Ders Notları

Bir Kur’an Kıssası Okuma Örneği ya da Peygamber Mucizeleri Beni İlgilendirir mi?

Bir Kur’an Kıssası Okuma Örneği ya da Peygamber Mucizeleri Beni İlgilendirir mi? | Ha-Mim

Ha-mim derslerinde en çok önem verilen, en çok dikkat çekilen, en çok hassasiyet gösterilen husus başta Kur’an olmak üzere hadislerin ve Risale-i Nurların anlaşılmasında takip edilmesi gereken usulî prensipler, diğer bir ifadeyle metot yahut yöntemdir. Metin okumalarında metot anlama açısından bir tür anahtar niteliği taşıdığı için “doğru metot”a sahip olmak, aslında birçok hazinenin kapısını açacak imkana sahip olmak anlamına geliyor, dolayısıyla üzerinde ne kadar durulsa değer diye anlaşılıyor. “Kur’an Çalışmaları” dersinde bir vesile ile “Musa’ya ‘asanı taşa vur’ dedik” ayeti çalışıldı, bu suretle Kur’an okuma usulüne dair önemli prensiplere işaret edildi, bir kısmı tekrarlandı.

Yukarıda meali verilen ayet Bakara suresinin 60. ayetinin bir parçası olup ayetin tamamı şöyledir:

وَاِذِ اسْتَسْقٰى مُوسٰى لِقَوْمِه۪ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۜ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

“Hani, Musa kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, herkes kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.” (2: 60)

Derste söz konusu ayetin gerek tamamı gerekse bahsi geçen parçası dolayısıyla kıymetli müzakereler paylaşıldı. Önce, müzakere sürecinde ayetle ilgili klasik tefsirlerdeki yorumlar paylaşıldı, her katılımcı özel olarak çalıştığı tefsirden aktarımlarda bulundu; anakronizme düşmeden ve müfessirleri birbiriyle yarıştırmak gibi bir tutum sergilemeden geçmişin mirasına değinildi. Sonra, Risale-i Nur’da ayetle ilgili iktibaslar gündeme getirilerek Said Nursi’nin nasıl bir ayet okuması yaptığına dikkat çekildi. Ben müzakerelerin sonucunda ulaşılan sonuçlardan bir kısmına değinmek istiyorum.

Kur’an Neden Kıssa Anlatır?

Çalışmada, görevi ayetle ilgili Risale-i Nur’daki iktibasları paylaşmak olan bir katılımcı ilkin Birinci Söz’deki bir metni okudu: Okunan bölüm “Risale-i Nur” adında yazılmaya başlanan eserlerin birinci cildinin ilk parçasını oluşturuyor. Dikkatimizi çeken husus, müellif eserinin daha ilk sayfasında Kur’an okuma ve kıssaların anlaşılması usulünü doğrudan tatbikata koyarak okuyucunun dikkatine sunuyor. Bilindiği gibi, Kur’an, neredeyse yarısı geçmiş toplulukların ve Resulullah (asm) döneminin önemli olaylarını anlatarak okuyucusunu yaşanmış örneklerle Kur’an’ın mesajını anlama eğitimine tabi tutar. Bu nedenle olmalı ki, Kur’an, insana, insanın penceresinden hitap eder. İnsanlar genelde soyut anlamları değerlendirmede güçlük çekebilirler. Bu bakımdan Kur’an’da daima somut örneklerle insanlara muhatap olunduğunu görüyoruz. Hatta ahiret hayatı gibi insanların bu dünyada fiziken deneyimlemesi mümkün olmayan yepyeni bir yaratılış türünü dahi bu dünyadaki insanların bildiği örneklerle anlatır. Böylece Kur’an kendisi ile okuyucusu arasında gayet sıcak, tanıdık ve samimi bir sohbet havasında konuşarak yabancılaşmayı önler. Okuyucu böylece Kur’an’da anlatılan kıssalarda sanki kendisini anlatıyormuş gibi bir izlenime ulaşır. Özellikle, Kur’an’ın mesajına ilk defa muhatap olan gayr-i Müslim toplumlarda yetişen kişilerin büyük çoğunluğunun İslam dinine girmesinin nedeni olarak böyle bir kaynaşmayı Kur’an’da bulduklarını ifade ettiklerini duyarız. “Kur’an sanki beni bana anlatıyor” derler. Maalesef, doğduğu kültürde alışılagelen kavramlar ve menkıbeler şeklinde nakledilen Kur’an kıssaları, Müslüman toplumlarda doğup büyüyen kimseler için sanki Kur’an başka bir kısım toplumların hallerini anlatan bir tarih kitabı olarak görülür.

Bu ayet, bilindiği gibi Hz. Musa’nın, kavminin talebine bağlı olarak Allah’tan su istemesi, Allah’ın da ona ‘Asan ile taşa vur’ demesi, ardından da taştan on iki pınarın akması mucizesi ile alakalı olarak zikrolunuyor. Peki müellif ne yapıyor? Bir mucize ile ilgili olarak yer alan ayeti alıyor, ‘Bu kıssa, daha doğrusu kıssanın bu parçası benim dünyamda ne ifade eder’ sorusunu soruyor, evrensel bir mesaja ulaşıyor. Hepimizin, her zaman gözümüz önünde gerçekleşen yaratılış düzenine dikkat çekiyor, sözü gerçekten pamuk gibi tohumların sert toprak veya taşı delmesindeki mucizeye yani bizim olağan gibi gördüğümüz tüm yaratılışların aslında olağan olmadığını bilakis kasıtlı bir tercih yapanın gücünün sonsuzluğunu ifade ettiğini dile getiriyor.

Kur’an Kıssaları Nasıl Anlaşılmalı?

Okunan metin şu: “Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. ‘Allah nâmına, Rahmân nâmına’ der; her şey ona musahhar olur. Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor. Ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-i Mûsâ (asm) gibi, فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۜ  emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.” (Sözler, İstanbul 2020, YAN, s. 7)

Katılımcının da işaret ettiği üzere müellif “Besmele” konusunu işlerken her şeyin kendine has dille bismillah dediğini, mesela ağaçların ipek gibi yumuşak köklerinin “Biz Musa’ya asan ile taşa vur dedik” emrine uyarak sert toprak veya taşı deldiğini söylüyor. Müellif Hz. Musa’nın kıssasının tarihi anlatımına değinmeksizin söz konusu ayeti ağaç köklerinin taşları delmesinde bir açıklama olarak sunuyor. Moderatör bu kısa açıklamadan sonra şunları söyledi: “Bu ayet, bilindiği gibi Hz. Musa’nın, kavminin talebine bağlı olarak Allah’tan su istemesi, Allah’ın da ona ‘Asan ile taşa vur’ demesi, ardından da taştan on iki pınarın akması mucizesi ile alakalı olarak zikrolunuyor. Peki müellif ne yapıyor? Bir mucize ile ilgili olarak yer alan ayeti alıyor, ‘Bu kıssa, daha doğrusu kıssanın bu parçası benim dünyamda ne ifade eder’ sorusunu soruyor, evrensel bir mesaja ulaşıyor. Hepimizin, her zaman gözümüz önünde gerçekleşen yaratılış düzenine dikkat çekiyor, sözü gerçekten pamuk gibi tohumların sert toprak veya taşı delmesindeki mucizeye yani bizim olağan gibi gördüğümüz tüm yaratılışların aslında olağan olmadığını bilakis kasıtlı bir tercih yapanın gücünün sonsuzluğunu ifade ettiğini dile getiriyor. Yani benim dünyamda eşyanın varlığa gelişinde, mesela ağacın kökünün toprağı delişinde kainatın tümünün yaratıcısının kurduğu düzen çerçevesinde, Onun emrine (tekvinî, yani var etme iradesine) itaatin söz konusu olduğunu söylüyor. Bu anlatımda ‘asa’ ağacın kökü oluyor, ayet şu demeye geliyor: ‘Biz o ağacın köküne ‘taşı del’ dedik’. Sonra ne oluyor? Ayetin devamında ifade edildiği üzere, taştan şu çıkması gibi ağaç kökü de taşı deliyor, sonunda ağaç olup ileride üzerine meyve yükleniyor. Bakıldığında, ne geçmişte ne günümüzde böyle bir Kur’an okumasının olmadığını görüyoruz. Geçmişte, belli ki ipek gibi yumuşak ağaç kökünün toprağı ve hatta taşı delip geçmesinin doğrudan Yaratıcının iradesinin tecellisi olduğu genel kabul içerisinde idi. Hiç kimse ağaç kökünün ‘doğal’ olarak, yani kendini böyle rastlantısal deneme-yanılma yoluyla geliştirdiği gibi akla ve deneyimlere tamamen zıt olan bir anlayışa ihtimal vermesi söz konusu olmadığı için Kur’an okumada böyle bir ihtiyaç yoktu, dolayısıyla müfessirler, -Allah hepsinden razı olsun-, böyle bir okumaya girmediler. Sonradan çıkmış bir hastalığın olmadığı dönemlerde tıp biliminin bu hastalığın tedavisi için ilaç üretmesini beklemek anlamsızdır. Oysa bugün bu tür okumalar zorunlu görünüyor. Ayet, ilk okuyuşta Hz. Musa’nın asasını taşa vurarak şu çıkarma mucizesinden bahsediyor.”

Bir Kur’an Kıssası Okuma Örneği

“Mucizeler, peygamberlerin Allah’ın elçileri oldukları iddiaları üzerine gerçekleşir ama Allah’ın bu iddianın doğruluğunu tasdik etmek üzere insanlara gösterdiği bir yaratma fiilidir. Bu mucize anlatımında Yaratıcı, elçisine ‘asanı taşa vur’ diyor, o da taşa vurunca taştan şu çıkarıyor. Düşünmek lazım: Kur’an bu mucizeyi bana niye anlatıyor? Ben bu mucizeyi görmedim, etmedim. Kur’an okuyucularından da hiçbiri bu mucizeyi görmedi. Nursi’nin Kur’an okuma usulsünden anlıyoruz ki, bu mucizenin benzerleri sayısız örnekleri ile gözümüz önünde gerçekleşiyor. Bir lalenin, bir buğdayın yahut bir portakalın tohumunun önce çekirdeğini yarması, ardından o incecik, zayıf adeta ipek gibi olan otun sert olan toprağı veya taşı delecek şekilde bir yaratılışın gerçekleşmesi sıradan bir olay mıdır? Bu, Yaratıcının Musa’ya ‘asanı taşa vur’ demesi, kainatta yaratılışın gerçekleşme prensiplerini okuyucuya hatırlatmıyor mu? Tüm kainat ve içindeki her bir varlık yaratıcının emri üzerine var olmuyorlar mı? Kuru bir odun parçasının taşı delip su fışkırtması ile incecik otların aynı şekilde toprağı veya taşı delmesinin de Yaratıcının ‘emir’ ile gerçekleştiği birbiriyle paralellik arz etmiyor mu? Yaratılış düzeninde gördüğümüz bu olay, düşündüğümüzde Yaratıcının tekvinî, yani var olma emrine uyduklarını açıkça göstermiyor mu? Nursi’nin ayet okumasından bunu anlıyoruz. Demek ki, Nursi, ayetleri günümüzle, kendimizle ilişkilendirerek okumaya tabi tutarak, böylece ayetlerin evrensel açıklamalarına ulaşmanın metodunu öğretiyor bize diye anlaşılıyor.”

Bundan sonra katılımcı Risale-i Nur’da aynı ayetin geçtiği şu parçayı okudu: “Hem, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mu’cizesini beyân eden, فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۜ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًاۜ (ilâ âhir) bu âyet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazînelerinden, basit âletlerle istifade edilebilir. Hattâ, taş gibi sert yerde, bir asâ ile, âb-ı hayat celb edilebilir. İşte şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: “Rahmetin en latîf feyzi olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyle ise, haydi çalış, bul!” Cenâb-ı Hak şu âyetin lisân-ı remziyle mânen diyor ki: “Ey insan! Mâdem Bana itimad eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de Benim kavânîn-i rahmetime istinad etsen, şöyle, ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin. Haydi et!” (Sözler, İstanbul 2020, YAN, s. 240). Ardından aynı katılımcı özetle şunu söyledi: “Müellifin farklı bir bağlamda gündeme getirdiği bu ayetle ilgili açıklamalar bana kainattan nasıl yararlanmam gerektiğine dair çeşitli işaretlemelerde bulunuyor. Bir taraftan kainatı inceleyerek gördüğüm özelliklerden hareketle, bu özelliklerin kaynağının maddenin kendisi olamayacağını anlayarak Yaratıcıyı tanıyacağım; bir taraftan da Onun kainata koyduğu ‘kanunlar’ına, yani düzenli yaratma prensiplerine uyarak çeşitli usullerle su çıkaracağım. Ama bu ikinci alanda çalışırken, dayandığım kanunların Onun ‘rahmet kanunları’ olduğunu unutmayacağım…”

Suyu Hz. Musa’nın Asası mı Çıkarttı?

Hz. Musa’ya verilen bu mucize dolayısıyla, bir Kur’an kıssasının nasıl okunması gerektiğine dair dikkate değer tespitler ortaya çıktı. Ben not alabildiğim kadarıyla bunları şöyle sıralayabilirim: Birincisi şu: Kur’an’daki peygamber kıssaları kainata nasıl bakmak gerektiği konusunda ‘nazar’ yani bakış eğitimi veriyor. Birinci Söz’den yapılan iktibas bana bunu hatırlattı: Hz. Musa’nın taşa vurduğunda Allah’ın emriyle su çıkması ile ağaçların köklerinin sert taşı delmesi arasında bağ var. İkincisi, kıssalar aynı zamanda insanların sosyal hayatlarına dair kolaylaştırıcı gelişmelere işaretler ve teşvikler içeriyor. Yirminci Söz’den yapılan ve ayetin bizi yer altındaki suları çıkarmaya teşvik ettiğini belirten iktibas da bunu gösteriyor. Üçüncüsü, kıssalar kainata bakışımıza dair mesajlar taşıdığı gibi ‘enfüs’ yani iç alemimize dair de önemli dersler veriyor. Katılaşmış kalbe atıf yapan parça da bunu dile getirdi diye anlıyorum.

Bunun üzerine moderatör de şu notu düştü: “Baktığımızda anlıyoruz ki, Kur’an’ın tek bir maksadı var değil. Kur’an’ın sayısız maksadı var. Ama en temel maksadı kainatı, varlığı izah etmektir; varlık üzerinden Var Ediciyi tanıtmak, Onun mutlakiyetini, eşi ve ortağı olmadığını yani tevhidi kanıtlamaktır. Diğer bir ifadeyle Kur’an’ın ana maksadı insanlara rehberlik etmek, yol göstermek, varlığın niye var olduğunu, kimin var ettiğini, niçin var ettiğini, bizim varlık aleminde bulunmamızın sebebinin ne olduğunu, ölümün ne olduğunu, niçin yaratıldığımızı, ölümden sonra ne olacağını… bildirmektir. Kur’an bu temel maksadını gerçekleştirirken dolaylı olarak başka birçok konulara da işaret eder. İşte Said Nursi öyle bir ayet anlayışıyla, burada bunlardan bir tanesini gündeme getiriyor. Ayetin remzî bir işaretini paylaşıyor. Nedir o? Sosyal hayatımız açısından da Kur’an’dan faydalanmak. Yani diyor ki Said Nursi, Kur’an peygamber mucizeleri vesilesiyle hayata ilave edilen, -bugünlerde kullanılan kelimeyle-, teknolojik gelişmelere, yani kainatta gözlemlediğimiz yaratılış düzenini keşfederek daha önce bilmediğimiz bir yaratma kuralına uyarak insanlığın geliştirdiği yeni araçlara da göz kırpar, insanı bu konuda araştırmalara teşvik eder: ‘Kainatta taştan şu çıkarmak gibi sırlar var, çalışın, bunları elde edin’ der, diyor. Ama Said Nursi, ‘Sen de Benim kavânîn-i rahmetime istinat etsen, şöyle, ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin’ ifadesiyle insanların ‘tabiat kanunları’ veya ‘doğal kanunlar’ diyerek geçip gittiği konularla ilgili çok önemli bir hatırlatmada bulunarak bunların ‘rahmet kanunları’ olduğunu söylüyor. Yani bunlara ‘doğa kanunları, tabiat kanunları demenin yanlışlığına, anlamsızlığına dikkat edin’, uyarısında bulunuyor.”

Peygamber Mucizeleri Beni İlgilendirir mi?

Daha sonra aynı katılımcı söz konusu ayetle ilgili olarak Risale-i Nur’dan şu pasajı paylaştı: “Ey benî İsrâil ve ey benî âdem! Sizlere ne olmuş ki, kalbleriniz taştan daha câmid ve daha ziyâde katılaşmıştır. Zîrâ görmüyor musunuz ki, o pek sert ve pek câmid ve toprak altında bir tabaka-i azîme teşkil eden o koca taşlar, o kadar evâmir-i İlâhiyeye karşı mutî ve musahhar ve icraat-ı Rabbâniye altında o kadar yumuşak ve emirberdir ki, havada ağaçların teşkilinde tasarrufât-ı İlâhiye, ne derece suhuletle cereyan ediyor. Öyle de; tahte’z-zemin ve o sert, sağır taşlarda o derece suhulet ve intizam ile, hattâ damarlara karşı kanın cevelânı gibi muntazam su cedvelleri ve su damarları, kemâl-i hikmetle o taşlarda mukàvemet görmeyerek cereyan ediyor. Hem havada nebâtât ve ağaçların dallarının suhuletle sûret-i intişârı gibi o derece suhuletle köklerin nâzik damarları, yer altındaki taşlarda mümânaat görmeyerek evâmir-i İlâhî ile muntazaman intişâr ettiğini Kur’ân işaret ediyor ve geniş bir hakikati, şu âyetle ders veriyor ve o ders ile, o kasâvetli kalblere bu mânâyı veriyor ve remzen diyor: Ey benî İsrâil ve ey benîâdem! Zaaf ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zâtın evâmirine karşı o kalb, kasâvetle mukàvemet ediyor. Halbuki, o koca sert taşların tabaka-i muazzaması, o Zâtın evâmiri önünde kemâl-i inkıyadla karanlıkta nâzik vazifelerini mükemmel ifâ ediyorlar. İtaatsizlik göstermiyorlar…” (Sözler, İstanbul 2020, YAN, s. 232-233).

Katılımcı özetle şöyle şunlara işaret etti: “Yine aynı mucizenin devamı ile ilgili olarak ifade edilen ayetin (2: 74) tefsiri şeklinde dile getirilen bu ifadeler bana çok etkileyici geliyor. Metin ‘Benî İsrail’ diye başlıyor ama hemen peşinden ‘Benî Adem’ diyerek herkesi içine alan bir genişliğe kapı aralıyor. Yaratıcıya karşı katılaşmış kalbin taşlardan daha sert olduğunu tasvir ederek de içimize işleyen bir mesaj sunuyor. Gerçekten bu ayetin manevi dünyamıza nasıl aktığını yahut akması gerektiğini anlamak için üzerinde uzun uzun durmak ve düşünmek gerekiyor…” 

Peygamber Mucizeleri Nakillerinde Evrensel Mesajı Bulmak!

Başka bir müzakereci de şunu söyledi: “İlk cümlede geçen ‘Ey benî İsrail ve ey benî Adem’ hitabındaki ‘ve’ bağlacını, sanıyorum ‘yani’ diye anlayabiliriz. Çünkü Ha-mim derslerinde bunun örneğini çok gördük, Risale’deki bazı ‘ve’ bağlaçları ‘yani’ anlamına geliyor, dolayısıyla bu hitap her ne kadar İsrailoğullarına ise de aynı zamanda bütün insanlara sesleniyor.” Arkasından diğer bir müzakereci “Biz şimdi, bu izahlara göre İsrailoğulları mı olduk?” deyince moderatör şunları söyledi: “Evet, metindeki ifade bizi de içine alıyor ama belirtmek gerekir ki, İsrailoğulları olmak o kadar kolay değildir. Bunlar seçilmiş, kendilerine kitap indirilmiş, peygamber gönderilmiş kimselerdir. Biz de insan olarak Yaratıcının seçtiği kimseleriz. Bize kitap indirildi ve peygamber gönderildi. Acaba insanların ne kadarı bunun farkında? Ne kadar insan Allah tarafından var kılınmasının yok kılınmasına tercih edilmiş olduğunu, diğer mahlukattan üstün kılındığını, kitap ve resul gönderilmiş olduğu hakikatini düşünebiliyor? Ama dediğimiz gibi ayet İsrailoğullarına hitap olmakla beraber Said Nursi bunu, -Kur’an’ın maksadına uygun olarak-, evrensel bir okumaya tabi tutuyor ve ‘Ey benî Adem’ ifadesiyle hitabın onlar üzerinden bütün insanlara olduğu hakikatini önümüze koyuyor. Yani Nursi’nin okumasıyla ayet, -deyim yerindeyse-, ‘İsrailoğulları bahane, ben size konuşuyorum’ diyor…”

Bu çerçevede ilgili katılımcı söz konusu ayetle ilgili olarak Risale-i Nurdan sayısı ona yaklaşan iktibasları sıraladı, her iktibasla ilgili verimli tefekkürler gerçekleşti. Bir müzakereci şöyle dedi: “Hz. Musa’ya verilen bu mucize dolayısıyla, bir Kur’an kıssasının nasıl okunması gerektiğine dair dikkate değer tespitler ortaya çıktı. Ben not alabildiğim kadarıyla bunları şöyle sıralayabilirim: Birincisi şu: Kur’an’daki peygamber kıssaları kainata nasıl bakmak gerektiği konusunda ‘nazar’ yani bakış eğitimi veriyor. Birinci Söz’den yapılan iktibas bana bunu hatırlattı: Hz. Musa’nın taşa vurduğunda Allah’ın emriyle su çıkması ile ağaçların köklerinin sert taşı delmesi arasında bağ var. İkincisi, kıssalar aynı zamanda insanların sosyal hayatlarına dair kolaylaştırıcı gelişmelere işaretler ve teşvikler içeriyor. Yirminci Söz’den yapılan ve ayetin bizi yer altındaki suları çıkarmaya teşvik ettiğini belirten iktibas da bunu gösteriyor. Üçüncüsü, kıssalar kainata bakışımıza dair mesajlar taşıdığı gibi ‘enfüs’ yani iç alemimize dair de önemli dersler veriyor. Katılaşmış kalbe atıf yapan parça da bunu dile getirdi diye anlıyorum…” Aynı müzakereci öteki iktibaslardan da yine kıssaları anlama konusunda başka tespitleri dile getirdi.

Ders, bahsi geçen ayetle ilgili olarak Risale-i Nur’dan yapılan diğer iktibaslar ve bu çerçevede gelişen verimli tefekkürlerle devam etti, ben kendi adıma çok istifade ettim. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın