Doğru tevhid inancına ulaşma
“Telâhuktan neşet eden tenevvür-ü efkârla toprağa benzeyen evham ve hayalâtı, hakaik-i İslâmiyenin omuzu üzerinden hafifleştirmiştir.”
Toprağa benzeyen nursuz vehimler, hayaller fikirlerin birleşmesinden, olumlu manada çarpışmasından nurlanması ile hakaik-i İslamiyenin yükünü hafifleştirmiştir. Olumlu fikirler birleşmesi, İslam’ın hakikatlerini insanlara ulaştırılmasına zemin hazırladı.
“Bu hâl gösteriyor ki, nücûm-u semâ-yı hidayet olan o hakaik tamamen inkişaf ve tele’lü’ ve lem’a-nisar olacaktır.”
Toprağa göre hidayet semasının yıldızları olan İslamiyet’in hakikatleri tamamen inkişaf edecek, parlayacak. Yani İslamiyet daha açık, net, anlaşılabilir, kabul edilebilir bir şekilde insanlığın önüne serilebilecektir. Sekülarist, hümanist, Allah’a dayanmayan, Yaratıcıyı tanıma amacı gütmeyen bir insaniyet gelişmesi, yaratılışın maksadının gerçekleşmesi için yeterli olmasa da, bu maksada ulaşmak için zemin hazırlıyor. Kendi menfaati için yeşil dünya, bol oksijen, gür ormanlar istiyorlar; açlık ve fakirlikten insanların kurtulmasını, can yakan hallerin sona ermesini diliyorlar. Medeniyette gittikçe savaş karşıtı görüşler daha fazla yayılmaya başlıyor. Savaş yanlısı politikacılar artık taraftar bulamıyorlar. Birkaç bağnaz ülkenin siyasi durumu hariç dünyada hakim olan eğilim, savaş karşıtlığı oluyor. Sömürüye, fakirliğe, tabiatın güzelliklerini bozmaya karşı olan görüşleri savunan politikacılar tasvip ediliyorlar. Nursi, bu hareketlerin İslam’ın hakikatlerinin anlaşılmasına zemin hazırlayan başlangıç, mukaddeme olduğunu söylüyor.
“Düşmanların engellemelerine rağmen” Eğer istersen, istikbal içine gir, bak: Hakikatlerin meydanında hikmetin taht-ı nezaret ve murakabesinde, teslis içinde tevhidi arayanlar, safsata ederek asıl tevhid-i mahz ve itikad-ı kâmil ve akl-ı selim kabul ettiği akide-i hak ile mücehhez ve seyf-i burhan ile mütekallid olanlarla mübareze ve muharebe ederse, nasıl birden mağlûp ve münhezim oluyor!
Düşmanların engellemelerine rağmen istikbalin içine girin diyor Nursi. İstikbalden kasıt, bundan sonraki zaman dilimleri ve bu dönemlerdeki insanların anlayışlarıdır. Bu devirden sonraki insanların anlayışlarının içine girelim. Hakikatlerin ortaya çıktığı bir devirde, hikmetin gözetimi altında, kontrolünde yine hikmetin süzgecinden geçirerek teslis içinde tevhidi arayanlar yani Allah’ın bir olmasını arayanlar, safsata ederlerse, tam tevhid, mükemmel itikad, gerçek inançla donatılmış delil kılıcıyla donatılmışların karşısında yenilmeleri kaçınılmazdır. Bu cümledeki ‘teslis içinde tevhidi arayanlar’ kelimesinden sadece Hıristiyanlar değil, tüm yanlış inançlar kastedilmektedir. Kendimizin de tevhid inancına bakalım, “Yağmur yağdı” diyorsak yağmuru kendi kendine yağdı, cümlesinin tevhidle örtüşmeyen, taban tabana zıt bir anlayışını görürüz. Bu vurgu sadece Hıristiyanlara has bir durum değildir, her yaratılışı Allah’a vermediğimiz sürece tevhid anlayışına ters düşüyoruz demektir. Allah dışındaki ortakları, yardımcıları kabul ediyorsak safsatayla uğraşıyoruzdur. Yaratılmış her şeyi Allah dışında başka bir kimseye vermeyen tevhid inancı, yağmurun yağmadığını yağdırıldığını günlük konuşma diline yansıtır. Mükemmel bir iman ve sağlam bir aklın kabul ettiği inançla donatılmış, delilin kılıcı ile kuşanmış kişiler, yanlış inanç içinde olanların kalbine girip tevhid inancını yerleştirmek istiyorlarsa mutlaka ortaya koyacakları onların kalbinin, mantığının, vicdanın kabul edebileceği deliller olmalıdır.
Kur’an’ın üslûb-u hâkîmânesine yemin ederim ki: Nasârâyı ve emsalini havalandırarak dalâlet derelerine atan, yalnız aklı azl ve burhanı tard ve ruhbanı taklit etmektir. Hem de İslâmiyeti daima tecelli ve inbisat-ı efkâr nisbetinde hakaiki inkişaf ettiren, yalnız İslâmiyetin hakikat üzerinde olan teessüs ve burhanla takallüdü ve akılla meşvereti olan hikmetin desâtirine mutabakat ve muhâkâtıdır. Acaba görülmüyor: Âyâtın ekser fevatîh ve havâtîminde nev-i beşeri vicdana havale ve aklın istişaresine hamlettiriyor. Diyor “Efela yenzurun” (Bakmazlar mı? 88:17), “Fenzuru” (Bakınız. 3:137, 16:36, 26:69, 29:20, 30:42), “Efela yetedebberun” (Onlar hiç düşünmezler mi? 4:82, 47:24), “Efela tetezekkerun” (Hala düşünmez misiniz? 6:80, 32:4), “Tetefekkeru” (Düşünün 34:46), “Ma yeş’urun” (Farkında değiller. 2:9, 3:69, 6:26, 16:2), “Ya’kılun” (Aklını kullanıyorlar. 2:164, 13:4, 16:12, 22:46, 25:44, 29:35, 30:24, 45:5), “La ya’kılun” (Aklını kullanıp anlamazlar. 2:170, 5:87, 8:22, 10:42, 29:63, 39:43.), “Ya’lemun” (Biliyorlar. 2:75), “Fa’tebiru ya ul’il-ebsar” (Bundan ibret alın, ey basiret sahipleri. 59:2),
Ben de derim: “Fa’tebiru ya ul’il-elbab” (Bundan ibret alın, ey akıl sahipleri!)
Kur’an’ın hikmetli üslubuna yemin ederiz ki, Hıristiyanları ve onun gibileri havalandırarak dalalet derelerine atan yalnız aklı az, burhanı reddedip ruhbanı taklit etmektir. Bu konuyu Hıristiyanlarla sınırlandırmamak gerekir. Aklın esas alınmadığı din anlayışı dalalete düşmeye mahkumdur. Hıristiyanlıkta olduğu gibi, inanç konularında akıl kullanılmaz, burhan/deliller kovulursa insanlar taklide düşerler. Müslümanlıkta ruhbanlık yok ama şeyhlere, hocalara atfedilen değerler ruhbanlığa denk geliyor diyebiliriz. İman şahsi bir süreçtir, herkesin bu şahsi süreci kendisinin yaşaması gerekir. Hristiyanlığın tam tersi olarak İslamiyet daima fikirlerin yayılması nispetinde hakikatleri geliştiren meşvereti, istişareyi önceler. Ayetlerin de akıl süzgecinden geçirilerek anlaşılması gerekir.
Hatime
“Fa’tebiru ya ul’il-elbab” (Bundan ibret alın, ey akıl sahipleri!) Zâhirden ubûr ediniz. Hakikat sizi bekliyor. Fakat gördüğünüz vakit incitmeyiniz. Esah ve lâzım…
İslamiyet’i araştırmaya kalkan insanlar bir şeyin dış görüşünde kalmayıp derinliklerine inip işin hakikatini anlamaya çalışmalıdır. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi akıl sahibi düşünen, meseleleri derinlemesine nüfuz etmek isteyen insanlar ayetlerden ibret almalıdır. Zahirde camilerimiz doluyor fakat İslam’ın burhan ile kuşandığı bir takdim şekli var mı? Akılla meşveret edenler var mı? Gerek alem-i İslam’daki haller gerek gayri Müslimlerin hallerinin zahirdeki görünüşleriyle uğraşmayıp meselenin özüne inip hakikatin araştırılması gerekir.
“Hakikati gördüğünüz zaman incitmeyiniz” ne demektir? Hakikatleri daha önceki bilgilerimize uydurmaya çalışmak hakikati incitmektir. Hakikatleri esbap perdesiyle örtmek, hakikatleri kendimize mal etmek, hakikate teslim olmayıp değiştirmeye çalışmak, gibi noktalar hakikatin incitilmesi konusuna girebilir.


ebnâ-yı mâzi ile ebnâ-yı müstakbel belirtilen dönemleri içerdiği gibi biz de kişi olarak ebnâ-yı mâzi veya müstakbelde yaşayabiliriz. ebnâ-yı mâzi dönemlerinde şahış olarak ebnâ-yı müstakbeli yaşayanlar olmuştur muhakkak. Üstadımızın dediği gibi bulunduğumuz dönem ebnâ-yı müstakbel olsa da kişi olarak topluluklar olarak ebnâ-yı mâzide yaşanlar vardır.
Abi Risale-i Nur’a çok ciddi çalışmak lazım ki ebnâ-yı müstakbel ehli olabilelim. Cenab-ı Hakk nasip etsin İnşaAllah…