Mahrum Kalınmayacak Dualar

Meryem Suresi- 19:4

1. Kâf hâ yâ ayn sâd.

2. Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin yâdıdır.

3. Hani o Rabbine içinden yalvararak seslenmişti.

4. “Rabbim,” demişti. “Artık benim kemiklerim yıprandı; başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.

“Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.” diyor Zekeriya (as).  Sizin dualarınızda mahrum kaldığınız oldu mu?

Üstad 23. Söz, 1. Mebhas, 4. Noktada şöyle diyor:

“Hem dua bir ubudiyettir. Ubudiyet ise, semerâtı uhreviyedir. Dünyevî maksatlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir. O maksatlar, gayeleri değil. Meselâ, yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa, o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Eğer sırf o niyetle olsa, o dua, o ibadet hâlis olmadığından kabule lâyık olmaz.

Nasıl ki, güneşin gurubu, akşam namazının vaktidir. Hem güneşin ve ayın tutulmaları, “küsuf ve husuf namazları” denilen iki ibadet-i mahsusanın vakitleridir. Yani, gece ve gündüzün nuranî âyetlerinin nikaplanmasıyla bir azamet-i İlâhiyeyi ilâna medar olduğundan, Cenâb-ı Hak, ibâdını o vakitte bir nevi ibadete davet eder. Yoksa o namaz, açılması ve ne kadar devam etmesi müneccim hesabıyla muayyen olan ay ve güneşin husuf ve küsuflarının inkişafları için değildir.

Aynı onun gibi, yağmursuzluk dahi, yağmur namazının vaktidir. Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile, niyaz ile Kadîr-i Mutlakın dergâhına iltica eder.”

Yani dua etmek, Cenab-ı Hakka kulluk ve onun isimlerini tanımak demektir. Yukarıdak altı çizili satırın ifade ettiği gibi, dua bir sonuç elde etmek için yapılmaz. Kulluk için yapılır. Yani Cenab-ı Hakkı isim ve sufatlarıyla tanımak için yapılır.

Bu bakış açısıyla yukarıdaki ayetleri yeniden okumaya çalışalım:

1. Kâf hâ yâ ayn sâd.

2. Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin yâdıdır.

3. Hani o Rabbine içinden yalvararak seslenmişti.

4. “Rabbim,” demişti. “Artık benim kemiklerim yıprandı; başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.

Mahrum Kalınmayacak Dualar“Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.”. Yani başıma gelen her olayda senin isimlerini okudum, seni tanıdım, o olayı senin sonsuz kudretinle, merhametinle, hikmetinle çözeceğini, bu isimlerinden geldiğinin şuurunda oldum. “Rabbinin, kulu Zekeriya’ya rahmetinin yâdıdır.” ayetinde bahsi geçen Rabbin rahmeti işte bu. Ne zamanki bu kulluğu yaparız, Rabbimizin merhametini görmüş oluruz ve bunu Rabbimiz Kuran’da yadediyor. Ve dualarımızda (Rabbi tanımada) mahrum kaldığımız hiç olmaz çünkü bu dualarımız sonucunda bize sevdiklerimizle birlikte ebedi hayatı veren Yaratıcımızı tanımış oluruz.

Yukarıdaki ayetlerde Zekeriya isminin yerine kendi isminizi koyun (Ahmet, Mehmet, Ayşe vs).

Rabbinin, kulu Ahmet, Mehmet, Ayşe’ye rahmetinin yâdıdır.

Hani o Rabbine içinden yalvararak seslenmişti. (Rabbininin isimlerini tanımıştı kendi dünyasında)

“Rabbim,” demişti. “Artık benim kemiklerim yıprandı; başım ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.”

Başıma bir hastalık geldi. Hastalığın geçmesi için dua etmedim. Hastalığı geçirebilecek olanın mutlak kudrete sahip olan, Şafi olan Sen olduğunu anladım. Hastalıkla aczimi, fakrımı anladım. Veysel Karani’nin* (Uveys-i Karni) dediği gibi ben acizim sen mutlak kudrete sahip olansın. Aczimi anladım, ve senin beni ne kadar hikmetle terbiye ettiğini gördüm, Hakim olduğunu anladım (ayetlerde Rabb kelimesinin kullanımına dikkat).

Yağmur yağmadı, yağmuru yağdırabilecek olanın, yağdıranın sen olduğunun bilincine ulaştım.

Şu problemi çözemedim. Dua ettim. Bu problemi çözdürebilecek olan Sensin, Mutlak Alim olan, bilmediklerimizi bize öğreten.

Şu sıkıntıları aşamadım. Dua ettim. Sıkıntılara karşı bize yeni kapılar açacak olan Fettah sensin.

Evimde sevmediğim bir görüntü karşıma çıktı. Dua ettim. Güzel görüntüleri, manzaraları yaratabilen, Cemil olan, Musavvir olan sensin.

Acıktım. Dua ettim. Rızık için değil. Bana rızkı verebilecek olan Rezzak, Kerim, Rahman sensin.

Strese, bunalıma, can sıkıntısına girdim. Dua ettim. Senin Kabıd ve Basıt olduğunu tanımak için. Beni bu durumdan kurtarabilecek olanın ancak senin isimlerinin tecellisi (Rahman, Rahim, Fettah, Kerim, Alim, Hakim) olduğunu anladım.

Bir olayın perde arkasını göremedim. Senin Batın olduğunu anladım.

İlmim, bilgim olayları çözmeye yetmedi. Senin Habir olduğunu anladım.

Elimi kaldırırken bir şey alırken, dua ettim, aczimle ben bu elimi kaldıramam. Bunu kaldıran, Hayy, Kayyum, Kadir, Hakim olan sensin. Bu isimleri tanıdım, senin Hadi olduğunu anladım.

Kainata, kendime baktım. Her şey bana seni tanıttı. Seni tanımayan hiç bir şey, olay, görüntü yoktu. Hiç mahrum kalmadım dualarımda.

Ve sen bunu Ezeli kelamında yad ettin. “Rabbinin, kulu Ahmet, Mehmet, Ayşe’ye rahmetinin yâdıdır.” dedin. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim dedin. Ne kadar vefalı olduğunu anladım.  senden uzaklaştım, tekrar sana döndüm, seni yine vefalı buldum. Sen Ganiyyi mutlka olduğun halde benim sana dönmemden kudsi bir memnuniyet duydun.

Yani, Sana dualarımda da, ey Rabbim, mahrum kaldığım hiç olmadı.

* Veysel Karani’nin (Uveys-i Karni) Duası

Mahrum Kalınmayacak Dualar
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Email this to someoneShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInPin on Pinterest
Abdullah Berâ

Yazar Hakkında:

Bu köşede çeşitli platformlarda yapılan müzakereler sonucunda ortaya çıkmış bazı hakikatleri paylaşmaya çalışacağım. Bu hakikatlerin ortaya çıkmasında yorum ve eleştirileri ile büyük katkı sağlayan bütün hakikat yolcularına teşekkürü bir borç biliyorum. Yazılardaki eksiklikler hiç süphesiz bana aittir.

Yazar e-posta: [email protected]

Diğer yazıları için tıklayın.

Fikrinizi Paylaşın