Ders Notları

Emeklilik Fıtrî midir?

Emeklilik Fıtrî midir? | Ha-Mim

Ha-mim’de geçtiğimiz hafta içi yapılan (23. 01. 2024) “Kur’an çalışmaları” dersinde, Mülk suresinin seçilmiş ayetlerinin tefsirine devam edildi. Bu çerçevede önce geçen hafta konuşulan 18. ayetle ilgili tamamlayıcı açıklamalara yer verildi, ardından 19. ayetin yorumlarına geçildi. Geçmiş dönemdeki müfessirlerin görüşlerinin naklinden ziyade ayetleri Kur’an’ın “ana maksatlarına” göre anlamaya çalışan, ilahî beyanların özellikle pratik hayatımıza bakan yönlerine ağırlık veren dersler, -kendi adıma- çok özgün bir nitelikte gerçekleşiyor. Dahası derslerde ayetler -işaret ettiğimiz tarzda- açıklamakla kalmıyor aynı zamanda usûlî/metodolojik prensiplere yer veriliyor. Bu hafta gerçekleşen derste yine çok değerli açıklamalar paylaşılıyor. Ben bunları ilgili video kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=qkA6wfeecJQ) dersin Mülk suresinin 18. ayetiyle ilgili olarak gündeme getirilen açıklamalara değinmek istiyorum.

Söz konusu ayette mealen şöyle deniliyor: “Doğrusu, daha önce yaşamış olan(ların bir çoğu) da (Benim mesajlarımı) yalanlamıştı. Fakat Beni inkar nasılmış gördüler” (67: 18). Derste şöyle deniliyor: “Daha önce yaşayanlar vefat etti. Şimdi onlar inkarlarının sonucunu yaşayarak gördüler. Bize güzel bir hatırlatma yapıyor: ‘Siz de bir gün onlar gibi öleceksiniz, Bizim gözünüzün önünde sergilediğimiz yaratılış ayetlerini inkar edecek olursanız, sizin de akıbetiniz onların yaşadıkları gibi olur’ diyor. Neden? Kur’an zaten “yaratılışınızdaki beklentilerinizi kime yöneltti iseniz, ahirette onunla karşılaşacaksınız” diyor mefhum olarak. Yani ‘eğer kainatın Yaratıcısına yöneltti iseniz Onun sonsuz rahmetiyle buluşacaksınız. Yok eğer Onun dışında bir merciye yöneltti iseniz ona döndürüleceksiniz. Yani Yaratıcımız ‘Ben sizi yeni yaratılışla yarattığım zaman siz, ihtiyacınızı karşılayan olarak kimi görmüş, kimi bilmiş, kimi tasavvur etmişseniz onunla muhatap olacaksınız’ diyor.”

“Bu hakikati düşünerek bizim burada gerçekçi olmamız gerekiyor. ‘Beden ölür, ruh ölmez’ diye devamlı tekrarlıyoruz. Beden ölür de yeni bir bedene kavuşturulur. Çünkü ölmeyen ruh bedensiz faaliyette bulunamaz. Ölümsüz olan ruh beden ister. Ruhu var eden Yaratıcının onun faaliyette bulunması, onun kapasitesini gerçekleştirmesi için ona beden vermesi gerekir. Değilse, ruhu yaratıp da ona ihtiyacı olan bedeni vermemek çok anlamsız bir tavır olurdu. O beden bu dünyada neye, nasıl, ne kadar bağlanmışsa; beklentilerini, ümitlerini nereye yöneltmişse oraya yönlendirilir. Mesela taleplerini kainatın Yaratıcısı olan Allah’tan istemeyen, ihtiyaçlarını karşılayanın Allah olduğunu inkar edenler, diyelim ki ‘tabiat’ dedi veya ‘tesadüf’ dedi veya ‘sebepler’ dedi, her ne dediyse, ‘Git, ondan iste’ denilecek. Kur’an bunu daha canlı olarak ‘putlarınız’ diye ifade eder. Biz putları statü olarak değil, ‘herhangi bir şeyin varlık kaynağı olarak kabul ettiğimiz şeyler’ anlamında çok yönlü olarak düşünmeliyiz.”

Demek ki, bu dünya okulunda Yaratıcımız bize ‘artık yeter’ demeden bizim eğitimimizin sonu gelmedi demektir. Yani ‘emeklilik’ diye bir kavram insan fıtratında yoktur. Hangi şartlarda yaratılırsak yaratılalım, o şartlarda eğitimimize devam edeceğiz. Emeklilik bu dünyada uydurulan bir şey. Allah’ın dininde yani İslam şeriatında emeklilik yoktur. Elimizden geldiği kadar çalışacağız, niçin yaratıldıysak o maksadı gerçekleştirmeye devam edeceğiz.

“Bazı insanların varlığı izah için ileriye sürdükleri her türlü kavramların bir temsilcisi olarak, söz gelimi bir kimse, bir heykelin karşısına geçiyor, ‘Sana minnettarız, varlığımızı sana borçluyuz’ diyorsa bu kategoriye giriyor. Ben çalışmaz hale gelip de öldükten sonraki yeni yaratılışta, bana ‘Git, ihtiyaçlarını o versin’ denilecek. O da diyecek ki, ‘bende de yok başımın belası, ne vereyim?’ Zaten bu dünyada da görüyoruz bunun böyle olduğunu. Kendisi de varlığının verilmesine muhtaç olan, bize de bir şey var edip veremez. Henüz görmediğimiz ahireti beklemeye gerek yok.”

“Biraz daha basit düzeyde düşünelim. Diyelim ki, bir kişi büyük bir ikrama mazhar oluyor. Önüne mükellef sofralar kuruluyor. Midesinden başka gözü ve en ince duyguları hesaba katılarak özel ağırlamalara muhatap oluyor. Fakat bu kişi bunu sorgulamıyor, ikram sahibini tanımıyor yahut tanımak istemiyor, hatta türlü ifadelerle ‘bu yiyecekler, bu meyveler, bu güzellikler kendiliğinden oluşmuş, gelişmiştir’ diyor, veya ‘deneme yanılma ile rastlantı sonucu oluşmuştur’ diyor, yahut ‘doğanın eseridir’ diyor vs. Bu tavrını bir, üç, beş hep devam ettiriyor. O ikram sahibi, ‘bu adam bunlara layık değil’ demez mi? Layık değil deyip de ikramını kesmez mi?”

“İşte biz bu dünyadan sonra, bu halin yaşanacağını bu örnekten biliyoruz. Evet, ikram sahibinin teşekküre ihtiyacı yok ama bu imkanlardan faydalanan kişinin insaniyeti teşekkürü gerektiriyor. Eğer o kişi insaniyetinin gereği olan bu teşekkürü yapmazsa ikram sahibi de ikramını devam ettirmez. Tekrarlayalım, biz bunu dünyada insanî duygularımızla anlıyoruz. Bu insanî duyguları veren ‘Beni böyle tanıyın’ diyor. Ruh Allah’ı tanıma aracıdır. Kainat cinsinden olmayan Rabbimiz, bu dünyada Kendini  tanımamıza yardımcı bir araç olarak bize bu ruh emanetini verdi. Bu emanetle Onu tanıyacağız. Bunun için bu dünya okulunda devamlı öğrenmeye çalışacağız. Çünkü geçici olan bu dünya okulunda öğreniyorsun, mezuniyetten yani ölümden sonra bu öğrendiklerini uygulayacaksın.”

“Aslında eğitim kurumunda öğrenmek, mezuniyetten sonra da bunu uygulamak insanların kurduğu eğitim sisteminde de böyledir. Okulda öğrenecek, diplomasını aldıktan sonra bu bilgileri hayata yansıtacak. İşte ahirette de böyle olacak. Dünyada ne öğrendiysek mezuniyetten sonra onu yaşayacağız. Doğru öğrendi isek, doğru uygulama yapacağız ve beklentilerimiz gerçekleşecek, yanlış öğrendi isek yanlış uygulama yapıp başarısız, beklentilerimizi elde edemediğimiz bir hayat yaşayacağız. Çok basit. ‘Peki cennet-cehennem ne olacak ne olacak’ denirse, bunun da cevabı belli. Cehennem kişinin öğrenmedikleri ile baş başa kalması, cennet ise öğrendiklerinin kat kat karşılığının verilmesidir. Yanlış uygulamalarında başarısız olan bir kişi, hiçbir surette başarısını artıramaz. Doğru uygulamasında başarılı olan bir kişi ise, bu uygulamasında daha çok alışkanlık kazanır ve daha başarılı olur. Yaratıcımız bu dünya şartlarında bize ölümden sonraki hayatın nasıl gerçekleşeceğinin haberini veriyor.”

“Burada gözden kaçırılmaması gereken ince bir nokta var: Ben öğrendim. Ne öğrendim? Öğretmenin bana anlattığı her şeyi öğrendim. Dersler devam ediyor. Ben derslere katılıyorum. Her derste yeni şeyler öğreniyorum. Diyelim ki, başka bir kişi, ders verildiğini kabul etmediği için derse katılmıyor ve dolayısıyla öğrenmiyor. Ders devam etse de öğrenmiyor, devam etmese de öğrenmiyor. Öğrenen öğrenmeye devam ederken okul kapanıyor. Dikkat edelim, bakın ders devam ederken öğreniyordu. Fakat okul idaresi öğrenimi bu kişi için kapattı ve ‘sen mezun oldun’ dedi. Eğer mezun edilmeseydi öğrenimine devam edecekti. Okul idaresi ne der? ‘Evet, sen öğrenimine devam edecektin, fakat ben seni mezun ettiğim için devam edemedin, şimdi sanki bütün öğretilenleri öğrenmiş gibi bir diploma ile seni mezun edeceğim.’ Bu güzel haberden çıkaracağımız sonuç nedir dersiniz?”

“Öğrenimine ara vermeden devam edenler için mükafatın derecesi, bizi Yaratanın sonsuz Rahmeti, Rahimiyetidir. Öğrenmeyenin ise, cahil yani bilgiden mahrum kalmak kaderi olur. Adalet bunu gerektirir. Öğrenimine kendisi son verenlerin mükafatı da kendi öğrendiği kadarı olur, bu da adalettir.”

“Demek ki, bu dünya okulunda Yaratıcımız bize ‘artık yeter’ demeden bizim eğitimimizin sonu gelmedi demektir. Yani ‘emeklilik’ diye bir kavram insan fıtratında yoktur. Hangi şartlarda yaratılırsak yaratılalım, o şartlarda eğitimimize devam edeceğiz. Emeklilik bu dünyada uydurulan bir şey. Allah’ın dininde yani İslam şeriatında emeklilik yoktur. Elimizden geldiği kadar çalışacağız, niçin yaratıldıysak o maksadı gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Hastalık vs. den dolayı yapamazsak, o takdirde hastalığın bize verdiği dersi almaya devam edeceğiz. Basit bir örnek ile anlamaya çalışalım: Daha önce 10 kg. kaldırıyorduk, şimdi 1 kg. kaldırabiliyoruz, olsun, devam! Bu durum, dünyevi şartlarda da böyle, uhrevi şartlarda da böyle. Diyelim ki ben eskiden günde 2-3 sayfa Kur’an çalışması yapabiliyordum, şimdi ancak yarım sayfa. Çünkü kafam dağılıyor, konsantrasyonumu muhafaza edemiyorum. Olsun, devam!”

İşte Şeriatta emekliliğin olmaması çok önemli bir konudur. Ubudiyette emeklilik olmaz. Bu dünyada yapacağımız aslî görevlerimizde emeklilik olmaz. Rabbi tanımamız için yapacağımız faaliyetlerimizde emeklilik olmaz. Kur’an çalışmalarında emeklilik olmaz. Kainatı okumada, mahlukatın anlamlarını öğrenmede, Kur’anî hakikatleri anlatan eserleri okumada emeklilik olmaz!

“Tekrar örneğe döneyim. Dersler devam ederek beni okuldan alıyorlar. Benim için okul kapanıyor. Bana ‘Senin için eğitim bitti, mezun oldun’ diyorlar. Burada ben diyorum ki, ‘eğer okul açık olsaydı, derslere gider, anlayabildiğim kadarıyla anlamaya, öğrenmeye devam ederdim.’ Niye? Okul açıkken devam ettim ben, bırakıvermedim. İşte Şeriatta emekliliğin olmaması çok önemli bir konudur. Ubudiyette emeklilik olmaz. Bu dünyada yapacağımız aslî görevlerimizde emeklilik olmaz. Rabbi tanımamız için yapacağımız faaliyetlerimizde emeklilik olmaz. Kur’an çalışmalarında emeklilik olmaz. Kainatı okumada, mahlukatın anlamlarını öğrenmede, Kur’anî hakikatleri anlatan eserleri okumada emeklilik olmaz!”

“Okul örneğini sürdürüyorum. Ben okuldan mezun olduktan sonra diyelim ki öğrenmediğim bir konu ile karşılaştım. Eğer beni yaratan, eğitim imkanı vererek bu dünyada yaşatan Zât, ‘Tamam, işin bitti, okuldan mezun oldun’ der, sonra da ben okulda öğrenmediğim bir hususla yüz yüze gelir, zorlanırsam, ben, ‘senin için okul kapandı deyip beni aldığın için bunu öğrenemedim, eğer eğitimim devam etseydi bunu da öğrenecektim’ derim. O da adaleti gereği ‘evet, haklısın’ demez mi? Demek ki okul hayatının sürdüğü bu dünyada eğitime devam etmeliyiz. Hep yolda olmalıyız. Kendimizi hiçbir zaman salıvermemeliyiz. Hani karıncanın hac yolculuğu hikayesinde ‘varamasam da o yolda ölürüm’ demiş ya, bizim de niyet bakımından da fiili olarak da yolda olmamız lazım. Peki ben Yaratıcıya ‘ben yoldaydım ama şunları öğrenemedim’ deyince, O da ‘sana niyetinin karşılığını vereceğim’ demez mi? İşte bu bize, cennetliklere amellerinin karşılığının kat kat verileceğinin ne demeye geldiğini anlatıyor.”

“Örnek olarak bir okul düşünelim. Bu okul sadece lisans eğitimi veriyorsa, burada yüksek lisans ve doktora programından bahsedilemez. Lisans programlarını tamamlayan öğrenciye ‘mezun oluyorsun, benim kapasitem bu kadar’ der. Eğer lisans üstü programları da bulunan bir okul olursa eğitim devam eder. Şimdi insanın bütün eğitim ihtiyaçlarını karşılayan bir okul düşünelim. Kainatın yaratıcısının okulunu düşünelim. Bu okulda benim ne ihtiyacım varsa potansiyel olarak karşılanmaya müsait. Ama ihtiyaçlarım neredeyse sınırsız, dünyadaki sürem ise sınırlı. Dolayısıyla süre dolunca okuldan çıkarılıyorum. İşte cennet insanın kapasitesine uygun bütün imkanların verildiği yerin adıdır. Başka bir ifadeyle cennet Mutlak Rahmet ve Rahimiyet sahibinin bana verdiği tüm insanî donanımımın talep ve arzularımın gerçekleştiği, tatmin edildiği yerdir. Hiç de kaçırmaya değmez! ‘Emekli oldum, yatayım’ demenin alemi yoktur. Ne öğrenebilirsek öğrenmeye, eğitime devam etmeliyiz!”

Ders bir katılımcının sorusuna verilen cevaptan sonra aynı surenin 19. ayetinin açıklanması ile devam ediyor. Derste dikkat çekilen bütün hususlar istifadeli olmakla beraber, özellikle İslam’da “faaliyetleri sonlandırma” anlamında emeklilik olmadığına dair yapılan kısa açıklama bana çok faydalı geldi. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın