Ders Notları

Taş, Ka’be, Kâinat ya da “Kelime-i Tevhid” Hakikati

Taş, Ka’be, Kâinat ya da “Kelime-i Tevhid” Hakikati | Ha-Mim

Ha-mim’de, geçtiğimiz günlerde yapılan (19. 12. 2023) “Kur’an Okumaları” dersinde Mülk suresinin ilk ayetiyle ilgili yorumlar paylaşıldı. Her ayet gibi çok zengin bir içeriğe sahip olan ve insanların bilgi, eğilim ve seviyelerine göre farklı anlam katmanları taşıyan ayet, Ha-mim’in sorgulayan ve tahkiki imana vurgu yapan usulü çerçevesinde verimli ve feyizli açıklamalara konu oldu. Ben bunların tamamını ilgili ders kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=Ef8nL8u4v-Y) bir kısmını özetlemek istiyorum.

Orijinali itibariyle “tebâreke’llezî bi yedihi’l-mülk ve hüve alâ külli şey’in kadîr” şeklindeki ayet derste şöyle meallendiriliyor: “Bütün kainatın mutlak hükümranlık ve yönetimi elinde olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır; çünkü O her dilediğini yapmaya gücü yetendir”. Başka meallerde az-çok farkı çeviriler de var. Bunun sebebi “tebâreke” fiili ile “mülk” kelimesinin ihtiva ettiği anlam zenginliği. Mesela bir mealde şöyle deniliyor: “Mutlak hükümranlık elinde olan Allah yüceler yücesidir ve Onun her şeye gücü yeter”. Başka bir meal de şöyle: “Elinde hükümranlık olan Allah çok bereketlidir. O dilediği her şeye gücü yetendir”. Diğer bir meal de şu şekilde: “Şanı yücedir, bütün mülk elinde olanın! Ve O her şeye kadir olandır”.

Sözlükler genel olarak “tebâreke” fiiline “Allah’ın tenzih edilmesi” anlamını veriyorsa da kelimenin kök anlamına dikkat çeken lügat alimleri kelimede “bereket, cömertlik” anlamı bulunduğunu belirttikleri için meale bunu da yansıtmak gerekiyor. “Mülk” kelimesi de hem “bütün varlık alemi” hem de “hükümranlık ve tasarruf yetkisi” anlamına geliyor. Bu iki anlamdan birinin kast edildiğine dair karine bulunmadığı için iki anlamı iç içe düşünmek gerekiyor. Buna göre ayeti şöyle meallendirmek uygun olur gibi görünüyor: “Bütün varlığı ‘eliyle’ var edip varlığını devam ettiren ve tasarrufunda bulunduran Allah bereket ve cömertlik bahşeden yegane Kaynaktır, mutlak kudret sahibidir”.

Kabe’nin aslı taştır. Harçsız, taşların üst üste yığılmasından oluşan bir yapı. Çatısı yoktur, kapısı açıktır. İnsanlar girsinler, çıksınlar. ‘Yok efendim, kapısı altınmış, çatısı şöyleymiş’, bunların aslı yoktur. Sade, dikdörtgeni andırır şekilde kübik bir taş yapı. Niçin? Ka’be neyi temsil eder? Ka’be kainatı temsil eder. Kainatın aslı da maddedir. Maddenin aslı ‘partikül’ yani küçük parçacık. Ne kadar küçültürsen küçült, küçük parçacık. Buna zerre diyenler var, cevher diyenler var, esir diyenler var. Hangi adla anılırsa anılsın, sonuçta mahluk. Yaratılmaya muhtaç varlık. Yaratamayan, aklı ve şuuru olmayan, duygusu ya da duyguları bulunmayan parçacık.

Derste, kayıtlardan dinleyebildiğim kadarıyla tam da bu nüktelere ve bunların çağrışımlarında dikkat çekildi. Önce hac’dan ve haccı en önemli rükünlerinden biri olan Ka’be’yi tavafa işaret edilip Ka’be’nin Kur’an’ın anlatımında yer yüzünde ilk mabet olduğu, zamanla tahribata uğrayınca Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ile birlikte aslına uygun olarak inşa ettiği gibi hususlara değiniliyor. İklim şartlarına bağlı olarak zaman içinde Ka’be’nin yıkıldığı ve bilahare tekrar bir şekilde yapıldığı dile getiriliyor. Ardından Resul-i Ekrem (asm)’ın Hz. Ayşe’ye söylediği şu söz naklediliyor: “Ey Ayşe, kavmin küfür dönemine yakın bulunmamış olsaydı Ka’be’yi yıktırıp İbrahim’in temelleri üzerine yeniden inşa ederdim, kapısını doğuya batıya açılacak şekilde açık bırakırdım” (rivayetin muhtelif versiyonları için bk. Buharî, “Hac” 42; Nesâî, “Hac”, 125). Sonra -özetle- şöyle deniyor: “Kabe’nin aslı taştır. Harçsız, taşların üst üste yığılmasından oluşan bir yapı. Çatısı yoktur, kapısı açıktır. İnsanlar girsinler, çıksınlar. ‘Yok efendim, kapısı altınmış, çatısı şöyleymiş’, bunların aslı yoktur. Sade, dikdörtgeni andırır şekilde kübik bir taş yapı. Niçin? Ka’be neyi temsil eder? Ka’be kainatı temsil eder. Kainatın aslı da maddedir. Maddenin aslı ‘partikül’ yani küçük parçacık. Ne kadar küçültürsen küçült, küçük parçacık. Buna zerre diyenler var, cevher diyenler var, esir diyenler var. Hangi adla anılırsa anılsın, sonuçta mahluk. Yaratılmaya muhtaç varlık. Yaratamayan, aklı ve şuuru olmayan, duygusu ya da duyguları bulunmayan parçacık. Kainata baktığımız zaman, etrafımızdaki varlıkları inceleyip sorguladığımız zaman hiç birisinde, hiçbirisinin hiçbir parçasında kendisini var etme, etrafındaki varlıkların durumlarını görerek en uygun şekilde vaziyet alma, kainatın düzenine uyma, devamlı gerçekleşen değişime karşı intizamını koruma… gibi özelliklere sahip olmadıklarını görüyoruz. Bütün varlıkları var eden, bütün varlıkları gören, kainatın var oluş düzenini sağlayan -aklî bakımdan zorunlu olarak- kendisi yaratıkların cinsinden olmaması gereken Mutlak bir Kudret’in bulunması gerektiğini anlıyoruz. İşte taş yığınlarından oluşan Ka’be kainat binasının kendinden var olmadığını, var olamayacağını, arkasında mutlak bir ilim, mutlak bir irade, mutlak bir kudrete sahip Yaratıcının varlığının zorunluluğunu sembolize ediyor. Bunun için Ka’be’ye ‘Allah’ın evi’ denir. Hâşâ Allah’ın oturduğu ev, Allah’ın adresi anlamında mı? Elbette hayır! Şu anlamdadır bu: Allah’ı bulursun orada!”

İşte taş yığınlarından oluşan Ka’be kainat binasının kendinden var olmadığını, var olamayacağını, arkasında mutlak bir ilim, mutlak bir irade, mutlak bir kudrete sahip Yaratıcının varlığının zorunluluğunu sembolize ediyor. Bunun için Ka’be’ye ‘Allah’ın evi’ denir. Hâşâ Allah’ın oturduğu ev, Allah’ın adresi anlamında mı? Elbette hayır! Şu anlamdadır bu: Allah’ı bulursun orada!

“İşte, ister zerreye bak, -göremezsin de aklınla bak-, ister zerrelerden oluşan taşa bak, ister taş bina olarak Ka’be’ye bak, ister zerrelerden oluşan kainata bak! Bunlar kelime-i tevhidin ilk kısmı olan ‘lâ ilâhe’ hakikatini dile getirir. Yani bizde, bizi var edecek ve varlığımızı devam ettirecek özellik yok. Biz ‘yaratan, var eden, düzeni kuran…’ değiliz ve olamayız. Biz yapan değil yapılanız… Muhakememizi devam ettirdiğimizde bu hakikat aklî bakımdan zorunlu olarak bizi kelime-i tevhidin ikinci kısmı olan ‘illâ Allah’a götürür. Yani kainatta gördüğümüz bütün özelliklerin kendinden kaynaklandığı, yaratan ama Kendisi yaratılmamış olan, var olan ama varlığı Kendinden olan, her varlığa varlık veren ama Kendisi hiçbir varlığa benzemeyen ‘mutlak, içkin, aşkın, yetkin’ bir Yaratıcı var… hakikati.”

Derste, bundan sonra ayet-i kerimedeki “tebâreke” fiili ile “yed” ve “mülk” kelimeleri irdeleniyor. Önce “el” anlamındaki “yed” kelimesinden başlanıyor ve özetle şunlar paylaşılıyor: “Yed” kelimesi Allah’a izafe edilerek başka ayetlerde de geçer. Mesela Yasin suresinde, ‘eve lem yerav ennâ halaknâ lehüm mimmâ amilet eydînâ en’âmen fehüm lehâ mâlikûn’ (36: 71) buyrulur. Yani ‘Görmediler mi ki, biz onlar için ellerimizle hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyor.’ Yani sahip olduğunuz veya gördüğünüz hayvanlar var ya, bunlar rastgele var olmadı, bunları ‘Kendi ellerimizle yarattık’. Ayet, yaratılışta gördüğümüz hücrenin, yumurtanın, doğanın, diğer sebeplerin… -Nursi’nin ifadesiyle şart-ı âdi’ olduğuna işaret ediyor ve yaratılışın doğrudan doğruya Kendi Kudretinde olduğunu vurguluyor. Hani deriz ya, ‘Şunu kendi elimle yaptım’ diye, ayet bütün kainatın Onun Kendi eliyle, Kendi Kudretiyle gerçekleştiği, sebeplerin hiçbir payını olmadığı mesajını veriyor!”

“Mülk kelimesine gelince, bu sözcük hem kainat yani maddi alemin bütünü hem de bunun üzerinde hükümranlık anlamına geliyor. Mülk, melekût, melek, melik, mâlik gibi kelimeler aynı kökten geliyor ve ‘sahip olmak, güç yetirmek, tasarrufta bulunmak’ mânâsında kullanılıyor. Bu bakımdan kainat Allah’ın sahipliğinde bulunan varlık alemi olduğu gibi aynı zamanda Onun idare, tasarruf ve hükümranlığı altındadır, deniyor. Zira bazen olur ki, mesela ‘şu arazi benimdir’ derim de onda tasarrufum olmayabilir. Allah bütün kainatı hem var eden, hem sahibi olan hem de mutlak tasarrufunda bulunduran Kaynak demektir, diye anlaşılıyor.”

“Ayetteki ‘tebâreke’ fiili Yaratıcının nihayetsiz bereket kaynağı olduğunu ifade ediyor. İlk yaratılışın en temel malzemesine ulaştığımızda o cevher veya o esirden öyle bir yaratılış gerçekleştiriyor ki -deyim yerindeyse- bereket üstüne bereket ihsan ediyor, bereketinin tükenmezliğini, sonsuzluğunu gösteriyor! Parçacıklardan atomlar, atomlardan moleküller, moleküllerden canlılar için hücreler, cansızlar için değişik nitelikte varlıklar yaratıyor. Hani bir tuğla malzemesinden binler bina yaparsın ya da bir demir malzemesinden envai çeşit araç-gereç yaparsın. Allah yaratılıştaki bir cevher yahut bir esir maddesi malzemesi ile bu muazzam kainatı yarattı, yaratmaya devam ediyor. Malzeme aynı fakat ortaya konulan ürün akıl almaz çeşitlilikte. Böyle bir yaratma ile bu ürünlere varlık veren sanki bize şöyle diyor: ‘Bakın size akılsız, cansız, iradesiz, nereye koyarsan oradan başka bir yerde olmayı tercih edemeyen bir maddeden akıl erdiremeyeceğiniz kadar faydalı, hikmetli varlıklar yaratıyorum; Kendi elimle, doğrudan, Ben yaratıyorum. Bu gördüğünüz varlık çeşitlerinin varlık kaynağı kendileri olabilir mi? Bir düşünün. Çok basit bir malzemeden sizin ihtiyaçlarınıza tam cevap veren Bilinçli, Bilgili, Hikmetli, kasıtlı, sayamayacağınız kadar yaratıkların Sahibi, Yöneticisi, Şefkatli bir Var Edeni olması gerekmez mi? Bu Yaratıcının kudretine, ilmine, iradesine, merhametine, hikmetine sınır koyabilir misiniz? Bu gerçeğe karşı ‘böyle bir Yaratıcıya gerek yok, bu basit malzemeler işte böyle sayısız sayıda harika varlıkların var olmuşlar, her şeyi yerli yerinde, umulmadık hizmetlerde bulunmak üzere kendi kendilerine gelişerek oluşturmuşlar’, diyebilir misiniz?”

“Biraz daha detaylandırırsak şöyle deniyor: Bütün kainatı malzemeleriyle birlikte yaratan olarak Beni tanımanız, Benim ne kadar cömertçe bereketli bir kainat yarattığımı temsil etmek üzere sizi Ka’be adındaki bir taş yığını olan basit bir yapıya davet ediyorum. Ta ki ona bakıp benim nasıl bir yaratılış gerçekleştirdiğimi, basit bir esir veya parçacık malzemesinden akıl almaz özelliklere sahip bir kainatı size ikram ettiğimi bu Ka’be’nin yapısına bakarak çok kolay bir şekilde görüp Beni tanıyarak varlığımı tasdik edebilirsiniz. Size kainatın özetini burada sunuyorum. Eğer beni bulmak, tasdik etmek ve benim sizin Malikiniz, Sahibiniz, tüm insanî ihtiyaçlarınızı karşılayan Yöneticiniz olduğumu çok kolay bir örnek ile anlamak istiyorsanız, hayatınızda, mümkünse, hiç olmazsa bir defa gelip bu temsili bina ile Beni tanıyın. Taşlara bakın, akılsız, şuursuz, iradesiz değiller mi? Çok basit de olsa bir bina olacak şekilde birleşebilirler mi, anlaşabilirler mi, tercih edebilirler mi? İşte Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi gibi bilim dallarında yıllarca eğitim yapmanıza gerek kalmadan Kabe örneğiyle Beni tanıyabilirsiniz. Bu taşlar cinsinden olmayan, yani yarattığım kainat cinsinden olmayan Mutlak bir Yaratıcı olduğumu anlayıp, tasdik edebilirsiniz. Beni, kainat cinsinden olmadığım için bu dünya şartlarında ancak böyle tanıyabilir, varlığımı tasdik edebilirsiniz. Görevlendirildiğim elçilerim size bunu kolayca hatırlamanız için ‘lâ ilahe illallah’ diye özetleyen bir cümlecik öğretecekler. Dikkat edin, kainatı temsilen Ka’be size der ki, ‘Benim taşlarım beni yapan olamaz. Beni yapan bir başkası olması gerekir, değil mi? Öyleyse kainat da böyle, kainatın basit malzemesi de kainatı yaratan, yöneten, sayılamayacak çeşitlilikteki varlıkları en mükemmel bir şekilde size sunanı tanıyın, ‘illallah’ deyin.”

Bütün kainatı malzemeleriyle birlikte yaratan olarak Beni tanımanız, Benim ne kadar cömertçe, bereketli bir kainat yarattığımı temsil etmek üzere sizi Ka’be adındaki bir taş yığını olan basit bir yapıya davet ediyorum. Ta ki ona bakıp Benim nasıl bir yaratılış gerçekleştirdiğimi, basit bir esir veya parçacık malzemesinden akıl almaz özelliklere sahip bir kainatı size ikram ettiğimi bu Ka’be’nin yapısına bakarak çok kolay bir şekilde görür, Beni tanıyarak varlığımı tasdik edebilirsiniz.

“Mesaj devam ediyor: Demek Allah’ı bulmanın insanlık tarihindeki temsilcisi Ka’be’yi ziyaret ederek sizden önce de böyle bir anlayışın temsilcisi ile Beni tanıyanların kervanına katılın. Size ölüm ile bu dünyadaki hayatınıza son verdiğim zaman bu gerçeği anlayıp Bana inananlarla birlikte haşr olmaya hak kazanın. Hac için Ka’be’ye gittiğinizde sizin gibi milyonlarca insanın ‘lâ ilahe illallah’ gerçeğini temsil eden Ka’be etrafında toplanarak onaylandığını görüp, (Rabbenâ âmennâ fektubnâ maa’ş-şâhidîn) ‘Ey Rabbimiz! Biz inanıyoruz, öyleyse bizi hakikate şahitlik yapanlar ile bir tut.’ (5: 83) diyerek Bana yönelin.”

“Çalıştığımız Mülk suresinin birinci ayetinin, mülkün bizzat Allah’ın elinde olduğu, Onun sonsuz rahmet ve bereket Kaynağı olduğu bu şekilde belirtildikten sonra ayetin ‘ve hüve alâ külli şey’in kadîr: O her şeye güç yetirendir’ diye bitmesi de çok anlamlı gözüküyor. Buradaki ‘külli şey’ tabiri Yaratıcının kudretinin sonsuzluğuna yani mutlakiyetine işaret olarak anlaşılıyor…”

Arada katılımcıların bazı sorular da yönelttiği ders monotonluktan uzak, tatlı bir anlatımla akıp gidiyor. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın