Ders Notları

“Allah’ın Razı Olması” Ne Demektir?

“Allah’ın Razı Olması” Ne Demektir? | Ha-Mim

Ha-mim’de geçtiğimiz hafta sonu yapılan (17. 12. 2023) Miraç Risalesi dersinde “Hakikat-ı Miraç Nedir” başlıklı İkinci Esas’ın okunup müzakeresine devam edildi. Müellif burada miracı “Zât-ı Ahmediye’nin (asm) merâtib-i kemâlatta seyr ü sülûkundan ibarettir” şeklinde tanımlıyor, ardından bu tanımı açarak “Cenab-ı Hakkın tertib-i mahlukatta tecelli ettirdiği isim ve unvanları olduğunu, saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir, tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir sema tabakası bulunduğunu” belirtiyor. Miracın, insanlara “uluhiyeti ve uluhiyete karşı ubudiyet”i anlatmak ve öğretmekle görevlendirdiği kişiye birer birer “âsar-ı rububiyeti” göstermesi demek olduğunu kaydediyor. Bu mucizeye mazhar olan Resulullah’ı -metindeki ifadeyle- “abd-i mahsus”u zikrederken onun vasıflarına ve görevlerine işaret ediyor, Rabbü’l-alemin’in “o abdi (asm) bütün kemâlat-ı insaniyeyi câmi, bütün tecelliyât-ı ilahiyeye mazhar, bütün tabakât-ı kainata nâzır, saltanat-ı rububiyetin dellâlı, marziyyât-ı ilahiyenin mübelliği, tılsım-ı kainatın keşşâfı yapmak için” böyle bir mucizeye nail kıldığını söylüyor. Derste miraç konusunun özgün şekilde işlendiği metin çerçevesinde değerli müzakereler paylaşıldı. Ben bunları ilgi video kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=dYNGRI4EbgY), metinde Resul-i Ekrem’in bir sıfatı olarak sayılan “marziyyât-ı ilahiyenin mübelliği” ifadesi içinde gündeme gelen “ilahî marziyyât” diğer tabirle “Allah’ın razı olması”nın anlamına dair tefekküre değinmek istiyorum.

Sözlükte “rıza” memnun olmak, memnuniyet, hoşnut olmak, hoşnutluk; “marziyyât” ise “razı olunan şeyler” anlamına geliyor. Metin, Resul-i Ekrem’i (asm) “marziyyât-ı ilahiyenin tebliğcisi” olarak tavsif ediyor. Bu ifade günlük dilde de “Allah razı olsun” şeklinde sık kullanıldığı için anlamı açık ve biliniyor gibi görünüyor. Halbuki bu tabirin iyi anlaşılması gerekiyor. Moderatör metindeki ifadeyi okuduktan sonra tefekkürünü paylaşma adına -ders sonrası yaptığı bazı eklemelerle- şöyle bir açıklama yaptı: “Allah’ın razı olmasını, ‘Allah razı olsun’ ifadesinden ibaret gibi görüyor, çoğu defa hakikatini göz ardı ediyoruz diye düşünüyorum. Bence ‘Allah’ın razı olması’ kişinin yaratılış maksadına uygun şekilde yaşamasına bağlı olarak Yaratıcının memnun olması’ demektir. Bir kimse yaratılış maksadına uygun şekilde yaşarsa Allah’ı razı eder, Allah böyle bir kimsenin yaşayışından razı olur. Ben bunu basit olarak bilgisayar örneği üzerinden anlıyorum. Bilgisayarın bir yapılış maksadı var. Bilgisayar mühendisi bilgisayarı bu maksadın gerçekleşmesi için yapıyor. Eğer bir kimse bilgisayarı yapılış maksadına uygun şekilde kullanırsa, elbette bilgisayarı yapan mühendis bundan memnun olur. Eğer aksi söz konusu olur da, mesela onu vurup-kırarsa bilgisayarı yapan bundan memnun olmaz, bir daha da bilgisayar vermez! İşte bir yönüyle cehennem budur arkadaşlar!”

Bence ‘Allah’ın razı olması’ kişinin yaratılış maksadına uygun şekilde yaşamasına bağlı olarak Yaratıcının memnun olması’ demektir. Bir kimse yaratılış maksadına uygun şekilde yaşarsa Allah’ı razı eder, Allah böyle bir kimsenin yaşayışından razı olur.

Bir müzakereci de şunları paylaştı: “Az önce yapılan müzakerede ‘yaratılış maksadı’ yani fıtrat vurgusu bana şunu düşündürdü: Zaman zaman söylendiği üzere İslam fıtrat dinidir, fıtrata uygundur yani yaratılış maksadını gerçekleştirme manzumesidir. İman açısından, ibadet açısından, ahlak açısından İslam bütün boyutlarıyla insanın insanî özellikleriyle örtüşen bir mahiyete sahiptir. Dolayısıyla yaratılış maksadımıza uygun yaşamanın yolu Yaratıcının gönderdiği bu dini benimseyip hayata taşımaktır. İşte bu yönüyle İslam ‘Allah’ın razı olduğu yol’ demek oluyor. Nitekim ayetteki ‘Ben bugün dininizi kemale erdirdim, nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’dan razı oldum’ (Maide 5/3) ifadesi de bunu dile getiriyor diye anladım.”

Bunun üzerine moderatör şunları ilave etti: “Kur’an’da Allah’ın, ‘sizin için din olarak İslam’dan razı oldum’ ifadesine dayanarak aklımıza ilk önce ‘İslam’ın şartları’ diye çocukluğumuzdan beri ezberletilen namaz, oruç, hac, zekat gibi uygulamalar geliyor. Bu şartların birincisi olarak sayılan ‘kelime-i şehâdet’ gelmediği gibi, imanın şartlarını ise neredeyse tamamen ihmal ediyoruz! İmanın şartları olarak sıralanan Allah’a, meleklere, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe ve kadere iman esaslarını; sanki iman bir bilginin nedeni araştırılmadan tasdik edilmesi anlamına geliyormuş gibi bir yaklaşım hakim Müslüman toplumlarda. ‘Biz Müslümanız, dinimizde bu hususlara iman gerekiyormuş, evet madem öyle ben de inandım bunlara’ deyip geçiştiriyoruz. Bu çok yaygın ‘İslam dini’ anlayışının gereği, ‘Nedir bunlar, neden ben bunları tasdik edecekmişim, aslını, esasını bilmediğim bir şeyi nasıl tasdik ederim ki?’ demek aklımızdan bile geçmiyor. Bu internet çağında her türlü düşünce akımına açık olarak yetişen yeni nesil bunları sorgulamayı öğrendi. İslam’ı din olarak kabul edenlere sormaya başladı, ‘Nedir bunlar, neden inanacakmışım?’ Cevap olarak ise ‘Biz Müslümanız, Kur’an, Allah’ın bizim için İslam dininden razı olduğunu söylüyor, ben de İslam dinine mensubum, Müslümanım, dinimizin gereği bunlara inanmak lazım, ben de inanıyorum’ demekle yetinme zaafı sergiliyoruz. Devamlı ‘dinimizin gereklerini yapalım, namazımızı, orucumuzu ihmal etmeyelim’ söylemleriyle din eğitimi yapılagelmiş camilerde ve yaygın din eğitim kurumlarında.”

Değilse, artık bu internet çağında ‘Allah bizim için İslam dininden razı oldu, bizim dinimiz İslam’ söylemine dayalı yaklaşıma bir son vermeyip, Kur’an’ın öncelediği ve okuyucularını derinlemesine eğittiği usulüne uygun bir din eğitimi yapmazsak Müslümanların geleceği çok ümit verici görünmüyor.

“Oysa baktığımızda Kur’an, yüzde 95’ini imanın ve imandan kaynaklanan ahlakın, davranışların eğitimini yaptığı halde yalnızca yüzde 5’i kadarını müminlerin uygulaması gereken ibadetlere ayırmış. Bu ibadetlerin iman bilinciyle yapılması gereği vurgulanmış ise de, Müslüman toplumda iman ile ilgili konular yalnızca ‘aldım, kabul ettim’ anlamında öğretildiği için ibadetler ile imanın esaslarının gerekçeleri arasındaki ilişki kurulamamış. Demek ki bu çok acıklı duruma bir son vermek ve toplumu bu konuda uyarmak, din eğitiminde imanın esaslarının derinlikli bir şekilde yapılmasının zorunluluğu ve dolayısıyla önceliği üzerine yoğunlaşmak gerekiyor. Değilse, artık bu internet çağında ‘Allah bizim için İslam dininden razı oldu, bizim dinimiz İslam’ söylemine dayalı yaklaşıma bir son vermeyip, Kur’an’ın öncelediği ve okuyucularını derinlemesine eğitme usulüne uygun bir din eğitimi yapmazsak Müslümanların geleceği çok ümit verici görünmüyor.”

“Özet olarak şunu söylemek isterim: Uygulamadan önce uygulamaya hazır bir kapasiteye ulaşmak bana önemli görünüyor. İmana, ibadete, ahlaka değinildi. Bunlar güzel, ancak bunların gerekçelerinin çok iyi anlaşılması gerekiyor. İman esaslarının temellendirilmesi, ibadetlerin yapılış maksadı, ahlakın hedefleri çok iyi şekilde belirlenmeli diye düşünüyorum.”

Ders miraç gibi bize bakan yönü çok önemli olan bir mucizeyi anlamaya yönelik muhtevada cereyan etmiş olmakla beraber “marziyyât-ı ilahiyyenin mübelliği” ifadesinden hareketle “Allah’ın razı olması”nın mahiyetine yapılan değinmeler bana çok istifadeli geldi. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın