. Her bitkiye yeniden hayat veriliyor. Buradan ikinci yaratılışta da insan ruhuna yeni bir tür hayat verilerek yaratılacağını anlıyoruz. Ama bunun aynı nitelikte bir hayat olmaktan ziyade ‘halk-ı cedid’ yani yeni bir yaratma olduğunu biliyoruz.”
“Ayet, ‘tohumu çatlatıyoruz, ölüden diriyi çıkarıyoruz’ derken tohuma ihtiyacımız olduğunu düşünmeyin mesajı veriyor. Çünkü görüyoruz ki, tohumu ektikten sonra onun sonucunda yaratılan bitki canlı ama tohum canlı değil. Daha açığı, yaratılış düzeninde tohumun kullanılıyor gibi olduğunu gözlemliyoruz. Oysa tohumun da, filiz halinin de, boy atmış halinin de her an yeni ve taze bir yaratılışın ürünü olduğu fark ediliyor. Zira tohumun kullanıldığı toprak canlı değil, su canlı değil, güneş ışığı canlı değil, hava molekülleri canlı değil. ‘Bakın biz cansızdan canlıyı çıkarıyoruz’ diyor. Ama O size kendisini Allah diye tanıtıyor. ‘Ben bunları, bu işleri yapanım! Dolayısıyla siz Beni bu işleri yapan olarak tanıyacaksınız’ diyor.”
“Ayette ‘diriden ölüyü, ölüden diriyi çıkarır’ demesindeki espriyi ben mucizevi yaratılış olarak anlıyorum. Çünkü öyle bir yaratılışı gerçekleştirebilecek kainatta ne bir insan ne kainat cinsinden başka bir varlık yok. Bulamazsınız! Ayet bunu ne zaman dedi? 14 asır önce dedi. Peki, hâlâ öyle değil mi? Onun dışında var mı bir yaratan? ‘Zâliküm Allah’, işte bunları yapandır Allah! Beni bunları yapan olarak tanıyacaksınız’. Yani ‘Siz hayalinizde bir şeyler tasavvur etmeyin, kainatın içinde bunların kainat cinsinden bir yapıcısı var diye aramaya kalkmayın, bulamazsınız!’ Öte yandan ayetin sonundaki ‘akıllarınız nasıl ters yüz oluyor’ diye çevrilen kelimenin kök anlamında ‘yalan söylemek, gerçeği olduğundan başka dile getirmek, iftira etmek’ gibi anlamlar da var. İftira etmek diye çevrilen ‘ifk’ kelimesi de aynı kök fiilden türetilen bir kelimedir. Yani deniyor ki, ‘Benim hakkımda iftira etmeyin, tutup başka birisine, mesela varlıklara, söz gelimi bitkilerin kendisine ‘bu özellikler sana aittir’ demeyin; göremezsiniz, böyle bir deliliniz yok’ diyor. Diyenler varsa, bunun Yaratıcıya bir çeşit ‘iftira’ olduğuna işaret ediyor. ‘Sen değilsin bunların Yaratıcısı, bitkilerin kendileridir’ demek oluyor.”
“Alışkanlıklarımız dolayısıyla bize sıradan gibi görünen ‘tanenin ve çekirdeğin yarılması, yine ölüden dirinin, diriden ölünün çıkarılması’ -kainattaki her oluş gibi- dikkat etmemiz gereken çok önemli gerçeklik. Bu bakımdan, mesela İmam-ı Ali’nin ‘Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran Allah’a yemin ederim ki’ şeklinde kasem ettiği belirtiliyor. Çünkü yaratmanın, hayat vermenin ne kadar düşünmeye değer, ne kadar harika olduğu, insanların ‘Bu kainatın bir yaratıcısı olması lazım’ genel anlayışı içinde kaybolup gidiyor. Bir buğday tohumu yahut bir elma çekirdeği toprağa atıldığında onun çatlayıp yahut yarılıp bir buğday veya elma ağacı filizi olarak canlanması harikulade değil midir? Biz genel olarak ‘Allah’a inandım’ diyor, geçip gidiyoruz. Peki ‘bu nasıl bir ilah, şu andaki işler nasıl oluyor?’ sorularına odaklanmıyoruz. Yaratma deyince bazen ‘dönüştürme’ ile aynılaştırıyoruz. İnsanların ağaçtan tahta, tahtadan dolap yapması gibi zannediyoruz. Taneden filiz, filizden başak yaratılıyor zannediyoruz, düşünmeden, sorgulamadan yaptığımız gözlemimize bakarak. Oysa Kur’an bizim gözlemimize göre konuştuğu için bu tür sıralamalara işaret eden açıklamalar olmakla beraber, düşündüğümüzde yaratmada her an tazelenme, her an tekrarlanma, her an bir bütün halinde yaratma var. Tahtanın dolaba dönüşmesinde mahiyet değişikliği yok. Ayni tahtayı insanlar kesip biçerek yeni bir şekle sokma tercihi yapıyorlar. Ama kainattaki yaratılışta her an mahiyet değişikliği gerçekleşiyor. Mesela bir insanın vücudu her an yenilenerek yaratıldığı için her an mahiyeti farklı oluyor. Mesela -daha aşikar görünen aşamaları itibariyle- bebeklik hali, çocukluk hali, gençlik hali, yaşlılık hali gibi.”
Daha sonra takdimci ekrana yansıttığı: “Bitkiler tohumdan çıkmıyor, onları çatlamış halde yaratan, sonra hayatlı fidanı yaratan ve sonra da o bitkiye ölüm verendir Allah’ cümlesini okudu. Ardından şunları söyledi: “Kur’an insanların çoğunluğunun seviyesine göre konuşur. Ama öyle konuşur ki her düzeyden insan faydalanır bundan. Baktığımızda ayet -zahiri olarak- Allah’ın tohumu ve çekirdeği çatlatıp yardığını, ölü hükmünde olan bunlardan diri olan bitkiyi yanı fideli halini yarattığını, sonra canlı olan o bitkiye de ölüm verdiğini, bunun gibi Allah’ın insanı ölümünden sonra da ahirette yaratacağını söylüyor. Avam böyle anlar ayeti. Diyelim ki, annem öldü, bedeni kabirde. Onu daha önce Allah yaratıp hayatlandırmıştı. Ölümünden sonra da O, ahirette onu yaratır, yaratacak. Ama biz, bu dünyada yaratılışı dikkatlice düşündüğümüzde ölü malzemelerden yepyeni dirilerin yaratıldığını, yaratılmakta olduğunu görüyoruz. Her gün şu kadar hücremiz ölüyor, aldığımız besinlerden şu kadar yeni hücremiz yaratılıyor. Yani ölüden diriyi çıkarma olayı her gün hatta her an gerçekleşiyor. Bu, konunun bir yönü. Başka bir yönü ise daha önce işaret edildiği üzere, yaratmanın her an, daimî olarak gerçekleşiyor olmasıdır. Aksi halde yaratılanın bir varlığın bir hali, bir aşaması, sonraki halin ya da aşamanın yaratıcı olması gibi bir sonucun ortaya çıkması demek oluyor. Oysa hiçbir yaratıkta, onun başka aşamada var olmasına imkan sağlayacak hiçbir özelliğinin olmadığını anlıyoruz, biliyoruz. Şu halde biz yaratılışta her hangi bir malzeme kullanımı söz konusu olmaksızın her şeyin, gördüğümüz her özelliği ile her an yaratılıyor olduğunu anlıyoruz, kainatın varlığa gelişi buna şahitlik yapıyor.”
“Öte yandan ayette yer alan ara cümlecik ‘zâliküm Allah’ ibaresi çok önemli bir usûle işaret ediyor. Yani burada ilginç bir şekilde Allah kendisini tarif ederken yaratıkların cansız bir halden canlı bir hale dönüştürülerek yaratılışına dikkatimizi çekip bize ‘Bu yaratılış türüne dikkat ediniz, bu fiillerin fâili hakkında düşününüz, kim yapabilir bunları’ diyor. Sonra da anlarsınız ki ‘İşte bunları yapandır Allah!’ mesajını veriyor. Zaten gayba iman da böyle olur. Biz Müslüman toplumda dünyaya geldiğimiz için ‘gayb’ı sanki ‘şahit’ yani şu gördüğümüz alemden bir şey imiş gibi konuşuyoruz. Mesela ‘Allah insanı yarattı’ veya ‘Allah kainatı yarattı’ diyoruz. Ayet başlangıcı itibariyle böyle başlıyor ama ‘zâliküm Allah’ ibaresiyle ters istikamette bir iman eğitimi veriyor. Böylece biz ezbere bir ‘ilah’ anlayışından bahsetmek yerine Onu, yaratıkları üzerinden tanıma eğitimi alıyoruz.”
“İfade etmek gerekir ki, bu eğitim sağlamdır, bu eğitim -deyim yerindeyse- ayakları yere sağlam basan bir eğitimdir. Biz ancak bu alemde var olan eşyaya bakar, onları inceler ve anlarız ki, bunlar kendilerini var etme veya başka bir şeye varlık verme ve hatta kendi varlıklarını bir an sonraki aşamada gerçekleştirme gibi hiçbir özelliği olmayan varlıklardır. Her an nasıl var edilmişlerse öyle var olmak zorunda olan ve bir başka seçeneği olmayan varlıklardır. İnsan olarak biz ister istemez ‘öyleyse bu eşya nasıl var oluyor ve varlıkları her an değiştirilerek devamı sağlanıyor’ diye sormak zorunda kalıyoruz. Sonra bakıyoruz ki, her bir şey diğer bütün her şey ile doğrudan ilişkili. Kainatın tümünün bir bütün halinde, düzenli bir şekilde varlığı sürdürülüyor. ‘Bunları kim yapabilir ki?’ sorusunu sormak zorunda kalıyoruz. Bu sorunun cevabıyla ilgili olarak ise mantıken ‘ancak kainatı kim var etmişse O olabilir’ diye veriyoruz, daha doğrusu böyle bir sonuca ulaşıyoruz. Bu sonucu insan duygularının da onaylaması ile, ‘Bu varlıkları var edendir Allah’ diyerek iman gerçekleşiyor. Kullanılacak ifade şekli ‘Bu kuşu Allah yarattı’ değil, ‘Bu kuşu yaratandır Allah’ şeklinde olmalıdır. Yaratıcıya delilleriyle inanma yöntemi, daima yaratıkların şahitliğinden başlayıp kainatın tümünün var edicisinin, kainat cinsinden olmadığı için Mutlak olması gerektiğini mantıken tasdik etmek zorunda olduğumuz ‘Gaybî olan Allah’a iman etme’ şeklinde gerçekleşmelidir. İşte Kur’an bize bu eğitimi veriyor.”
Ardından bir müzakereci söz alarak şunu paylaştı: “Az önceki ifadelerde Kur’an’ın iman eğitiminde takip ettiği önemli bir usûle dikkat çekildi ve ‘gayba iman böyle olur’ denildi. Gerçekten gramer olarak düşündüğümüzde ‘zâliküm Allah’ ifadesi gayba işaret ediyor. Çünkü burada yakın işaret zamiri ile ‘zâküm’ yerine ‘lam’ eklenerek (zâliküm) denilmek suretiyle uzak işaret zamirinin kullanılması bir taraftan ‘gaybîliğe’, bir taraftan da ‘Yaratıcının kainat cinsinden olmadığına’ işaret ediyor.”
Ders, söz konusu ayetin biraz daha derinliğine anlaşılması doğrultusunda yapılan öteki yorumlarla devam etti. Ben gündeme getirilen usûlden çok faydalandım. Gerçekten ilk bakışta “Allah kainatı yaratandır” cümlesi ile “Kainatı yaratandır Allah” cümlesi arasında fark yok gibi görünüyor, zira her ikisinde yaratma fiili Allah’a izafe ediliyor. Ancak bu iki cümle arasında çok önemli usulî/metodik bir farkın bulunduğu ifade edildi. Çünkü ilk cümle değişik nedenlerle benimsenen bir inançtan yola çıkılarak verilen bir hükmü, ikinci cümle ise insanî olarak yapılan bir tefekkürün sonunda verilen hükmü ifade ediyor. Diğer bir deyişle ilk cümle biraz yüzeysel, biraz kalıp bir yargıyı, ikinci cümle belli bir sorgulama sonucunda varılan güçlü hükmü dile getiriyor. Diğer taraftan ilk cümle uluhiyet hakkında açık bir tasavvur oluşturmazken ikinci cümle uluhiyeti daha yakından tasvir eden, düşünülerek ulaşılmış bir aşamaya işarette bulunuyor diye anlaşılıyor. Allah razı olsun.



maşallah