Ders Notları

“Helâl Rızık” Ne Demektir?

“Helâl Rızık” Ne Demektir? | Ha-Mim

Ha-mim’de geçtiğimiz hafta sonu yapılan (30 Mart 2024) İhlas Risalesi dersinde ihlası kıran manilerden tama’ bahsinin okunması ve müzakeresine başlandı. İhlas Risalesinde bir cümle ile işaret edilip geniş açıklamaların yer aldığı Hücumât-ı sitte Risalesine havale edilen bahis, ilgili yerden okunarak önemli müzakerelere konu oldu. Henüz bir kısmı okunan bahisle ilgili olarak gerçekleştirilen müzakerelerin tamamını video kaydına havale edip (https://www.youtube.com/watch?v=1WXIQQo_pvk&t=1297s) aşağıdaki paragrafın açıklanması sırasında gündeme gelen bir kavrama işaret etmek istiyorum:

“Hem hayvânat nevinden balıkların en aptal, iktidarsız ve kum içinde bulunduğu halde mükemmel beslenmesi ve umumiyetle semiz olarak görünmesi, maymun ve tilki gibi zekî ve muktedir hayvânat sû-i maişetinden alîz ve zayıf olması gösteriyor ki, vasıta-ı rızık iktidar değil, iftikardır. Hem, insanî olsun, hayvanî olsun, bütün yavruların hüsn-ü maişeti ve süt gibi hazine-i rahmetin en lâtif bir hediyesi, umulmadık bir tarzda onlara zaaf ve aczlerine şefkaten ihsan edilmesi; ve vahşî canavarların dıyk-ı maişetleri dahi gösteriyor ki, vesile-i rızk-ı helâl acz ve iftikardır, zekâ ve iktidar değildir.” (Mektubat, İstanbul 2020, s. 414-415)

Ama insan ‘ihtiyaçlarımı ben karşılıyorum, bunlarda istediğim gibi tasarruf edebilirim’ iddiasında bulunuyorsa hem ‘rızk-ı helâl’in dışına çıkıyor, rızkı Verenin müsaadesini almadan kullanıyor, hem de metinde işaret olunduğu gibi bu tutumu tama’ kapsamına giriyor. Demek ki tama’ çokluk veya azlıkla ilgili değil, rızkı Veren’i tanımadan, Onun müsaadesine müracaat etmeden, kendi kaprislerimizle, kendimize ait zannederek, ihtiyacımız diye kendimizin tanımladığı eşyaya sahip çıkma tavrını ifade ediyor.

Metin, insanların tuzağa düştüğü zaaflardan biri olarak tama’ın, aç gözlülüğünün, hırsın geçersizliğini temellendirmek üzere canlılar dünyasından örnekler vererek rızkın sanıldığının aksine güç, kuvvet ve hırsla olmadığını ifade ediyor. Söz gelimi ağaçların rızık peşinde koşmayarak yerinde durdukları halde rızık için azami çaba sarf eden hayvanlardan daha iyi beslendiğini söylüyor. Hayvanlar aleminde de mesela kum içinde durdukları halde balıkların tilki ve maymun gibi zeki ve hırslı olanlarına göre yine daha iyi beslendiğini dile getiriyor. Sonuç olarak da “helâl rızkın vesilesi”nin tama’, hırs, açgözlülük değil acz ve iftikar olduğuna dikkat çekiyor.

Derste bir müzakereci metinde geçen hırs, acz, iftikar, rızık ve helâl kavramlarının anlaşılması gerektiğini, böylece insanın kendi gerçeğinin daha iyi ortaya çıkacağını ifade etti: “Hırs ya da hırs göstermek insanın acizliğini ve yetmezliğini görmezden gelerek ‘Bu sonucu ben elde edeceğim’ duygusuna kapılması ve kendisini bunun garantisi görerek davranış sergilemesi olarak anlaşılıyor. Daha doğrusu ben böyle anlıyorum. ‘Acz’, sonucun gerçekleşmesinde insanın kendi güçsüzlüğü, kendi yetmezliği demek oluyor. Yani insanın ‘Neticeyi ben yaratamam’ gerçeğinden uzak olması. Fakr kelimesiyle ilişkili olan iftikar ise insanın, ihtiyaçlarını bildiği ve bunları sıraladığı halde bunları karşılayacak imkandan yoksunluğu anlamına geliyor. Yani ‘Evet ben şunlara şunlara muhtacım, bu ihtiyaçlar listesini taşıyorum ama bunları temin edecek imkanımın olmadığını da biliyorum’ demek oluyor. Ben ancak ihtiyaçlarımın karşılanması için onları var edecek olan Kaynağa müracaat edebilirim, onları kendim yaratamam. Bu ihtiyaçlarımı kim bana verdi ise ancak O karşılayabilir. İhtiyacı vermekle, onları karşılayacak olanın da Kendisi olduğu haberini veriyor ve bizi Kendisine müracaata davet ediyor. Kur’an ‘Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan, Onun yaratmasına) muhtaçlarsınız, Allah ise Ganî’dir (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, bizzat dilediğini yaratan), Hamîd’dir (övülmeye layık)tır’ (Fâtır 35/15) diyor.”

“Rızık kavramına gelince, en basit haliyle bu kavram maddî ve manevî yahut bedenî ve ruhî bütün ihtiyaçlarımızı ve bunların karşılamasını ifade ediyor. Her ne kadar bağlamı gereği metinde bedenî rızka dair örnekler veriliyorsa da manevî yahut ruhî ihtiyaçlarımız ve bunların temin edilmesi de rızık kavramının kapsamına giriyor. İnsan duygu dünyasına eğilir ve ihtiyaçlarını sıralamaya çalışırsa önüne adeta okyanus çıkar. Müellifin başka yerde zikrettiği gibi insanın ebede kadar uzanan sayısız ihtiyaçları var.”

“Peki, metinde geçen ‘helâl’ ne demektir? Helâl sözlükte ‘bağı çözmek, serbest bırakmak’ anlamına geliyor. Burada helâl, rızkı verenin ‘Seni serbest bıraktım, rızkı verenin Ben olduğumu unutmamak ve gönderdiğim mesajda belirttiğim alanı aşmamak şartıyla seni özgür bırakıyorum’ demektir. Yani ‘Her neye muhtaçsan, seni ihtiyaçlı kılan Benim ve senin bütün ihtiyaçlarını da Ben karşılıyorum, dolayısıyla bunu bilerek verdiğim rızıkları kullan’ demek oluyor. Helâl rızık da bir yönüyle bu bilinç içinde olmayı ifade ediyor. Ama insan ‘ihtiyaçlarımı ben karşılıyorum, bunlarda istediğim gibi tasarruf edebilirim’ iddiasında bulunuyorsa hem rızk-ı helâlin dışına çıkıyor, rızkı Verenin müsaadesini almadan kullanıyor, hem de metinde işaret olunduğu gibi bu tutumu tama’ kapsamına giriyor. Demek ki tama’ çokluk veya azlıkla ilgili değil, rızkı Veren’i tanımadan, Onun müsaadesine müracaat etmeden, kendi kaprislerimizle, kendimize ait zannederek, ihtiyacımız diye kendimizin tanımladığı eşyaya sahip çıkma tavrını ifade ediyor. Kur’an’da Süleyman peygamberin duasında mülkü vereni tanıyarak Ondan bütün ihtiyaçlarımızın, beklentilerimizin karşılanmasını isteyebileceğimiz öğretiliyor: ‘Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk ver. Şüphesiz sen, daima karşılıksız ihsan edensin, dedi’ (Sad 38/35). Yaratıcımıza müracaat etmeden kendimize ait zannettiğimiz ihtiyaçlarımızın doyuma ulaşmasının sınırı yoktur. İnsan sonsuz tatmine muhtaç olarak yaratılmıştır. Bu ihtiyaçlarımızı da kendimiz karşılamaya çalışırsak, müsaadesini almaya muhtaç olduğumuz Yaratıcıyı tanımadığımız için, sınırı olmayan ihtiyaçlarımızı karşılarken de sınır tanımayacağız demektir.  Bunun içindir ki metinde ‘rızk-ı helal’ vurgusu çok önemlidir. Bizim sonsuza açılan duygularımızın ihtiyacını Yaratacak olan ancak onları Yaratandır. Bu duygularımızın karşılanması için sonsuza açılan bir yaratılışın gerçekleştirilmesi gerekir. Yine bu yaratılışı da ancak onları yaratanın gerçekleştireceğini bilerek Onu tanımamız ve Ona müracaat etmemiz beklenir bizden.”

Öte yandan ‘helâl rızık’ kavramı, rızkı iki boyutlu olarak düşünmeyi gerektiriyor. Yatay boyutta rızkın meşru yollardan elde edilmiş olması, dikey boyutta ise rızkın gelmesiyle ilgili sebepler ne olursa olsun asıl rızkı verenin ancak kainatın yaratıcısı olduğunun bilinmesi. Sonuç olarak meşru yolda çalışıp Onun ihsan ettiğine inandığımız rızık ‘helâl rızık’; zekamıza, gücümüze kısacası kendimize isnat ettiğimiz rızık ‘haram rızık’ oluyor.

“İnsanın ‘iftikar’ı var, insanın bu gerçeğini görmesi, bilmesi gerekiyor. Bırakalım insanî, ruhî ihtiyaçlarımızı, bedenî ihtiyaçlarımız bile biz nasıl karşılayabiliriz? Yemeye-içmeye ihtiyacımızdan başka, söz gelimi, havaya ihtiyacımız var, ışığa ihtiyacımız var, güneşe ihtiyacımız var… Bunları kendimizin temin ve tedarik ettiğini yahut edebileceğini iddia edebilir miyiz? Besbelli ki rızkımızı veren Kaynak; toprağı yaratan, yağmur yağdıran, güneşi döndüren, havaya şu kadar oranda oksijen koyan… kainatın Yaratıcısıdır! O bize her nevi rızkımızı veriyor ve bizim bağımızı çözüyor, koyduğu hükümleri aşmayacak şekilde bize serbestlik tanıyor. Yani ‘Sana otomobil veriyorum, onu sana hazırladım, seni direksiyona da oturttum, nereye gitmek istiyorsan direksiyonu çevir, otomobil seni oraya götürür’ diyor. İrade-i cüz’iyyen var çünkü. Tercihini hangi doğrultuda kullanırsan o istikamette ilerlersin. Nereye kadar? Ecelin tamam oluncaya kadar. Ecel deyince biz ölümü hatırlarız ama hayır, ecel süre veya zaman demektir. O rızkı tamamlayıncaya, o işi bitirinceye kadar demektir. Eğer biz otomobili Onun istediği gibi kullanır, Onun direktiflerin uygun hareket edersek, O bize oranın şartlarında, oraya uygun otomobili tekrar verecektir. Bu bakımdan ihtiyaçlar ve ihtiyaçlarımızın temini karşısında dikkatli olmamız, ihtiyaçlarımızı kimin karşıladığını ve Onun bize ne gibi tavsiyeleri olduğuna dikkat etmemiz lazım.”

Bu müzakereden sonra moderatör mealen şunları paylaştı: “Anlaşıldığına göre rızkı haram yapan unsur ‘sahiplenme’. Birisi ‘ben yaptım, ben çalıştım, ben kazandım’ diyor, kendine mal ediyorsa o rızık helâl olmaktan çıkıyor. Kur’an’da anlatılan Karun kıssasında da bunu görüyoruz. Karun servetiyle ilgili olarak ‘Bu bana bendeki bir ilim sayesinde verildi’ (Kasas 28/78) derken bir taraftan servetinin ‘verilen’ olduğunu ifade ediyor gibi görünüyor bir taraftan da onun verilmesine vesile olan ilmi ‘bendeki ilim (alâ ilmin ındî) diyerek o ilmi kendisine mal ediyor. Öte yandan ‘helâl rızık’ kavramı rızkı iki boyutlu olarak düşünmeyi gerektiriyor. Yatay boyutta rızkın meşru yollardan elde edilmiş olması, dikey boyutta ise rızkın gelmesiyle ilgili sebepler ne olursa olsun asıl rızkı verenin ancak kainatın yaratıcısı olduğunun bilinmesi. Sonuç olarak meşru yolda çalışıp Onun ihsan ettiğine inandığımız rızık ‘helâl rızık’; zekamıza, gücümüze kısacası kendimize isnat ettiğimiz rızık ‘haram rızık’ oluyor.”

Ders ana konu olan tama’ merkezli olarak devam etmiş olmakla beraber “helâl rızık” kavramı ile ilgili olarak paylaşılan tefekkürler bana çok faydalı geldi. Allah razı olsun.

Yazar hakkında

İlyas Üzüm

Dünyalıyım. Güneş Sistemi sokağında oturuyorum. Yaşadığım Samanyolu galaksisi şehrini bile gezemedim. Yolda mıyım, emin değilim ama "yolda olmak, yolcu olmak" istiyorum; zaman ve varlığın sonsuz yolculuğunda.

Yorum yazın